ALMANYA’DAN… Dayak Yiyen Kadınlar!

Bugün sabah “taz-Berlin” isimli gazetenin Brüksel muhabiri beni aradığında hiç şaşırmadım.

“Sayın Ceyhun, İstanbul’da olanları biliyor musunuz?” sorusunu da beklemekteydim.

Evet, bizler Brüksel’de Fransa kaynaklı Ermeni Lobisi’nin Türkiye’ye yönelik olarak arttırdığı faaliyetleri ve yine Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin lobi çalışmalarını kaygıyla izlerken “Türk Polisi” ne yazıkki “elinden geleni yaptı” ve Türkiye’yi tekrardan tüm televizyonların ana konusu haline getirdi.

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” nedeniyle hukuk devletlerinde vatandaşların en doğal demokratik haklardan biri olan gösteri hakkını kullanan kadınlar “polis copu” altında inim, inim inlerken bir Türkiye gerçeği daha ortaya çıktı.

Büyük bir ihtimalle evdeki eşlerini de aynı şekilde dövebilecek seviyedeki polisler Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri alanındaki uygulama açığını da gözler önüne serdiler.

Yerde yatan bir kadına defalarca tekme atmak bırakın polisliği, o polisin jargonu ile söyleyecek olursak hangi “delikanlılığa sığar” ?

Ama yaptılar…

Suratlarında o korkunç gaz maskeleri, üzerlerinde o ürkütücü robocop zırhlarıyla ve de ellerinde copları, savunmasız kadınların üstüne “akıncılar” gibi saldıranlar ve onlara bu saldırı emrini verenler nasıl oluyor da demokratik bir ülkede polis olabiliyorlar diye sormadan edemiyorum.

8 Mart eylemi yapan kadınlar “komünist”, “sosyalist”,” milliyetçi” ya da “dinci” olabilirler. Ancak en nihayetinde barışçıl bir eylemi gerçekleştirmekteler. Ve de bu her demokratik ülkede en doğal vatandaşlık hakkı !

Ne olur “Yaşasın devrimci dayanışma” diye bağırsalar ?

Hiç bir şey!

Ama “vay efendim, bunlar komonist, vurun kahpelere” dercesine onları linç etmek en fazla Türkiye’ye zarar verir.

Yere yığılmış bir kadını hala döven polisler gerçekten “insanlıktan nasiplerini” almamışlar. Çalıların arasına saklanmış korunmasız kadınlara “hamam böceklerine sıkarmışcasına” gaz biberi spreyi sıkıp bir de “acımasızca” vuranlar annelerinin, kız kardeşlerinin, eşlerinin ya da kızlarının suratına nasıl bakabiliyorlar çok merak ediyorum.

Dünya Kadınlar Günü’nde Türkiye “rezil oldu”.

Evet, tam da Almanya’da “Türk kadını hep erkekler tarafından dövülür” tartışmalarının yoğunlaştığı bir sırada çoğunluğu erkeklerden oluşan Türk Polisi, ülkesinin kadınlarını coplarla, biber gazları ile dövdü,

Bu olay çok açık gösterdi ki polis teşkilatında önemli bir reforma ihtiyaç var. şimdiye kadar yapılan seminerler yetmemiş.

Üstelik sadece yeni yetişen polisleri avrupa standartlarında yetiştirmek yetmiyor.

Ana sorun şu anda yönetim düzeyinde olan polisler. Onlar bu mesleğe atıldıkları yıllarda teşkilatları hakkında “işkence” iddaları çok yoğundu.

Çok merak ediyorum hali hazırda geçmişi oldukça “namlı” olan ve geçmişte “yargısız infaz ya da işkence” gibi suçlardan haklarında araştırma yapılmış kaç polis memuru şimdi yönetici konumundalar?

Ben bu yöneticilerin kendi altındakilere örnek olabileceklerini hiç sanmıyorum.

Türkiye’de Emniyet Teşkilatı 12 Eylül Dönemi öncesi ve sonrası namlı memurlarından arındırılmadıkça demokratik hukuk devletine yakışmayan sahneler de son bulmayacaktır.

İşin acısı bu gelişmelere yönelik AB tarafından dile getirilen haklı tepkiye Sayın Başbakan kızmışmış.

Hükümet sözcüsü Sayın Adalet Bakanı bu tarz olayların AB’nde de olduğunu öne sürüp, polisin bu tavrını savunmuş.

İstanbul Emniyet Müdür Muavini de altı polisin yaralandığını anlatarak emrindeki memurları savunmuş.

Herhalde o karateci gibi havalara girerek yerde yatan kadına tekme atan o polis memurlarının bu zor hareketleri esnasında canları yanmış olmalı: vah, vah!

Bu durumda ancak “iyi geceler Türkiye” denilebilinir.

Türkiye’de demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve düşünce özgürlüğü kavgası verenlere “Allah gerçekten kolaylık versin!” 

Aşağıdaki soruların cevaplarını çok merak ediyorum

AKP Hükümeti’nin Ankara’da “AB Troykası “Toplantıları” öncesinde, ”Başmüzakereci” ve “Müzakere Heyeti’nin” belirlenmesinin beklendigi bir zaman diliminde, kamuoyuna yönelik olarak AB ile ilgili motivasyonu düşürücü açıklamalar yapmasi acaba sadece bir tesadüf mü?

Şu ana kadar yapabildikleri tek “icraat” olarak sundukları “AB” konusunda atılması gereken adımları “derin” tabanından yükselen karşıt seslerden dolayi ertelemişe benzeyen AKP acaba bu nedenle mi son günlerde AB’ye çok kızıyormuş gibi bir tavır sergilemekte?

17 Aralık 2004 günü kendi kabul ettikleri konularda bile sanki onlar “hiç Brüksel’e gelip te pazarlık yapmamış ve bu sonuçları kabul etmemiş” gibi davranan kimi sorumlular acaba şimdi neden “AB herşey anlamına gelmiyor” tarzı açıklamalar yapmaktalar?

En büyük şansları Deniz Baykal’ın başkanlığında CHP’nin muhalefet yapmayan bir muhalefet partisi olması olan AKP acaba AB konusunda ne planlamakta ?

Yoksa gerçekten müzakerelerin sonunda Türkiye için üyelik değilde “özel statü mü” söz konusu olacak ?

Keşke bu sorulara yönelik açık bir tartışma gündeme gelse de Türkiye kamuoyu da yanlış rüyalar görmek zorunda bırakılmasa !

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here