ALMANYA’DAN… Deniz Feneri, Ergenekon ve KKTC


Geçmişi “Latin Amerika ülkeleriyle çok benzeşen” Türkiye, aynı Arjantin ya da Şili gibi geçmişiyle hesaplaşmakta. Bu zor işe girişmek bile cesaret ister. Hele hesaplaşmak istenilen “geçmişten kalan” bazıları hala bu uğraşı engelleme olanaklarına sahipseler!  Ancak Avrupa’da da Almanya, İspanya ve İtalya örneklerinde de olduğu gibi her demokrasi geçmişinin hesabını sormak zorundadır. Bu nedenle elbette hatalar da gündeme geliyor. Gönül isterdiki geçmişle hesaplaşmanın sorumluluğunu taşıyan Adalet çok daha titiz işlesin. 

Geçmişiyle hesaplaşan ülkelerin sosyal demokratları en büyük destekti onlara. Türkiye’de ise “gerçek sosyal demokratların” olmamasından kaynaklanan ve sosyal demokrasinin başkaları tarafından istismar edilmesi nedeniyle bu isimle “ortaya çıkanlar” neredeyse geçmişin tüm cuntacılarını savunur hale geldiler. Türkiye ne çektiyse “derin devlet” adı altında devlete çöreklenenlerden çekti. Diledikleri gibi at koşturdular. Şimdi hesap vermekteler ve gariptir bu konuda “en hassas olması gerekenler” birden “12 Mart” ya da “12 Eylül” ve “devamının” savunucusu haline geldiler.

Almanya’da son zamanlarda özellikle tv kanallarında “çok namuslu” imajıyla ortalıkta dolaşan bir muhalif milletvekili tek kelime Almanca bilmeden dinlediği Almanca duruşmaların ardından ona “birilerinin anlattığı” ya da “eline tutuşdurdukları” ile basın toplantısı yaparken konuya hakim gazeteciler tebessümle izlemekteydiler. “Deniz Feneri Davası” hakimi ve savcısının bazı iddialarla ilgili tutanaklara geçen konuşmaları ilginçti. Bazı Türkçe gazetelerin manşetten pazarladığı “hükümete yönelik” suçlamalar ile ilgili olarak hakim ve savcılar da “nereden çıktı bu asılsız iddialar” tarzı açıklama yapmaktaydılar. Almanca bilmeyen “uzman milletvekili” Deniz Feneri Davası’nı izleyip nedense her eline tutuşturulan belge ile basın toplantısı yapıyordu. Bu belgelerden birini araştıran bir gazeteci savcılığı aradığında ne “sözü geçen savcının”, ne de “belgenin dosya numarasının” konuyla ilgisi olmadığını öğrenirken, buna karşın bazı gazeteler sanırım “patronlarının ihale sorunlarından kaynaklanan” nedenlerden dolayı bu “gerçeği” konu etmemeye özen göstermekteydiler.

İlginçtir “Deniz Feneri” söz konusu olduğunda tüm detayların aydınlığa çıkmasını savunanlar “Ergenekon Davası” için bu tarz taleplerle ortaya çıkmadılar. İşte kazılan çukurlar. İşte her türlü provakasyona uygun silah tipleri. Kim bilir, belki bu davanın devamında daha acı gelişmeler de olacak ve geçmişte kayıp annelerinin aradığı genç insanlarla ilgili mezarlar ortaya çıkacak. Türkiye Cumhuriyeti’ni “teröre karşı koruyoruz” safsatası arkasına sığınıp “terörize edenlerden” hesap sormak elbette bu ülkedeki en zor işlerden biri. Ama mümkün. Günümüz dünyasında artık sınırları kapayıp ülkeyi bir “cunta hapsine sokmak” mümkün değil. Haince cinayetler işlenerek katledilen aydınlar, kayıp ilan edilen insanlar, yargısız infaz operasyonlarının sorumluları ve daha nice “devleti korumak adına” işlenmiş suçlar da sonuçta suçtur ve hesabının sorulması doğal bir sonuçtur. Bu hesap sorulma sırasında suçsuz olanları mahkeme aklar ve suçlular da hak ettikleri cezaları alırlar. 

Kamuoyu da geçmişte olanları öğrendikçe geleceğe yönelik olarak daha hassas olmasını öğrenir. Ergenekon Davası nedense belli çevreleri çok heyecanlandırmakta. Ancak hem dünya hem de Türkiye kamuoyu eski Susurlukçular ile ilgili gelişmeleri takip etmekte.

Son dönemlerde “peki Ergenekon’un KKTC bağlantıları ne olacak?” sorusu dile getirilmekte. Türkiye’nin geçmişi ile hesaplaşaması elbette KKTC’yi de kapsamak zorunda. Ancak KKTC ile ilgili olarak Adalet sanırım Türkiye’nin “milli çıkarlarının ağır basması sorunu” ile karşı karşıya. Bir çözüm bulma amacıyla görüşmelerin sürdüğü ve tüm dünyanın Kıbrıs’ı izlediği bir sırada “hangi ünlü KKTC vatandaşlarının Ergenekon Davası kapsamına girdiğini” açıklamak pek akıllıca bir iş olmaz her halde! Kuzey Kıbrıs’ı savunanların görüşme masasında “Ergenekon Dosyası” ile karşılaşması ne Kuzey Kıbrıslı Türklerin ne de Türkiye’nin çıkarına! Bu nedenle Ergenekon ve KKTC konusu şu anda bir tabu. 

Tek tesellimiz Veli Küçük ya da İbrahim Şahin gibi isimlerin KKTC vatandaşı olmamaları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

8 + 13 =