ALMANYA’DAN… Erken seçim ve Türkiye’ye etkisi

22 Mayıs 2005 günü Almanya’nın Bavyera’nın yanında en önemli eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya’da yapılan Eyalet Seçimi, Federal Hükümet için de acı bir sonu beraberinde getirdi.

SPD’nin onlarca yıldır “en sağlam kalesi” olarak elinde tuttuğu ve seçmenlerinin “en sadık olanlarının” yaşadığı bu eyalette tarihi bir hezimete uğramasının ardından Başbakan Schröder ve SPD Başkanı Müntefering daha önce belirledikleri “Felaket Günü Stratejisi’ni” kamuoyuna açıkladılar.

Başbakan Schröder 2006 yılının Eylül ayında yapılması gereken seçimlere kadar olan süre içinde partisinin daha fazla baskıya dayanamayıp iyice erimesi tehlikesine karşı var olan tek önlem olan “Erken Seçim’i” önerdi.

2006 yılında sekiz yıllık iktidarının sonunda büyük bir hezimete uğramaktansa şimdi eldeki son güçlere çeki düzen verip “son savaşa” girmek kendisi için de daha onurlu olan yol galiba.

Bu yedi yıllık dönemde hükümet,politikalarını anlatabilmekte çok zorlandı. “Borçlu ve çok sorunlu” olarak teslim aldığı Almanya’da acilen gerekli olan reformları yaparken de kendi seçmenlerinin en büyük fedakarlıkları yapmak zorunda kalacağı seçmenlere anlatılamadı. Bunun yanı sıra hatalı kadro atamaları da zarar verdi. Örneğin hükümetin en zor günleri yaşadığı bir sırada Olaf Scholz’un partinin Genel Sekreteri olması en fazla Schröder’e zarar verdi. Scholz’un yönetici olma konusundaki zaafları SPD’nin Schröder’den uzaklaşmasına neden oldu.

En sonunda Schröder doğru karar alıp SPD Başkanlığı görevinden ayrılıp yerine bu görevi dört dörtlük yapan ve SPD’nin tam güvenine sahip Franz Müntefering SPD Başkanı olduğunda ise ne yazıkki artık çok geçti.

Almanya’da hükümetin politikasını anlatmayı beceremediği ve “bugünün sert politikalarının yarının çocukları için olduğunu” anlayamayan seçmen ise artık Almanya’da hangi düzeyde olursa olsun her seçimi Federal Hükümete “bir kırmızı kart daha gösterme olanağı” olarak değerlendirmeye başladı.

SPD üyeleri içinde de en başta emekliler olmak üzere hükümetin reformlarının günlük yaşamlarını en fazla etkilediği kesimler artık sandık başına gitmemeye başladılar. Bir çoğu SPD üye kimliklerini partiye iade ettiler.

Zaten SPD’ye son seçimlerde en büyük darbeyi de diğer partilere verilen oylardan ziyade sandığa atılmayan oylar vurdu. SPD seçmeni tam bir karamsarlık içinde seçim günü sandık başına gitmemeye başladı.

İşte bu koşullarda Başbakan Schröder ve SPD Başkanı Müntefering “Erken Seçim” kararını açıkladılar.

Tüm Almanya’nın Hıristiyan demokratlar tarafından idare edilmesine halkın tavır alacağını uman Schröder muhtemel bir seçim zaferini politikasının tasdiki olarak değerlendirmeyi amaçlamakta.

Aktüel bir durum değerlendirmesi yapmakta fayda var inancındayım:

***


SPD’NİN DURUMU:

Son iki yıldır Bremen Eyaleti haricinde girilen tüm seçimleri kaybeden SPD’de moral “sıfır” sayılabilir. Federal Hükümet uygulamalarının kendisine bile tam olarak anlatılmadığı SPD tabanı bu nedenle hükümet politikasını savunmakta güçlük çekmekte.

Seçim kampanyaları sırasında söz konusu olan seçimler ister yerel, isterse eyalet, isterse de avrupa düzeyinde olsun sürekli Federal Hükümet politikaları nedeniyle halk içinde laf işiten ve kimi zaman küfürler bile dinleyen SPD tabanı oldukça bezmiş durumda ve çok yorgun. Özellikle onlarca yıllık sendikacı emekli üyeler Schröder Politikası’na tepki olarak partiden istifa ettiler. Son iki yıl içinde parti onbinlerce üye kaybetti.

İşte böylesine cepheden cepheye yenilerek ve yorularak geri çekilmiş morali sıfır bir ordusu var şu anda Schröder’in.

Ama bence kararı doğru. Eğer bekleseydi de durum farklı olmayacaktı. Şimdi SPD’yi son savaşa son bir kez motive etmekten başka çaresi yok.

SPD kendisine sırt çevirmiş olan sendikaları Almanya’nın geleceği açısından bu derece önemli olan bu seçim vesilesi ile tekrardan kazanma şansına sahip.

Bir SPD-Yeşiller Koalisyonu sonrası iktidara gelecek olan CDU/CSU-FDP Koalisyonu’nun bir çok alanda şimdiki hükümeti aratacağını anlatmaya çalışacak Schröder.

CDU/CSU CEPHESİ:

Bu erken seçime hazırlıksız yakalanmalarına rağmen daha şanslı konumdalar. Beklenenin tersine Başbakan Adayı konusunda tartışmamayı başaracağa benziyorlar. Hatta Almanya tarihi açısından bir ilk olarak belki de ilk kadın Şansölye bir CDU’lu olacak.

Son dönemlerde seçimleri kazandıklarından moralleri yüksek. Bu son savaşı istiyor gözüküyorlar. Eyaletlerde sağladıkları üstünlüğü federal düzeyde de gerçekleştirme hedefine çok yakın olduklarının bilincindeler.

En büyük rakipleri muhtemelen yapabilecekleri kendi hataları olacak.


BİRLİK 90 / YEŞİLLERİN DURUMU:

Yaşam standartı her geçen gün yükselen bir seçmen tabanına sırtını dayayarak SPD’nın reform politikalarını daha da sertleştiren ve her geçen gün daha fazla öko-liberal bir ekonomi politikasına yönelen bu parti de bu seçimde kaybetmeye aday. Ortak oldukları hükümette SPD’nin erimesini her geçen gün biraz daha tombullaşarak izleyen Yeşiller bu sefer sımsıkı sarıldıkları bakanlık koltuklarını kaybetme endişesi içindeler.

Özellikle SPD’nin bu “Erken Seçime” “ille de Kırmızı-Yeşil Hükümet kuracağız”” eğilimi içinde girmeyecek olması da onları telaşlandırmakta.

Parti tabanı seçim kampanyasını yürütecek konumda. Bir de Joschka Fischer’in “Başbakan Adayı” olarak seçime girecek olması parti tabanını daha fazla motive edeceğe benziyor.

Amaçları mümkün olduğu kadar oy alıp SPD’nin kaybettiklerini telafi ederek koalisyonu kurtarmak olacak.

FDP CEPHESİ:

FDP son zamanlarda büyük seçim zaferleri alamasa da eyalet parlamentolarında yer alarak ve şimdi Aşağı Ren Vestfalya’da olduğu gibi hristiyan demokratların iktidara gelmesini sağlayarak oldukça önemli bir “anahtar parti” konumunda.
Bu seçimde de kırmızı-yeşil iktidarı yıkmak isteyenlerin kendilerini seçerek yeni bir koaliyona şans vereceğine inanan bir seçim kampanyası yapmaları bekleniyor liberallerin.
CDU ve CSU ile koalisyon yapacaklarını şimdiden açıklamış olsalarda her hangi başka bir sürpriz sonuç gündeme geldiğinde SPD için de koalisyon ortağı olmalarına kimse şaşırmamalı.

PDS’İN DURUMU:

Son seçimde giremedikleri meclise bu seçimde girme şansına sahipler. SPD’nin kızdırdığı ya da hayal kırıklığına uğrattığı seçmenlerin bir kısmını kazanmayı hedefliyorlar. Bu şansları da var. Ayrıca en büyük beklentileri SPD seçmeninin seçime gitmemesi halinde verilen oy oranının düşmesi ve bu sayede ufak partilerin sandalye sayısının artması.
PDS bu seçimde meclise girerek zayıflayan bir SPD ve Yeşiller işbirlişiğine ortaklık edebilmeyi istiyor. Bu şekilde kendilerini Alman toplumuna kabul ettirebileceklerini umuyorlar.

YENİ PARTİLEŞEN SPD MUHALEFETİ:

Bu seçimde hiç bir şansları yok. Çünkü onlar gerçekten hazırlıksız yakalandılar. Aşağı Ren Vestfalya’da yüzde iki oy oranı almaları bile büyük başarı idi. Ancak böylesine hayati bir seçimde hiç bir profesyonel olanağı olmayan bir grupcuk olarak şansları sıfır. Seçmen de bu nedenle onlardan uzak duracaktır.

AŞIRI SAĞ CEPHE:

Aşırı Sağ bu seçimi hem AB hem de Türkiye karşıtı propaganda için bulunmaz bir nimet olarak değerlendirecek. Türkiye ve Türk düşmanı seçim malzemesini çok sık görmek zorunda kalacağız.

Şansları olmasa da yeterince kafa karıştıracaklar.

TÜRK KÖKENLİ ALMAN SEÇMENLERİN DURUMU:

Çoşkuyla seçtikleri Schröder Hükümeti’nin kendilerini hayal kırıkılığına uğrattığına inanan bu seçmenler hem İç İşleri Bakanı Otto Schilly’nin uygumaları hem de hükümetin ekonomik reformları nedeniyle memnun değiller.

Ancak bu hükümetin alternatifi bu alanlarda onlara daha da zor koşullar vaat ettiğinden ve de Türkiye konusunda Almanya Politikası’nın değişmesi istenmediğinden çoşkuyla olmasa da Schröder’e oy vereceğe benziyorlar.

FRANSA’DA REFERANDUM’UN SEÇİME ETKİSİ:

Eğer Fransa’daki Anayasa Referandumu’nun sonucu hayır olursa, bu ister istemez hristiyan demokratların Fransa deneyiminden yola çıkarak Türkiye konusunu seçim propaganda konusu yapmalarına neden olabilir.

BÜYÜK KOALİSYON:

2005 yılının Eylül ayında yapılacak seçimin sonucunda bir CDU/CSU-SPD Koalisyonu (Büyük Koalisyon) gündeme gelebilir. Belki de Almanya’nın sahip olduğu sorunlar nedeniyle doğru bir gelişme de olabilir. Olursa kimse şaşırmasın!

Evet işte bu koşullarda Türkiye’nin de kendine bir çeki düzen vermesinde fayda var.
İlk adım atıldı. Sanırım seçim sonucunun getirebileceklerinin düşünüldüğü bir ortamda nihayet bir “Başmüzakereci” (Ali Babacan) belirlendi.

Türkiye’nin tüm olasılıkları iyi değerlendirmesi gerekiyor.

Fransa’da sonuç olumsuz olursa bunun hesabının ucu Türkiye’ye de dokunacak.
Almanya’da iktidar değiştiği takdirde her şey daha da zorlaşacak. Bir muhtemel “Büyük Koalisyonun” bile Türkiye Politikası daha farklı olacaktır.

Bu nedenle hani şu hep sözünü ettiğimiz reformların hayata geçirilmesi konusunda Eylül ayına kadar atılabilenecek çok adım var.

Türkiye kendi açıklarını kendi kapattığı oranda zor koşullarla başa çıkma şansına sahip.

Ben elbette Avrupa ve Almanya için üzerime düşen görevi yapacağım.

Ben de yukarıda sözünü ettiğim SPD ordusunun yorgun savaşçılarından biriyim. Bu savaşımız çok çetin olacak. Kazanmak için elimizden geleni yapacağız.

Az evvel beni Kahire’den arayan Spiegel Dergisi temsilcisi de 23 Mayıs 2005 tarihli Hürriyet İnternet sayfasında benim “Türkiye’ye hristiyan demokratlar ve liberallerle ilişkilerini geliştirmelerini önermemin” seçimi kaybedilmiş görmem anlamına gelip gelmediğini sordu.

Tabiiki hayır.

Benim için bir seçimin kazanılıp kazanılamayacağı seçim günü akşam saat altıda sandıklar açılana kadar bilinmeyen bir konudur.

Ben diğer partili arkadaşlarımla kazanmak için koşturacağım. Seçmenlere bizim iktidarda olmamızın ne anlama geleceğini anlatacağız.

Almanya’nın Irak Savaşı’na girmemesini, Atom Reaktörleri’nin artık enerji politikalarımızda yerinin olmadığını, sendikal hakların bizim sayemizde bir garanti olduğunu ve bunların tersinin ne anlama gelebileceğini anlatmak olacak ana görevimiz.

Ancak “ya Türkiye ?” derseniz “fair” olmak zorundayım. Biz seçimi kazanmak istiyoruz. Ama ya kazanamazsak! İşte Türkiye’nin de bu ihtimali düşünerek gerekli tedbirleri almasında fayda var!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here