ALMANYA’DAN… Finlandiya bir şans olabilir

ALMANYA’DAN… Finlandiya bir şans olabilir

0
PAYLAŞ

1 Temmuz 2006 gününden itibaren AB Dönem Başkanlığı’nı Finlandiya’nın üstlenmesi AB açısından bir hareketlilik getireceğe benziyor.

AB´de genelde bugüne kadar hep doğru olduğu kanıtlanmış bir kural vardır. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi büyük AB ülkeleri dönem başkanlığını üstlendiklerinde çok iddialı olduklarından hedeflerini gerçekleştirme konusunda zorlanırlar. Bir de aralarındaki rekabet onların birbirlerini frenlemesini beraberinde getirir.

Buna karşılık ufak AB ülkeleri bu açıdan çok avantajlı olurlar. Önemli kararlar onların dönem başkanlığında daha kolay alınır. Ufak ülkeler pastanın paylaşımı kavgasında büyük pay kavgası yapamadıklarından dolayı pastanın eşit bir şekilde ve sorunsuz paylaşım için tüm diplomatik becerilerini sunarlar.

Finlandiya´da işte bu ufak ülkelerden biri. Hatırlamakta fayda var: Türkiye´nin AB yolculuğu da Finlandiya´nın dönem başkanlığında Helsinki´de başlamıştı.

Finlandiya altı aylık Çalışma Programı´nı kamuoyuna açıkladı. Buna göre beş alanda hedefleri belirlenmiş durumda:
Vatandaşın her şeyi takip edebildiği ve düzgün işleyen bir AB için gerekli adımları atmak,
AB´nin geleceği yani anayasası konusunda ileriye adım atmak,
Dünya pazarlarında AB´nin gücünün artırılması,
Dış Iliskiler Politikası´nın rayına oturması,
Adalet ve iç işleri alanlarında yapılması gerekenlerin (terörizmle daha etkin mücadelenin) tamamlanması.

Finlandiya Dönem Başkanlığı sırasında tüm faaliyetlerinin AB vatandaşları tarafından takip edilmesi sayesinde AB vatandaşlarının güvenini kazanmak istiyor. Bir yandan toplantıları mümkün olduğu kadar kamuoyuna açık yaparken diğer yandan da gereksiz bürokrasiyi azaltmak amaçları.

Finlandiya ufak ülke olma avantajını  “çıkmaz sokakta bekleyen” Avrupa Anayasası konusunda kullanmayı hedefliyor. Anayasa konusunda yeni bir anlaşma zemini yaratabilmek için AB´nin aksayan yanlarının düzeltilmesi için çalışacak Finlandiya.

AB´nin güçlenmesi için uluslar arası alanda ABD ile yoğunlaşan işbirliğine paralel olarak Rusya ile daha kapsamlı ilişkiler ve Asya ülkeleri hedeflenmekte. Finlandiya´nın özellikle Rusya´nın komşusu olması bir avantaj olarak görülüyor. AB ve Rusya arasında serbest ticaret bölgesi kurma planları da söz konusu. Finlandiya diğer AB ülkelerinin AB´nin çıkarlarını düşünmeden ve Rusya´yı iyi tanımadan bu alanda başarısız olduklarını iddia ediyor.
 
Genişleme konusu ise Türkiye için hayati önem taşıyor. Finlandiya´nın dönem başkanlığı sırasında Bulgaristan ve Romanya´nın tam üyeliklerinin 12 ay geciktirilmesi konusunu gündeme getirmek isteyen çevreler var. Bence şansları yok ama belli olmaz.

Kıbrıs´tan kaynaklanan sorunlar nedeniyle tarama ve müzakerelere ara verilmesi taleplerinin yoğunlaştığı bugünlerde Finlandiya Dışişleri Bakanı çok net bir şekilde Türkiye´nin AB üyeliğini kesinlikle desteklediklerini açıkladı.
İşte bu durum Türkiye için bir şans olabilir.

Üyelik için değil ama kendisini daha iyi anlatabilmesi için!

Finlandiya´nın diğer AB ülkelerine Rusya ile ilgili eleştirisi çok anlamlı. Onları Rusya´nın iç koşullarını yeterince göz önünde tutmamakla suçluyor Finlandiya. Bu aslında Türkiye için de geçerli.

Benim gibi bir solcudan hiç alışık olmadığımız bir örneği ele almak istiyorum.

30 Ağustos 2006 öncesi Türkiye´de “türbanı milli mesele ve olmazsa olmaz” hale getiren çevreler Brüksel´de bir TSK mensubu komutana karşı lobi yapmaktalar. Genelkurmay Başkanı olduğu takdirde daha önce de ona karşı başarısız yıpratma operasyonu yaptıklarından kendisinden çekindikleri bu ismi AB´nin yardımıyla engellemeye çalışanların kendi çıkarları ve nihai politik amaçları bu davranışlarını açıklayabilir.

12 Mart 1971 ya da 12 Eylül 1980 darbelerini yaşayanlardan biri olarak TSK´nın bu darbelerdeki olumsuz rolünün unutulmazlığını kabul etsem de “Türkiye Gerçeğini” anlamak ve anladığımı da anlamayanlara anlatmaktan yanayım.

Kıbrıs Rum Kesimi diye tanımladığımız Türkçe´yi AB´ye resmi dil olarak önermeyen Kıbrıs Cumhuriyeti´nde TSK “işgalci” olarak tanımlanmakta. Ama şimdi geçmişe bir göz atacak olursak onların “işgalci” diye tanımladıkları TSK´nın Kıbrıs Türkleri için “can kurtarıcı” ve Kıbrıs Rumları icin “demokrasi getirici” rolünü görmemezlikten gelemeyiz.

Yunanistan´da faşist Albaylar Cuntası altında Yunanlı demokratlar “inim, inim inlerken” Kıbrıs´ta demokratik seçimlerle seçilmiş bir hükümet Atina´dan yönlendirilen faşist bir cunta tarafından devrildiğinde bugün TSK´ya “işgalci” diyenler acaba kendi ülkelerinde faşizme karşı aktif tavır alıyorlar mıydı bilmiyorum. Bildiğim Lefkoşa´daki faşist cunta nedeniyle Kıbrıs Türkleri´nin “can ve mal güvenliğinin” olmadığıydı.

İşte o “işgalci” diye tanımlanan ve benim her pratiğini savunmak arzusunda olmadığım ve de hukuk devleti kapsamında haklarında soruşturma yapılması gereken “12 Eylül” sorumlularının da eski mensubu olduğu TSK Kıbrıs´a çıktığında durum buydu.

TSK Kıbrıs´ın kuzeyinde Türkler için güvenli alan yaratmaya çabalarken Yunanistan ve Güney Kıbrıs faşist cuntalardan kurtuldu.

Üstelik Güney Kıbrıs´ta reddettikleri Annan Planı gerçekleşebilseydi bu plana göre Kıbrıs´ta bir avuç TSK mensubu kalacaktı.

Nedense işin bu yanını duymak istemiyor Kıbrıs Rum Kesimi´nde sorumluluk taşıyanlar.

Gelelim Türkiye´ye…

Haftasonu Şisli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, CHP Milletvekili Hasan Aydın ve daha nice dostla birlikte Kayseri ve Sivas´taydık.

Binlerce Alevi dostumuzla Madımak Katliamı´nı bir kez daha lanetledik. Ve orada Aleviler´in günümüz Türkiye´sinde TSK´ya nasıl baktıklarını gördüm. Yüzlerce yıl zor koşullarda ve baskı altında yasayan ve de umutla birlikte kurdukları Türkiye Cumhuriyeti´ne bu nedenle  canları pahasına sahip çıkan bu insanların “can ve mal güvenlikleri” söz konusu olduğunda güvendikleri tek bir kurum var: TSK.

Aslında biz SOLcular için ne acı bir gerçek! Ama gerçek!

İste bu “Türkiye Gerçeğini” Finlilere anlatmak gerek. Onlar anlarsa, onlar da diğerlerine anlatır.
AB´nin yapması gereken, Genelkurmay Başkanı olacak isimle uğraşmak değil. TSK´nın politikanın dışında kalabileceği gerçek demokratik koşulların oluşmasına katkıda bulunmak olmalı. Yoksa TSK´yi zayıflatacağım derken TSK´nın zayıflamasını fırsat bilen irticacı güçleri güçlendirici her adım aslında AB´nin en temel ilkelerine bir “ihanet” olacaktır.

Ben ülkesinde hayati bir irtica tehlikesi olmayan bir Alman, İsvecli ya Danimarkalı sosyal demokrat arkadaşımı çok iyi anlıyorum. Türkiye Gerçeği´ni onlar bilmiyorlar. Bizim anlatmamız gerekiyor.

İste bunları Finlandiya´nın dönem başkanlığında anlatmak ve gerekirse de muhtemel “ara vermelerden” çekinmemek, hatta gerekli hazırlıkları yapmak en doğrusu şu sıralar.

Hem Kıbrıs hem de Türkiye için.

BİR CEVAP BIRAK

2 × one =