ALMANYA’DAN… Lobi kimin için?

Geçtiğimiz Pazar Günü Köln’de yeni bir dernek kuruldu. Avrupa düzeyinde Türkler adına faal olduğunu iddia eden onlarca dernegin arasına bir dernek daha katıldı. Buraya kadar aslında yeni bir durum söz konusu değil. Almanya’da Dernekler Yasası kapsamında yedi kişi biraraya gelip bir dernek kurabilmekte. Yani gayet normal bir olay.

Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’ni (UETD) diğer derneklerden farklı yapan ise Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’daki Türklere “Bu çatıda birleşin. UETD, Türkiye’deki ideolojik gruplarla bir olanlar gibi bölücü değil, birleştiricidir.” (Hürriyet/8 Kasım 2005) çağrısı yaparak bu yeni derneğin “ne derece tarafsız” bir dernek olduğunu da gözler önüne sermiş oldu.

Derneğin Başkanı Fevzi Cebe’yi tanımıyorum. Bu nedenle onun AKP’li olup olmadığını da iddia edemem. Ancak açık olan hem yeni kurulan derneğin hem de başkanının AKP’liler tarafından çok açık bir şekilde desteklendiği.

Bu egitim. Kimseyi de rahatsız etmez. Ama Almanya’daki bir çok Türk vatandaşının ya da Türkiye kökenli Alman vatandaşlarının UETD ile ilgili olarak “AKP’nin Avrupa Temsilciliği’mi acaba ?” sorusunu  kendi kendilerine sordukları bir ortamda bu derneğin tüm Türkler için bir “çatı” olduğuna inanmak neredeyse imkansız.

Örneğin Almanya’da yaşamakta olan Türk soyal demokratlarının bir yandan SPD içinde faaliyet gösterirken diğer yandan da CHP, SHP ya da DSP gibi muhalefet partilerinin AKP Hükümeti’ne karşı politikalarını desteklediklerini düşünürsek, AKP’nin Almanya uzantısı görünümünde bir derneğin nasıl olup ta Türk sosyal demokratlarının “çatısı” olabileceğini merak etmekteyim.

AKP isterse Türkiye dışında istediği kadar dernek kurabilir. Ancak AKP’nin dünya görüşüne uygun düşen dernekler Türk Devleti’nin lobi faaliyetleri konsepti kapsamında ne derece tarafsız olabilirler?

Eskiden Türk Hükümetleri bu tarz faaliyetlere yöneldiklerinde bugün AKP’yi destekleyen çok sayıda kişi “bizi rahat bırakın, biz Almanya’daki Türkler olarak hükümet politikalarının desteklendiği lobi derneklerinde yer almayız” diye tepki göstermekteydiler. Hatta bu tarz girişimlerin Alman kamuoyunun tepkisini çekeceği ileri sürülürdü.

Peki şimdi değişen ne? Eski hükümetlerin Türk Koordinasyon Kurulları vardı. Şimdikinin de UETD’si mi var? Ayrıca daha da ilginç olanı bu derneğin oldukça zengin olduğu.
Almanya’da koca bir villası olan ilk Türk “sivil toplum örgütü”.

Bir de 6 Kasım 2005 Pazar Günü Hürriyet Avrupa Baskısı editörü Ali Gülen’in (bugün -8 Kasım 2005- hala yalanlanmamış olduğunu bana telefonda tasdik ettiği) “…Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise eli oldukça dolu. Kendini “Türkiye’nin lobicisi” ilan eden UETD’ye 3 milyon Euro’luk bir kaynakla geldiği belirtiliyor Erdoğan’ın. Eğer doğruysa yeni lobicimiz cebi dolu başlıyor işe…” iddiası var. Bu kafaları karıştırmakta.

UETD Türk Devleti’nden mi 3 milyon Euro almakta? Yani benim Türkiye’de yaşayan ve hiç bir zaman AKP’ye oy vermemiş ve vermeyecek olan akrabalarımın, dostlarımın, tanıdıklarımın ve daha nice Türkiye ins anının vergilerinden 3 milyon Euro şimdi AKP’nin Almanya uzantısı görünümünde bir derneğe mi veriliyor ?
Hangi amaçla?

Yok eğer bu para AKP’den çıkıyorsa ve Türkiye’nin Partiler Yasası buna olanak veriyorsa beni ilgilendirmez. Ancak UETD Türk Devleti’nden 3 milyon alıyorsa soracak çok soru var. “AKP’nin dünya görüşünün Almanya’daki Türklere aktarılması için bir misyon çalışması” yapmak için kurulduğuna bir çok kişinin inandığı bir derneğin nasıl Türkiye için lobi yapacağı gerçekten merak konusu.

Tüm bu sorulardan dolayı Almanya Başbakanı SPD’li Gerhard Schröder’in UETD’nin açılışına katılmamış olması beni rahatlattı. SPD Hessen Güney Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi, eski SPD Avrupa Parlamentosu milletvekili ve hem 2002 hem de 2005 yıllarında “Yeni Yerliler Başbakan Schröder için” kampanyalarını diğer arkadaşlarımla birlikte organize etmiş bir sosyal demokrat olarak  UETD konusunda SPD’nin Türk üyelerinin rahatsızlığının partinin tüm kademelerinde dile getirildiğine şahit olduğum için Gerhard Schröder’in açılışa katılacağı haberini üzülerek okumuştum.

Katılmaması SPD’li Türklerin büyük bir çoğunluğunu rahatlattı diyebilirim.

KOALİSYON HÜKÜMETİ

CDU/CSU ve SPD Koalisyon Hükümeti’nin Ortak Çalışma Metni artık son taslak aşamasında. İçişleri alanında uzlaşı sağlanan metin beni sevindirdi. “Tüm göçmenlere yönelik Yerel Seçim Hakkı’nın Anayasa’ya uygun olup, olmadığının araştırılması” gibi hedeflerin CDU/CSU’nun bugüne kadarki politikaları göz önünde tutulduğunda sevindirici cümleler olarak kaleme alınması olumlu bir gelişme.

14, 15 ve 16 Kasım 2005 günleri Almanya’nın Karlsruhe kentinde yapılacak olan SPD Kurultay’ında hem Koalisyon Hükümeti onaylanacak hem de SPD’nin yepyeni yönetimi seçilecek.

Genç ve yeni kadrolar SPD’nin 2009 yılında tek başına iktidara gelme hedefini gerçekleştirmek amacıyla görev alacaklar. Bu olumlu gelişmelerin yanında SPD’de var olan en büyük eksik tüm diğer partiler için artık çok doğal bir hale gelen bir personel sorunu. SPD’nin Federal Yönetim Kurulu’nda bence bir Türk üye eksik.
Bu bizim için bir “eksi puan”.

Yeni yönetim kurulunun seçileceği bir dahaki kurultaya kadar genç kuşaktan bir arkadaşımızı aday olarak bu önemli görev için hazırlamamız ve seçilmesini sağlamamız gerekiyor. Yeşiller ve FDP’de geçmişte federal düzeyde yönetim kurulu üyeliği yapanlar oldu. Federal Parlamento’da temsil edilen bir partinin federal yönetim kuruluna seçilen ilk Türk olmanın sevincini ben 1989 yılında Yeşiller Partisi Federaf Yönetim Kurulu üyesi olarak yaşamıştım. CDU’da geçen yıl Emine Demirbüken bir ilki gerçekleştirdi. Şimdi SPD’ye gecikmeli de olsa sıra gelmiş bulunuyor.

Özellikle Fransa’da yaşananlar göç toplumlarında genç kuşaklara perspektıf sunmanın ne derece önemli olduğunu gözler önüne sürmekte. Partilere de bu alanda sorumluluk düşüyor. Genç kulağın temsilcisi bir Türk yönetim kurulu üyesi bu açıdan bakıldığında çok değerli bir örnek teşkil etmekte.

AVUSTURYA DÖNEM BAŞKANLIĞI’NA HAZIRLANIYOR
Avusturya 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren üstleneceği AB Dönem Başkanlığı zaman planlamasını yapmış durumda. Buna göre 23 ve 24 Mart 2006 ve de 15 ve 16 Haziran 2006 günleri zirve toplantıları için reserve edilmiş durumda. Bakalım bu zirveler Türkiye için süprizlerle dolu olacak mı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.