ALMANYA’DAN… SPD’de önemli bir gelişme

Türkiye kendisiyle uğraşmaktan gene Brüksel’de gündeme gelen ve Türkiye açısından oldukça önemli sayılabilecek bir gelişmeyi izleyemedi.

8 Mart 2006 Çarşamba Günü Avrupa Parlamentosu’ndaki SPD Grubu, 7 Mart 2006 Salı Günü gerçekleştirdiği grup toplantısında “oy birliği ile” kararlaştırdığı yeni Genişleme Politikası’nı bir basın toplantısıyla tanıttı.

Türkiye’de medya o sırada “Şemdinli ve benzeri konulara ağırlık vermek zorunda bırakıldığından” bu basın toplantısı Türkiye kamuoyuna pek yansımadı. Maalasef! Oysa bu yeni Genişleme Politikası Schröder’in başbakan olduğu dönemin Almanya’sının ve aynı dönemin iktidar partisi SPD’nin Türkiye Politikası’ndan farklı bir bakış açısı sunmakta.

Bu bakış açısının doğru ya da yanlış olup olmadığı yorumunu siz okurlara bırakmaktan yanayım.

Ancak bu yeni çizgi Türkiye’yi hayati açıdan ilgilendirmekte.

8 Mart 2006 tarihinde bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulan bu yeni politika belki de CDU ve SPD’nin birlikte oluşturdukları yeni hükümetin çizgisine de kolayca adapte edilebilecek bir içeriğe sahip.

Avrupa Birliği’nin geleceği açısından kaygılanan SPD milletvekilleri AB’nin bundan sonra Genişleme alanında atacağı adımlar için temel prensiplerini tanımlıyorlar.

Romanya ve Bulgaristan’ın AB üyeliğinde hala var olan sorunlar nedeniyle 2007 yılında gündeme gelecek olan üyeliğin 2008’e sarkacağını hatırlatıyorlar ve bu tarz “şartlar yerine getirilmeden hediye edilen üyeliklere” bir daha göz yummayacaklarını özelikle belirtiyorlar.
Bu iki ülke örneğinde bir de örnek vererek “örneğin rüşvet ve yolsuzluk ile mücadelede sadece kanunların çıkarılmasının yeterli olmadığını ve hali hazırda bu sorunun çözümü için daha on yıla ihtiyaç olduğunu” belirtiyorlar.

Sürekli “yumuşatılan” üyelik kriterleri uygulamasına daha fazla göz yummayacaklarını ve şartlar “yüzde yüz” yerine getirilmediği takdirde üyeliğin de kabul edilmemesi gerektiğini dile getiriyorlar. “Şartlar zaman içinde yerine getirelecektir” tarzı üyelikleri red ediyorlar. Bence Türkiye açısından oldukça anlamlı bu bakış açısını sunduktan sonra Avrupa Birliği’nin “yeni üyeleri kabul edebilme kapasitesinin de” göz önünde tutulması gerektiğini hatırlatıyorlar.

AB’nin genişleyebilmesi için Avrupa Anayasası’nın kabulü, sağlıklı bir bütçesi olması gerektiğini, üye olacak ülkenin iç politikasının, ekonomisinin ve coğrafi boyutlarının göz önünde tutulmasını şartlar arasında sıralamaktalar.

Ayrıca yeni üyelerin AB kamuoyunun onayı ile kabul edilmesini de önermekteler.
Avrupa Birliği’nin kendi içinde “çekirdek ve dış halka” olarak iki gruba ayrılmaması için AB’nin genişleme kapasitesinin çok önemli olduğu dile getiriliyor.

AB’nin ilk önce kendisine çeki düzen vermesi gerektiği açık bir şekilde dile getiriliyor.
Türkiye konusunda ise üç önemli cümle göze çarpıyor:

1. 2006 yılı sonuna kadar Kıbrıs ile ilgili lımanlar ve havaalanları sorunu çözülmedi takdirde müzakerelere ara verilmesini önereceklerini belirtiyorlar.
2. Müzakerelerin sonun açık olduğu ve sonucun hem tüm şartların yerine getirilmesi ve hem de AB’nin yeni üye kabul etmeye yönelik kapasitesinin göz önünde tutulması ile bağlantılı olduğu söyleniyor.
3. Müzakereler sonucunda Türkiye’nin üye olmaması ihtimalinin de var olduğu hatırlatılıyor.
Yukarıda sizlere mümkün olduğunca yorumsuz aktarmaya çalıştığım bu yeni politika bence çok dikkatli izlenmesi gereken bir gelişmenin başlangıcı.

Dikkatli izlendiği takdirde bu gelişmeye paralel adımların atılması ya da önlemlerin alınması mümkün olacak. Ancak “izlemek” diyorum. Çünkü Türkiye yine kendisiyle meşgul. Ve bu tarz hayati gelişmelerden çoğu kez habersiz. Oysa Brüksel’de ve önemli AB ülkelerinde gündeme gelen her tartisma Türkiye’nin AB ile ilgili geleceği açısından hayati önem taşımakta.

Su Tv’de Fatma Pehlivan ile sohbet

13 Mart 2006 Pazartesi akşamı Türkiye saati ile 21.00’ de bu haftanın konuğu Fatma Pehlivan olacak. Belçika’da sosyaldemokrat bir senatör olarak başarılı çalışmalar yapan Fatma Pehlivan ile AB ve Türkiye ve de soyaldemokrasi üzerine konuşuyoruz.

Berlin’de Talat Paşa Yürüyüşü

Bu hafta Türkiye’de başarılı olmanın yolunun İsviçre ve Almanya gibi ülkelerde gözaltına alınmak olduğunu sananların organize ettiği bir ilginç yürüyüş olacak Berlin’de!
Almanların büyük bir çoğunluğu Ermeni Konusu ile ilgili olarak kendi Federal Meclisleri’nde ne karar alındığını pek ilgilenmedikleri için bilmiyorlardı.

Ancak şimdi Doğu Perinçek ve medyadan öğrendiğime göre Rauf Denktaş gibi kendi alanlarında namlı politikacıların da bu yürüyüşe katılımıyla tanımadıkları bir “Talat Paşa’nın” kim olduğunu merak edecek olan Almanlar Milliyetçi Ermeni Lobisi’nin hiç bir zaman bu derece başarılı olamayacağı bir şekilde  bol, bol “soykırım” sözcüğünü duyma olanağına kavuşacaklar.

Sanırım Talat Paşa’nın kemikleri sızlayacak. Aşırı sağcı Almanlar ellerinde Türk bayrakları ve Talat Paşa resimleri ile yürüyen ve Türkçe sloganlar atanları ellerini ovuşturarak izleyecekler. Türklere yönelik ön yargılar artacak. Erıvan’a telefonu açıp durumu rapor eden Taşnak militanı “ulan o kadar para veriyoruz, böyle mükemmel bir eylemi siz değil gene Türkler yapıyor bizim için” zılgıtını yiyecek.

Evet bu haftasonu bir kez daha Türkler olarak kendi kalemize anlı şanlı bir gol atacağız.
 

*Yazarın Forum Diplomatik’in 14 Mart 2006 Salı Günkü baskısı için kaleme aldığı ve www.acikgazete.com sitesi için eklemeler yaptığı yazısıdır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.