Çalışmayan yememeli mi?

PAYLAŞ

Azİz Paulus “Çalışmak istemeyen yememeli” demişti. Bunu zaman zaman “Çalışmayan yememeli” gibi söylerler. O durumda işsizler yememeli gibi bir anlam çıkar. Çalışmayan başkadır çalışmak istemeyen başkadır. İnsanların çok büyük bir bölümü çalışmayı sevmezler, çalışmak zorunda oldukları için çalışırlar. Çalışmayı seven insanlara ne mutlu! Hele bir de yaptığı işi severse insan… Çokları yaptıkları işten hoşnut değildir. Kolay işler vardır, pırıltılı işler vardır, büyük kazanç sağlayan işler vardır. Bu tür işleri kim sevmez? Ama çok genç yaşınızda benim gibi bazı sevimsiz işler yapmak zorunda kaldıysanız iş dendi mi saçlarınız diken diken olacaktır. Akşamüstü okuldan çıkıyorsunuz, herkes evinin yolunu tutuyor, siz o yorgunlukla işe gidiyorsunuz. Yaptığınız da üç kuruş paraya muhasebeci katipliği gibi sevimsiz bir iş. Ya da sabah sekizde dükkanı açıyorsunuz, ayakta tam on iki saat boyunca bir yandan çığırtkanlık yapıyorsunuz bir yandan dükkanı çekip çeviriyorsunuz. Ücret: haftada altmış lira. Örnek diye söylüyorum dostlarım, yoksa geçmişimden yakınmak değil bu. Geçmişinden yakınan insanlardan nefret ederim.

Aisopos masallarından birinde “Çalışmak insanlar için hazinedir” der. İyi para kazanıyorsa öyledir demeyin sakın. İyi para ya da kötü para, işinizi seviyorsanız sizden zengini yoktur. Yaşama tutunabilmek için yaptığım bir takım sevimsiz işlerden bile sevinç payı çıkarmışımdır. Başta çekiniyordum, çok geçmeden açıldım. “Gel bayan gel, terlikler on iki buçuk, sen de gel sen de al!” diye bas bas bağırdığımda Kapalıçarşı sarsılırdı. Sonra sonra bir takım garip engellerle karşılaşmış ve daha başka sevimsiz işler de yapmış olsam hoşnuttum. Ben ansiklopedicilik gibi anlamsız ve verimsiz bir işi bile en azından kendime zehir etmeden yaptım. Öğretmenlikte karşı karşıya geldiğim sayısız çirkinliğe karşın mutluydum. Yaptığım işlerin daha düzgün işler olmasını isterdim. Kolay değildi bu. Toplumumuzdaki insan gerçeği sizin bütün iyimserliklerinizi bir vuruşta hiçe indirgeyecek özellikler taşır. Ben gene de yılmadım. Yazarlıkta yüzyüze geldiğim sevimsiz ilişkiler de yıldırmadı beni. Latinlerin dediği gibi ben çalışmayı bir çeşit ibadet saydım.

Çalışmayı sevmeyenlerin ne büyük sıkıntılar çektiğini gördüm. Sevdiğim bir yakınım dar da sayabileceğiniz pek dar da sayamayacağınız olanaklarını kullanarak hemen hemen hiç çalışmadı ve kendini tütünde ve alkolde tüketip genç denebilecek bir yaşta aramızdan ayrıldı. “Şu dünyada iki dayanağım var, biri alkol biri sigara, bana o iki şeyi yasaklıyorlar, ben onlarsız nasıl yaşarım” diyordu. Gerçekten onlarsız yaşayamadı. Kısacası, insanı insan yapan, insana insan olduğunu duyuran tek şey çalışmaktır dostlarım. İnsan alın teri dökerek insan oluyor, insan alın teri dökerek mutlu oluyor. İngilizlerin ünlü şairi William Blake “Arının hüzünlenecek vakti yoktur” diyordu. Bizim şairlerimizin son kırk yılda yazdıkları şiirlerde istemediğiniz kadar hüzün vardır. Köftehor şiir yazmak adına her şeyi birbirine karıştırıp sevimsiz bir söz salatası elde ederken hüzün’ü ne yapıp yapar bir yere sıkıştırıverir.

“Hasat topraktan çok emeğin ürünüdür” der İspanyollar. Toprağın kendi başına yani işlenmeden verdikleri insanın ne işine yarayacak! Yarar sorunu bir yana, çalışmak dediğimiz şey insana hazların en büyüğünü verir. Bana zaman zaman birileri şöyle derler: “Şu dünyada çalışmaktan başka bir şey yapmadın. Yazık değil mi koca bir ömrü masa başında geçirmek? Yeter artık yapacağını yaptın. Artık hırslarını bırak bir yana!” Beni hırslı sananlara gülerim. Çocuk bahçede koşup oynarken neyse ben masamın ya da bilgisayarımın başında oyum. Ve bilirim ki yalnız çalışan insanlar kötülük düşünmezler. Çalışmadan bir şeyler ya da daha doğrusu büyük şeyler elde etmek isteyen insanların kafalarında kötülük tilkileri hüzün içinde dolanıp dururlar. Çalışmak bütün kötülükleri uzaklaştırır bizden. Bugün gazetelerimizin her sütununda bir başka cinayet, rüşvet, tecavüz haberi varsa bu bizim çalışmakla nasıl yüzeysel ve bozuk ilişkiler içinde olduğumuzu gösterir. İşsizlikten yalnız umutsuzluk doğmaz her türlü kötülük doğar.

Şu yaşıma kadar en iyi dostum “çalışmak” oldu. Hastanede ölümle yıkışan yakınlarımın başını beklerken, onların üstünü değiştirirken, altını temizlerken, acısını dindirmeye çalışırken bir yandan da işimi yaptım. Oturup kara kara düşünsem daha mı iyiydi? Arıysanız bal vereceksiniz, otlar ve çiçekler arasında öyle salak salak dolaşmakla sıkıntıdan başka bir şey elde edemezsiniz. Aylak adam şeytanın eline düşmüş adamdır. Şeytan onu en olmadık yerlere doğru sürükler. Bu yüzden devletin en büyük yükümlülüğü iş alanları açmak ve kurumlarda yaygınlaşmış olan tembelliği önleyici tutumlar almaktır.

CEVAP VER