Alın size AB üyesi bir ülke!

PAYLAŞ

diye düşünenler olabilir.


Ne gafleti? Gaflet kelimesinin karşılığı Türk Dil Kurumu(TDK) sözlüğüne göre; “dalgınlık, dikkatsizlik, boş bulunma. aymazlık, dalgı ve ihtiyatsızlık” olarak tanımlanıyor.


Yaptıklarının yukarıdaki kelimelerle ifade edilen hangi tanımla uzaktan yakından ilgisi var?  Yedikleri haltın adı düpedüz rezalet! Bile bile yediler o haltı! Vardı keferelerin bir planları ama neydi henüz açıkça anlayamadık. Rezalet kelimesinin TDK’ya göre tanımı ise şöyle; “toplumun duygularını inciten olay durum, kepazelik, maskaralık, rezillik”


İslam aleminin en değer verdiği kutsal varlığına, nasıl böylesine fütursuzca ve küstahça saldırıda bulunulabilinir? Ülkeleri karşı karşıya getirecek derecede ciddi sonuçlar doğuracağı önceden apaçık belli olan bir olaya bilerek hangi cüretle meydan verilebilir? Kestirebilmek olanaklı değil!


İslam alemi ayakta!..
Tepkisel olayların giderek artacağından korkuluyor!..
Nitekim bu satırların yazıldığı dakikalarda, ajanslardan Afganistan’da olayı protesto edenler arasında 4 kişinin daha hayatını yitirdiği haberi geçmekteydi.
Belki de istenen buydu… Kaos yaratmak!
Türklerin ve Müslümanların ne denli “barbar” insanlar olduğunu gösterebilmenin, her türlü komplosunu ortaya koymak isteyen Batılı güçler, planlarının başarısını görmenin heyacanı içerisinde “durun bakalım daha neler olacak” beklentisiyle sütre gerisinde yerlerini almış olmalılar.


İnsanların en çok önem verdiği kutsal değerlere küstahça saldırıda bulun! Sonra da doğal olarak çılgına döndürdüğün insanların tepkilerini “İşte Müslümanlar ve Türkler böyle barbar insanlardır…” diye dünyaya ilan etmeye kalk!


Ey Batılı güçler sizlere sesleniyoruz!
Varlığından rahatsız olduğunuz 1,5 milyar müslümanı tümüyle ortadan kaldırabilseniz, biliyoruz ki çok mutlu olacaksınız! Tabi bu mümkün olmayınca, yıprata yıprata ağır ağır da olsa çökertmenin ve tüketmenin yollarını sahneye koyuyorsunuz! Bu oyun size de çok pahalıya mal olacak! Göreceksiniz!


Danimarka gazetesinin “Düşünce özgürlüğü” savunucusu(!) ve “demokrasi aşığı”(!) yöneticilerinin; bayram değil seyran değilken, böyle bir rezilliğe başvurmalarına  gerek yoktu ki. Karikatürlük en iyi malzeme kendi Başbakanları Rasmussen dururken, neden başka haltlara yelteniyorlar ki? Başbakanınız Rasmussen’inin karikatürlerini çizmek varken, Hz Muhammet’e yönelmek terbiyesizliğine gerek var mıydı?


AB ülkelerinin küstahlığı, özür dileyecekleri yerde ne yazık ki devam ediyor. Düşünce özgürlüğüne destek gerekçesiyle Fransa’da bir derginin de ayni karikatürü yayınladığını öğreniyoruz. Haber doğruysa belli ki olayın arkasında iyi niyet yok. Müslüman aleminin ayağa kalktığı, olayların vahim sonuçlar doğuracak ölçüde genişleme eğilimi gösterdiği bir ortamda, ateşin üzerine benzinle gitmenin ne alemi var?


Kendilerinden özür beklerken, küstahlıklarına fütursuzca devam etmelerini yeni bir haçlı zihniyeti olarak kabul etmek durumundayız. İpler nerede koparsa kopsun düşüncesiyle düğmeye basılmışsa, Danimarka ve arkasında ki Batı, bundan sonra giderek daha da artacak şiddet ve terör olaylarının da faturasını ödemeye hazır olmalılar. Çünkü durumun bu noktalara gelmesinin zeminini kendileri hazırladılar.


Trabzon Santa Maria Kilisesi rahibinin 16 yaşında bir çocuk tarafından öldürülmesi olayının İtalya’nın bütün gazetelerinde manşetten verildiğini, kimi gazetelerin de içerde olaya 2 sayfa ayırdıklarını öğreniyoruz. Tabi ki dini, ırkı, milleti ne olursa olsun hiçbir insanın öldürülmesini tasvip etmek mümkün değil. Olayı kınıyoruz…


Ancak…
Dış basın olarak, karikatür olayını düşünce özgürlüğü adı altında savunup, Müslüman aleminin inançlarını hafife alan, kutsal değerleriyle mizah anlayışı içerisinde alay eden bir tutumu görmezden gel, hatta savun, sonra da küstahça davranışın yarattığı sonuçlar üzücü biçimde kendi vatandaşlarının mağduriyeti şeklinde ortaya çıkınca da, gazete manşetlerinde yaygarayı kopar!


Sevgili okurlar…
Alın size Avrupa Birliği(AB)! Ve onun sürekli kendilerine yontan “düşünce özgürlüğü” ve “demokrasi aşığı” ülkeleri! Müslüman alemine ve Türk milletine hiçbir zaman sıcak ve dostane duygu ve düşüncelerle yaklaşmayan bu adamlarla, ayni çatı altında (AB olarak) birleşmek, daha doğrusu birleşmiş gözükmek, bizi nereye götürecek ve milli ve manevi değerlerimizi yitirmemizden öte ülkemize, milletimize ne kazandıracaktır?


Her şeye karşın, tepkimizi uygar ve demokratik biçimde ortaya koymak yerine, şiddet göstererek. vurup, kırıp, döküp ve öldürerek eylem biçimi sergilemek kesinlikle onaylanacak davranış değildir. Bu tür davranışlar “haklı olduğumuz konuda” bizleri haksız konuma düşürür. Öfke ve şiddetin, kalıcı olarak çözebildiği hiçbir dava, yer küre üzerinde duyulmuş ve görülmüş değildir.


Bu vesile ile AB’nin bize hiçbir zaman yar olmayacağının altını bir kez daha çizerek yazımızı noktalarken;


Ülke olarak gelecekteki rotamızı, kimi partisel çıkarcı siyasi hesaplarla değil, millet yararına olacağına inanılan ulusal şuur duyguları içerisinde, dışarıdan hiçbir destek beklemeden, Türk milleti olarak kendi gücümüzle belirlememizin önemini, sanırız bugünlerde daha iyi anlaşılmış olmalıyız.


 

CEVAP VER