Alın yazısı derler ama…

Alın yazısı derler ama…

0
PAYLAŞ

Ve bu alan da kaderin sınırlarını belirler. Günümüze değin kader olgusuna çeşitli tanımlar getirilmiştir. Örneğin, erkekler çocuk doğuramaz ve kadında erkeği dölleyemez gibi… Bu örnekte biyolojik yapının sınırını görüyoruz. Ama aslında bu kader midir? Hayır… Kader, bir ruhun kendini yeni bir dünya serüvenine hazırladığı projedir! Ruhun geçmişten getirdiği karmik birikimlerin ışığında yaptığı seçim, her durumda kendini aşmak, vibrasyonunu yükseltmek ve potansiyelini ortaya dökmektir (Ruhun hür iradesini mıy mıy eden egoya rağmen kullanabilmektir!). Bunu yaparken eski karmaların mutlak surette dengelenmesi gerekir. Bazen yaşamda hissedilen tıkanıklık, her türlü çabaya rağmen aşılamayan zorluk; dengelenmeyi, dolayısıyla da anlaşılmayı bekleyen bir karmanın çağrısıdır. Mutlak sevgi ve özveri, karmaların çabucak temizlenmesinde en büyük unsurdur.


Hermes’in kayıp sözlerinin çözümlendiği Hermetika adlı yapıtı derleyen Timothy Freke ve Peter Gandy vurguladıkları gibi, “İnsan hem ruh, hem de madde olduğundan dolayı bu iki prensip arasında bir konuma sahiptir. Sadece ölümlü olan varlıklardan daha yücedir ve tamamen ölümsüz olanlarında üstündedir. O, Tanrı’nın yaratıcı gücünü paylaşır. Hatta zihniyle kendi insani suretinde tanrılar yaratır… İnsan varlıkları Tanrı’yı bilmek için eşsiz bir potansiyele sahiptir ve Tanrı’nın en büyük arzusu bizim bu potansiyeli uygun şekilde kullanmamızdır.”


Yukarıdaki alıntı, kendi cesaret ve seçimimizle kadere/karmaya mahkûm olmanın da, kaderi/karmayı aşmanın da mümkün olduğunu vurgulamaktadır.


Doğum anında seçtiğimiz rolü gökyüzü konfigürasyonumuzda (yıldız haritası) görebiliriz. Ruh, bu bedenle ilahi plan çerçevesinde yürüyeceği yolu bizzat kendi hür iradesi ile seçmiştir.  Alınan her karar, Tanrı’yla birlikte o kararın kaderini belirler ki, gün be gün yeniden şekillendirilir. Her ruhun bir misyonu vardır. “Tanrı’nın izni olmadan daldan bir yaprak bile düşmez” cümlesi bireyin evrensel kadere göstermesi gereken saygıyı ifade eder.


Astroloji; ruh ile bedenin, madde ile maneviyatın, olumlu olumsuz bütün faktörlerle uyum sağlayarak sınırlarımızı nasıl aşabileceğimizi gösterir. Astrolojik incelemede duygu, düşünce ve mantık üçgeninden oluşan enerji potansiyelinin doğru yerde, doğru zamanda kullanılmasına olanak verir.


Kıtalar ve ülkeler birer okuldur. Çünkü bireyler o bölgenin enerji akışında öğrenir ve öğretir. Ülkedeki olaylar bireylerin kaderinde etkendir. Şekillenen olaylar ister bizi zorlasın, isterse sevinçle güldürsün, ruhun olgunlaşması için gereklidir. Keza kader, bilinçli veya bilinçsiz seçimlerimizin doğal sonuçlarıdır.


Ağustos ayında Merkür geri gitmeye devam ediyor ve 17 Ağustos’ta düzeliyor. Yeni girişimler yapmak için uygun bir dönem olmadığından, işlerinizi, ilişkilerinizi planlamalısınız fakat uygulamayı Merkür’ün düz ilerlediği tarihe bırakmalısınız.


18 Ağustos’ta Venüs Terazi burcuna yerleşiyor. Ekip çalışmaları, evlilik ve ortaklıklar ahenk buluyor. Terazi, İkizler ve Kova burçlarının cazibelerini artıran Venüs enerjisi iyilik, bolluk sunuyor.


17 Temmuz’da Aslan burcuna yerleşen Satürn, sorumluluk duygularını hissedilir biçimde ortaya çıkarıyor. Babalık ve çocuklar önem sırasının birinci maddesini oluştururken, zamanın efendisi Satürn, savaş ve cesaret tanrısı Mars’la kare açı oluşturmasına rağmen cesaret veriyor. Bu konum, Aslan ve Akrepleri köşeye sıkışmış hissettiriyor. Gerçekleri görmekten kaçınmak, dar bir kafese kapanmış duygusu verir. Aslanların aile büyükleriyle olan sorunlarını çözüme kavuşturmaları, patron ve kanunlara uyum gösterip direnmemek sorunların ortadan kalkmasını sağlar.

BİR CEVAP BIRAK

16 + 10 =