Ama çok zeki

Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken bir tanıdığın bacağını çekiştirdik. Ben adamın olumsuz özelliklerini saydım. Bu özelliklerin tümü tembelliğin getirdiği verimsizlikle ilgiliydi. Yıllardır bir yere lök gibi çökmüş, öylece duruyor. Durdukça mayalanıyor ve değerleniyor. Arkadaşım bu kişi için “Ama çok zeki!” diye bir yargıda bulundu. Ben de ona bir düşünürün şu sözünü anımsattım: “Zeka zekadan başka bir şeyi olmayanlar için yararlı değildir.” Bir şey diyemedi arkadaşım. Benim ölçütüm bellidir: onları meyvalarından tanıyacaksınız. Bu toplumun insanı cin gibidir, yüzde bilmem kaçımızın aptal olduğu doğru değildir. Her toplumun insanı kendi yaşam koşulları çerçevesinde cindir. Aptallar özürlü insanlardır. Aydın geçinenlerimizin mülahham, munkabız ve çalçene oluşunun zekayla bir ilgisi yoktur. Bu toplumun aydını ya da aydın geçineni burnunun önünü göremez, çünkü her şeyi zahmetsiz elde etmek ister. Bu toplumun aydını öncelikle düşünce tembelidir. Kurnaz olduğu için bilgiye başvurmak yerine sezgileriyle iş görür. Dolayısıyla dikkatsizdir, araştırmayı bilmez ve sevmez, oturdu mu kırk saat konuşur, çeneleri yorulur gene susmaz,  ama bu konuşmanın beş on dakikası bile diyaloga ayrılmış değildir. Bu toplumun aydını alttan alta felsefeyle alay eder, sanata arkasını dönmüştür, bilimle hiç ilgili değildir. Okuma alışkanlığı yoktur onun. Ondan şu sözleri çok sık duyarsınız: “Vallahi gençliğimizde okuyorduk ama şimdi hiç vaktimiz olmuyor!” Gençliğinde okuduğu da yalandır. Karşısındakini hiç dinlemez: başkalarının görüşünü önemsemek küçülmektir. Doğruları çok iyi bildiğinden kimsenin görüşüne gereksinim duymaz.

Bu mülahham, munkabız ve çalçene insan kalıp düşünceler edinmiştir. Bu düşünceler toplu bilincin çok ucuz ürünleridir. Onlarla şuradan şuraya iki adım atamazsınız. Birinin ağzından duyduğunuz bir sözü bir başkasının ağzından da duyabilirsiniz. Moda olmuş deyimlerle konuşur o. Görünüşte biri anlatıyor öbürleri dinliyordur. Ne gezer! Dinleyen enayidir. Onun konuşurken bir kaşını hafifçe kaldırması ne kadar derin düşünen bir kişi olduğunu göstermek içindir. Bu sözde aydın toplu bilincin kaynağından gelen görüşlerini benimsemediğinizi anladığı anda canavar kesilir. İşte o zaman alaycıdır, küçültücü tavırlar alır: zaten siz ve sizin gibiler hep böylesinizdir, düşünceye saygınız yoktur. Evet, bu kör dövüşü böyle sürer gider dostlarım. Bu yüzden bilim adamlarımız bile görünür yerde birbirlerini candan gönülden onaylamak ama görünmeyen yerde birbirleri için demediklerini koymamak gibi çok kolay bir yolun yolcusu olmuşlardır. Biraz yumuşak başlı olmanız, daha doğrusu ödün vermeyi bilmeniz başarılarınızın yolunu açacak, gücünüze güç katacaktır. Görüşlerinizde direnirseniz düşman kazanırsınız. Size “kin” adı verilen ağır bir silahla saldırırlar. “Kin zayıf insanların öfkesidir” der Alphonse Daudet. Elbette öyledir. Siz aptallık edip onların görüşlerine karşı çıkmasaydınız bu insanlar da sizin yaşam haklarınızı elinizden almayı hiç mi hiç düşünmeyeceklerdi. Boşuna donkişotluk ettiniz. Fincancı katırlarını ürküttünüz.

Bunlar, Gœthe’nin dediği gibi, yaşamla oynayan insanlardır. Yaşamla oynayan insanlar hiçbir şeye ulaşamazlar diye düşünür bu büyük yazar. Biz yargıyı biraz daha yumuşatalım ve kalıcı hiçbir şey elde edemezler diyelim isterseniz. Bunların elde ettiği şeyler sizin benim gözümüzde hiçbir şey de olsalar genel insanın gözünde çok şeydirler. Gerçekte kurnazlıkla yürütülen yaşamlar yazık olmuş yaşamlardır. Adınızı sanatçıya çıkarırsınız, ama altında üstünde bir şey yoktur. Bu arada başkalarının sanatını önünüze gelene kötüler durursunuz. Aman tembelliğin başına kötü bir şey gelmesin, onu bari biz özenle koruyalım diyerek bilim adamlığına niyetlenirsiniz, bilimin ne olduğunu bilmeden kırk yıl bilimle uğraşırsınız, bu kırk yıl içinde en çok öğrendiğiniz şey onun bunun ayağına karpuz kabuğu koymaktır. Birileriyle ilişki kurar, gider birilerine yaltaklanır, çok pırıltılı armağanlar ya da ödüller alırsınız. Artık yakınlarınız, zaten epeyce şişmişlerdir, daha da şişerler.

Zekayı boşuna önemsiyoruz. Dünyada birçok deha sıradan bir zekayla insanlığın yüzünü ağarttı. Büyük yapıtlar veren insanların zeka düzeyini ölçmek elimizde olsaydı zekaya çok güvenenlerimiz düş kırıklığına uğrayacaklardı. Zeka bir olanaklar koşuludur, bu koşulu kullanan var kullanmayan var. Kahvede kağıt çalan, yolda gidenin cebinden cüzdanını çeken, onun bunun hakkını yiyen, yalanla dolanla olmadık işler çeviren insanların arasında zekiler yok mu? Olmaz olur mu! İstemediğimiz kadar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two + six =