Anadolu dağlarında muşmula zamanı

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Sayıları giderek azalsa da muşmula ağaçları Anadolu’nun yaban meyvelerinin öykülerini anlatmayı sürdürüyor hala. Bir Hititli kadının eli, bir Urartulu çocuğun sesi var gövdelerinde. Yalvaç’ın koyunlarının yünleri takılmış dikenlerine. Horasanlı gümüş sakallı bir dedenin, Bozkırlı güngörmüş bir ebenin dili var teninde. Çiçeğinde kim bilir hangi sevdanın öyküsü saklı. Alacalı kıl çuvallara doldurulan meyvesinde buruk bir göç yolculuğunun hatırası. Yüreği kente sığmayan bir dağ adamının burnunda muşmula kokusu…

Anadolu kırsalında doğal olarak yetişen yabani meyvelerin birçoğu dilden kültüre, müzikten masala yaşamın her alanına sinmiştir.

Kızılcık, alıç, mersin, kara yemiş, çitlembik ve niceleri…

Çoğu yerde ‘muşmula’ bazı yerlerde ise döngel ve ‘beşbıyık’ olarak anılan yabani meyve de bunlardan biridir. Hatta bir güz meyvesi olan muşmula belki de Anadolu kırsalının en ünlülerinden biridir…

Geçmişte Anadolu’da tarım yağmur döngüsüne göre yapılırdı ve buna göre Ekim, yani tohumun toprağa ekildiği ay aynı zamanda muşmulaların dallarda olgunlaşmaya başladığı aydı. Kastamonu’dan, Artvin’e, Isparta’dan Bursa’ya, Kahramanmaraş’tan Kırklareli’ne ekin eken çiftçilerin azık torbalarındaki ekmeklere katık yaptığı mis kokulu muşmulalar, kimseye muhtaç olmadan insanca yaşayıp gitmenin öyküsünü anlatır dururdu.

Elini uzattığında yeryüzündeki varlığını destekleyen bir dost eli gibi uzanıveren o tüylü, sarımsı, kiremit rengi, giderek kahverengine dönüşen meyveler Anadolu insanının binlerce yıllık dayanaklarından biridir.

Bugün Yunanca kökenli 'moúsmoulo' (μούσμουλο) kelimesinden dilimize geçen 'muşmula', birçok yerde, özellikle güney illerimizde Malta eriği ya da 'yenidünya' olarak adlandırılan meyve için de kullanılıyor. Ancak muşmula denilince geçmişten beri ve en yaygın akla gelen tür, gülgiller ailesinin bir üyesi olan bildiğimiz dağlı muşmuladır. Isparta Gelendost pazarında muşmula satan pazarcıların “Haydi döngeeeeeeelll, döngeeeeeelll” diye avaz avaz bağırmaları, almadan geçip gidenlere bir çağrı gibidir.

Latincesi ‘Mespilus germanica’ olarak anılan muşmulanın dilimizde bir takılma cümlesi olarak kullanılan ‘muşmula suratlı’ ifadesini kazandırması, tanen içeren olgunlaşmamış meyvelerinin yenildiğinde insanın yüzünü buruşturmasından kaynaklanır. Aynı zamanda iyice olgunlaşan meyvelerin kabuğunun pörsümüş ve buruşmuş görüntüsü de ‘muşmula suratlı’ ifadesine kaynaklık eder. Ancak muşmulanın insanın dilini buran kekremsi tadı, onun içeriğindeki bileşenlerden kaynaklanır ve bu bileşenler binlerce yıldır insanlara şifa olmuştur.

İyi bir besin olmasının yanında aynı zamanda geleneksel halk hekimliğinde diyabetten mide rahatsızlıklarına, birçok sağlık sorununun sağaltılmasında kullanılan muşmula, sırtını yaşadığı coğrafyaya yaslayan yoksul köylüler için de bir nimettir. Son yıllarda artan bilimsel çalışmalarda muşmula bitkisinin yapraklarındaki bileşenlerin anti bakteriyel özellik taşıdığının keşfedilmesi, türün yalnızca halk hekimliği kullanımlarıyla sınırlı olmadığını gösterir.

Mayıs-Haziran aylarında görkemli beyaz çiçeklerini açan muşmula ağaçları çoğu yerde 5-6 metreye kadar boylanırlar. Geçmişte Konya’nın güneyi, Antalya’nın kuzeyindeki ilçelerinde ve Isparta’da aynı aileden olan alıç ağaçlarına muşmula aşılanarak bu yolla ürün elde edilirdi.

Ekim ayından itibaren meyveleri olgunlaşmaya başlayan muşmula ağaçları üzerine kar düşene kadar meyvelerini dallarında saklar. Olgunlaşmış muşmula meyvelerinin içi tıpkı doğal bir marmelat gibi kıvamlı hale gelir. Muşmula Akdeniz, Ege ve Karadeniz bölgelerimizle Doğu Anadolu’nun bir bölümünde doğal olarak yetişen bir tür. Bir çok yerde çayı, marmelatı, turşusu, sirkesi de yapılan muşmula meyveleri aynı zamanda yaban hayvanları için de iyi bir besin kaynağı oluşturur.

Birçok yerli türün yaşamdan giderek uzaklaşmasıyla günümüz insanı doğadan alması gereken en varsa artık tabletler aracılığıyla alıyor. Pırasanın, lahananın, sarımsağın ve buğdayın kendisine sırt çevirip koşup avuç dolusu para ödeyerek tabletini tüketmeye meyilli. Muşmulalar da ‘hap’ olup ambalajlanarak şişelere dolmadan gidip gövdelerine sarılın, çiçeklerini koklayın, meyvelerini yiyin. Yemeseniz bile bu kadim ağaca kulak verin. Size Anadolu’nun, İran’ın, Kafkasların ve Balkanların binlerce yıllık öyküsünü anlatacaktır. Anlattığı öykülerden birinde mutlaka sizin de geçmişiniz saklıdır, kim bilir…

Sayıları giderek azalsa da muşmula ağaçları Anadolu’nun yaban meyvelerinin öykülerini anlatmayı sürdürüyor hala. Bir Hititli kadının eli, bir Urartulu çocuğun sesi var gövdelerinde. Yalvaç’ın koyunlarının yünleri takılmış dikenlerine. Horasanlı gümüş sakallı bir dedenin, Bozkırlı güngörmüş bir ebenin dili var teninde. Çiçeğinde kim bilir hangi sevdanın öyküsü saklı. Alacalı kıl çuvallara doldurulan meyvesinde buruk bir göç yolculuğunun hatırası. Yüreği kente sığmayan bir dağ adamının burnunda muşmula kokusu…

Orman kenarları, çalılıklar ve tarlalarda; taşlık, çorak, kayalık yamaçlarda coğrafyayı bekleyip toprağı tutan muşmula ağaçlarının şimdilerde kızarmış yapraklarına kimi yerde kar, kimi yerde kırağı düştü. Ancak muşmula ağaçları dirençli gövdeleriyle sessizce nöbetteler; bir sonraki çiçeğe, bir sonraki Ekim’e kadar…

Önceki haberHDP Ne İstiyor?
Sonraki haber“Yaptırım” mı?,  “Kitle İmha silahı” mı?
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here