Anayasa değişirken…

Anayasa değişirken…

0
PAYLAŞ

12 Eykül 80 darbecilerinin yaptığı (yaptırdığı)  1982 anayasası Danışma Meclisi’nde görüşülürken tüm görüşmeleri baştan sona izleyen bir gazeteci olarak hemen her gün ironik başlık kullanırdım notlarımı yazarken.
Hiç de zorluk çekmezdim başlık ararken.
Nedeni çok açıktı.
Darbeciler, kendi seçtikleri, kendi kafa yapılarına göre kurdukları Danışma Meclisi’ne nasılsa istedikleri gibi bir anayasayı dikte ettireceklerdi.
Görüşmeler tamamen göstermelikti.
Tıpkı Yassıada’da yargılanan Demokrat Parti milletvekkilletini yargılayan mahkeme heyetinin göstermelik olması gibi..
Bir fark vardı. Yassıada’da demokrasi yargılandı. Düzmece iddialarla bir devir kapanmak istendi. Daha sonra  yine ihtilalcilerin seçtiği ve kendilerine yakın kişilerden oluşan Kurucu Meclis’e 1961 anayası yaptırıldı. Yine dikte ettirilerek.
Ancak 1961  anayasasında özgürlükler fazlaydı.
1982’de ise özgürlükler budandı.
Askerlerin bu iki tutum ve tavrı arasındaki çelişkinin nedenleri hala anlaşılmış değil.
Şu anda gelinen nokta çok partili hayatımızda seçilmişlerin, yani TBMM’nin ilk defa bir anayasayı baştan sona değiştirerek yapmaya çalışması.
Tam 25 yıldır, yani 1982 anayasası çıktıktan sonra bunun değişmesi için yüzlerce yazı yazdığımı hatırlıyorum.
Danışma Meclisinde tartışılırken de, bütün baskılara rağmen anayasa aleyhindeki haberlerde hep imzam vardır. Çünkü o zaman gazete gibi gazete olan, Simavilerin sahibi olduğu Hürriyet Gazetesi’nde görevliydim. Cesur ve gözünü budaktan esirgemeyen bir genel yayın müdürü, rahmetli Çetin Emeç “Herşeyi yazabilirsin. Yeterki doğruları yaz. Gazeten arkanda olacak. Ama değiştirme ve ana politikaları tesbit ederken değişiklikler yaparım, bu seni üzmesin” diyerek bana cesaret aşılamaya çalışmıştı.
Belki cesaretimiz ve yayın politikası sayesinde 1982 anayasasında daha ağır hükümlerin, kısıtlamaların yer alması engellendi ama yine de askerlerin dediği oldu.
Son söz her zaman olduğu gibi onlarındı.
Şimdi siviller işbaşında.
Ve 25 yıllık demokrasi ayıbını ortadan kaldıracaklar.
“1982 anayasası neden demokrasi ayıbıdır” sorusuna yanıt aramayacağım, çünkü bunu tartışmak daha ayıp olduğu için ben sadece ihtilalin lideri Evren’in anayasayı hangi mantıkla hazırlattıklarını göstermek için sizleri 1982 yılına götürmek istiyorum.
Yıl 1981. Anayasa referanduma sunulacak.
İhtilal lideri ve konsey başkanı orgeneral Ahmet Kenan Evren ve kuvvet komutanları yurt gezisine çıkıp Anayasayı anlatacaklar. Referandum sonucu hem anayasa kabul edilecek, hem de Evren devlet başkanı seçilecek.
Değişik illeri kapsayan gezi 11 gün sürecek.
İlk durağımız Trabzon, sonra Çorum.
Evren Çorum’daki konuşmasında din konusuna çok ama çok ağırlık veriyor.
Nedeni şu: Anayasada bir maddeyle din dersleri ortaöğretimde zorunlu hale gelmiş. Yani eskiden seçmeli olan din ve ahlak derslerini herkes zorunlu olarak okuyacak.
Üçüncü gün Erzurum’dayız.
Evren yine aynı konuya fokuslamış kendisini. Din ve iman.
Gece Orduevinde yemek yenilecek. Gazeteci takımı yemek öncesi aperatif alıyoruz.
Bir haberden dolayı Evren Paşam, Hürriyet’ten birini “emretmişler”. Hemen derdest edildik. Salonun tam ortasındayız,  Evren’in elinde rakı kadehi.
“Nedir bu haber, siz ne biçim milliyetci ve vatanseversiniz?” deyince “ Eyvah yandık” dedim. Elinde tuttuğu Hürriyet’teki haberi bana gösteriyor paşam.
Haber AP ajansının, Washington çıkışlı bir haberi. Üçüncü Ordu’nun Rus sınırına yakında kaydırılacağı haberi, AP ve diğer bazı  ajanslardan bu haber gazete merkezlerine gelince Hürriyet’te kullanmış. Cumhuriyet’te manşet. Milliyet’te altı süuün. Hürriyet’te ise altta, eteklerde ve üç sütün. Ama paşam sadece Hürriyet’e kızıyor nedense. Meğer bu haber Evren’e göre “araştırılarak, sorularak” yayınlanmalıymış.
Kendimi ve Hürriyet’i savunmaya bile gerek yok. Bu haberle milliyetciliğin de ilgisi yok. Ama paşam kızmış, biz dolaylı şekilde fırçalandık. Gerçi 3 ay sonra ordumuz Malatya’ya taşındı ama olsun.
Esas bundan sonrası önemli.
Ben “Efendim bu haber gazete mutfağında değerlendirilir. Üstelik dış haber. Yayınlanır ertesi gün de tepkileri alınır yayınlanır” dedim ve ekledim:
“Siz hem Çorum’da, hem Erzurum’da devamlı din üzerinde uzun uzun görüşler bildirdiniz.Bu din konusuna ağırlık vermeniz de bizim dikkatımızı çekiyor. Neden acaba?” diye sordum.
Uzun uzun askerlik serüvenini anlattı. Ülkenin her yerini gördüğünü, tayinler ve hizmetler nedeniyle iki kızıyla ilgilenemediklerini hatırlattı ve “Bakın siz gazeteciler dinden ne kadar anlarsınız bilmem ama biz aile olarak kızlamıza yeteri kadar din eğitimi veremedik. Okullar da veremedi. Çünkü zorunlu değildi. Şimdi onu zorunlu yaptık”
İşte ben bu noktada sanırım dondum.
Evren Paşamızın iki kızı eğer, yeteri kadar din eğitimi almış olsalardı, bu dersten sık sık ikmale kalmasalardı, din derslerinin zorunluoluşu anayasaya girmeyecekti demek ki..
İşte ayıplı dediğim anayasa bu.
Tersini savunan varsa bana örnek vererek tepki göstersin.
Bekliyorum..
Hem de merakla…

Önemli Not: Bu konuşmaya tanık olan gazeteciler hatırladığım kadarıyla şu temsilci arkadaşlarımızdı:
Milliyet’ten Derya Sazak, Güneş’ten Cüneyt Arcayürek, Tercüman’dan Yavuz Donat, Güyandın’dan Bekir Çoşkun, Cumhuruiyet’ten Yalçın Doğan. Hürriyet’ten ben. Tabii her gazetenin bu olayı izleyen birer de foto muhabiri vardı.


 

BİR CEVAP BIRAK

nine − 6 =