Anayasa tartışmaları

Önce şöyle bir model üzerinde bir egzersiz yapalım. Diyelim ki, bir açıkgöz kişi bir bankaya giriyor ve bakıyor ki çok uzun bir sıra var. Beklerse, diyelim ki 15. olacak. Bizim açıkgöz bir karambol yaratıyor ve sırayı bozuyor. Acaba, bizim açıkgözümüz sırasını beklemeli mi, yoksa karambol yaratarak sırayı bozmalı mı? Beklerse, mutlaka 15. olacak, sırayı bozarsa, en kötü ihtimalle 15. olacak. Bu durumda bizim açıkgöz sırayı bozmayı yeğler. İşte, AKP’nin anayasa projesi tam da böyle bir şey. Anayasa söylemi ortaya atıldı, hatta bir proje hazırlatıldı ve tabii kıyamet koptu. Ama bu arada tüm pusuda bekleyenler ayağa kalkmaya başladı. Dinciler kendilerine anayasa yapmak istiyor, Kürtler ve tüm etnik gruplar kendilerini anayasaya koyarak bir tür birleşik cumhuriyet anayasası oluşturmak istiyorlar. Her ulusun kendi hakkını tayin görüşüne saygılı olmakla beraber, bilgisayarlarımıza gelen ve Halk Cumhuriyeti Anayasası olarak isimlendirilen taslağı emperyalizme karşıt görme cehaletine prim verme olasılığı söz konusu olamaz. Emperyalizm çevre halklarını sınıf bilincinden uzaklaştırıp, etnik kimlik kümelerinde toplamaya çalışırken, etnisite temelinde hazırlanmış bir taslağı emperyalizm karşıtı olarak görmek solcu bir yaklaşım olamaz.

İşte böyle bir toz duman arasında AKP, tüm hukuk ve siyasal etik kuralları çiğneyerek, bir şeyler kotarmaya çalışmaktadır. Zira, AKP kurmayları, seçime giderken bir profesöre sesiz sedasız bir taslak sipariş etmiş. Bu profesörün heyetinde geçmiş hükümet Adalet Bakanı’nın danışmanı da bulunmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, böyle bir sipariş üzerine AKP tercihleri doğrultusunda oluşturulan anayasa metni, parlamento komisyonlarından geçirildikten sonra, sözde demokratik tavırlarla halkın onayına sunulacak. Şimdi lütfen bir düşünelim: Anayasanın herhangi bir maddesini ve/veya madde gerekçesini, hiçbir hukuk eğitimi görmemiş olan halkımızın hangi kesimi nasıl bir mantık yürüterek anlayacak da, lehte veya aleyhte oy verecek! Böyle bir metin halkın oyuna sunulursa, tabii ki % 47 dolayında lehde oy alacaktır. Zira kabul ve red oyları başbakana ve AKP’ye verilecektir. Böylesi komik bir demokrasi anlayışı olabilir mi! Örneğin, “Devlet mi laiktir, birey mi laiktir!”, tartışmasının anayasa metnine nasıl yansıyacağı ve yansıma biçimine göre ne anlama geldiğini sırf metni okuyarak anlamak olası olsaydı, hukuk fakültesi diye bir kurum olmazdı, bu fakültede bir yıl boyunca Anayasa Hukuku dersi, hem de en zorlarından biri olarak, okutulmazdı.

Meclis, baskı altında olsa da olmasa da, bir anayasayı kökten değiştirirken, açıktır ki, kendi çıkarını düşünecektir. Eğer bu meclis bu anayasayı yaparsa, 1982 Anayasası’nın aynısı bu senaryoda yaşanacaktır. Anayasa metinlerini, hele de baştan yazılacaksa, Kurucu Meclis ya da başka bir adla anılan ve işi sadece anayasa metni hazırlamak olan geçici bir meclis yapabilir. Hiçbir meclis ya da siyasal kadro, ne denli yüksek oyla seçilmiş olursa olsun, iktidarda devam edecekse, tümüyle bir anayasa yapmamalıdır. Zira, böyle bir durumda, o iktidar kendi isteklerine göre anayasa yapıyor olur. Böylesi bir tutumun da demokrasi. ile bir ilgisi olamaz. Oyunun kurallarını bizzat o kurallar içinde oynayacak olan oyuncular koyamazlar, koymamalıdırlar. Böyle bir durum salt hukuk sorunu değil, aynı zamanda bir siyasal etik surunudur. 

Yapılış yönünden bu denli usul hatalarıyla dolu bir süreç sonunda ortaya çıkacak metne parlamentoda AKP, doğal olarak, itiraz etmeyecektir, ama ses çıkarmayacak olan muhalefetin, demokrasi sözcüğünü bir daha ağızlarına almamaları gerekir.
Kapitalist sömürü merkezleriyle sıkı sıkıya içiçe olan AKP’nin böyle bir anayasada halkın yararını değil küresel sermayenin yararını kollayacağı açıktır. Bu koşullarda yapılacak bir anayasanın AKP ilkelerini taşıyacağı açıktır. Bu ilkelerin temel adresi ise, ülkenin, özgürlük adına parçalanma riskine atılması, ekonomik reformlar adına iç ve özellikle de dış sermayenin sömürü ağına atılması, bu süreçlerin anlaşılamaması için de laiklik adına dinciliğin meşrulaştırılması olabilir. Tabiatıyla, böyle bir anayasada “kamu yararı” yerini “özel yarara”, “kamulaştırma” yerini “özelleştirmeye”, “sosyal devlet” yerini “piyasa-dostu devlete” bırakacaktır. Medya ve iktidar yanlısı profesyonellerin halka tanıtacağı böyle bir anayasa demokratik görüntülerle kabul edilir ve burjuvazi ve dış sömürücüler de bu anayasayı alkışlarla karşılarlar. Alkışların halkın kulağında oluşturduğu uğultu ve sarhoşluk dindikten, toz-duman yatıştıktan sonra halkımız işin farkına varacaktır.

Heyhat!..

_______________

* Prof. Dr. İÜ


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here