ŞANLIURFA’DAN… kalaBALIK

“Sudan çıkmış balık” deyimini duymuşluğunuz vardır. Şanlıurfa’ya dönüşlerimde hep aklıma gelmiştir bu deyiş. Tabiri yerindeyse kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmişimdir. Hep de düşünmüşümdür, “bana bu hissi yaşatan nedir” diye. Kesin cevaplar bulamamış olsam da, bazı kestirimlerim var. Yaşamayana anlatması zor gelen bazı şeyler.

Mesela; kalabalıklar. Bu örneğim garipsenebilir. Türkiye’nin veya dünyanın herhangi bir başka ülkesinin kalabalık şehirlerinde yaşayan insanlar, Şanlıurfa’ya kalabalık dememi komik bulabilirler. Ama bunu her düşündüğümde, yeni taşınılmış bir ev geliyor aklıma. Eşyaları henüz yerleştirilmemiş, neyi nerede bulacağınızı bilemediğiniz yepyeni bir ev. Tanışık olmadığınız komşular, farklı bir katta duran asansör, değişen kapı numarası, farklı çalan bir kapı zili…

Bir başka şehirden Şanlıurfa’ya dönerken, biten bir seyahatin ardından, her defasında bir türlü alışamadığım bu hisse kapılıyorum. Yani,  “Sudan çıkmış balık” hissine.  Her defasında bu hisse, bir kez daha tanık olduğumda, başka başka nedenler çıkıyor ortaya. Şanlıurfa bana neden kalabalık geliyor, daha iyi anlıyorum.   İstanbul’da ya da Ankara’da kapılmadığım bu hisse, Şanlıurfa’da neden kapılıyorum, daha iyi anlıyorum.

Şöyle anlatayım: Örneğin, şehrin tek sinemasına gidiyorsunuz. Daha dün Ankara’da gördüğünüz film afişleri yok. Seansları bambaşka filmler dolduruyor. Ankara’nın çoktan izlemiş olduğu filmler. O salonda o filmi, izleyebilmek için deneyimleriniz de ispatlıyor ki, daha epeyce beklemeniz gerekiyor. Mesela, bir kış günü, ev canınızı sıkıyor. Dışarıda dolanıyorsunuz. Ama yağmur bastırıyor.  O diğer kalabalık şehirlerin, yağışlı günlerinde sığındığınız, zaman telafisi alışveriş merkezleri burada yok. Derhal eve dönüş yolunu tutuyorsunuz. Oyalanabilecek mekânlar size ancak birkaç dakika kazandırabilir. Diyelim ki gazete okurken rastladığınız, merak ettiğiniz bir kitap var. Çok okunanlar listesinde değilse bulmanız pek ihtimal dahilinde değil. Tiyatroda, “perdede ne var” sorusu burada aniden gereksiz bir soruya dönüşüyor.

İşte o zaman etrafınıza dönüp baktığınızda kalabalık geliyor size. Bu kadar insan bu kadar bina, neden var diyorsunuz. İçine sığmadığınızı düşünmeye başlıyorsunuz. Tıpkı yeni taşındığınız bir ev gibi. Neyi, nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz. Yabancılaşıyorsunuz. Karaya alışık olmayan, karada yaşayamayan o balık gibi.

Sonra anlatmaya çalışırken bunları, bu kadarcığını bile, kendinizi alıkoymak geliyor içinizden. Bir buçuk milyon nüfusu olan, fakat, küçük bir şehirde yaşarken yapayalnız kalıyorsunuz. Ve gitgide  empati yeteneğiniz gelişiyor. Belki bu yüzden güneydoğunun veya doğunun çocukları hep daha olgun bulunuyor. Trafikten şikâyet eden, hava kirliliğinden sitemkâr, kalabalıktan, keşmekeşten bahseden o uzak şehirlerin insanlarına gülerek bakıyorsunuz. Nicelikleriyle rekabet eden şehriniz, niteliklere gelince farklılaşıyor. Siz, bu yüzden yalnız kalıyorsunuz.


Kalabalık demek; uzak kaldığınız insan yığını demek oluyor,
Kalabalık demek;  ulaşamadığınız olanaklar oluyor,
Kalabalık demek; kirli hava, korno sesleri, seyyar satıcılar arasında yolunuzu kaybetmek oluyor,
Kalabalık demek; sokağa çıkış zamanınızla, eve dönüş vaktinizin yakınlığı oluyor,
Kalabalık demek; izlenemeyen fimler, okunamayan kitaplar, gidilemeyen oyunlar oluyor,
Kalabalık demek; eksik niteliklerin, niceliğinin artması demek oluyor,
Kalabalık demek; yağmurda dışarıda kalmak oluyor,
Kalabalık demek; yeni taşınılmış bir evde, sudan çıkmış balık gibi kalmak oluyor.

Açık Gazete’de Şanlıurfa’yı anlatmaya başladığımda, kabataslak bir liste çıkarmıştım kendime. Bu şehre ait neleri bilmeli insanlar, nelerden bahsedilmeli diye. Bu his bu şehrin doğurduğu bir sonuç olduğundan, kanımca anlatılmaya değerdi. Buradan bin kişiye daha sorsanız belki de aynı sonuçlar çıkmayacaktır. Zaten anlatılmak istenen bu hissiyattan çok, bu hissiyata neden olan gerekçelerdi. Bana sudan çıkmış balık hissini yaşatan, olanaksızlıkların; bir başka kişi için apayrı bir durum oluşturabileceği şüphesiz. Ama sonuçları farklı olsa da nedenler katışık. Bu yüzden tanık olmanızı istedim.

didem.acar@yahoo.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.