ŞANLIURFA’DAN… Tadın Halleri (II)

Amerika’da başkanlık seçimlerinin gündeme oturduğu şu günlerde, orada çok büyük sermayelere sahip iki markayı size hatırlatmak istiyorum. Biri dünyanın en çok satan, en yaygın kola üreticilerinden biri, bir diğeri dünyaca ünlü bir kahveci. Her ikisinin de adlarının hemen aklınıza iliştiğini tahmin edebiliyorum. Peki, “Şanlıurfa’dan” derken nereden çıktı şimdi bu Amerikan devleri diye mi düşündünüz. Bu markaları aklınıza getirmekte çok ciddi nedenlerim var. Sizlere bu markaların ürettiği, tüm dünyaya pazarladığı ürünlerden yola çıkarak, kapitalist kuralların yıkamadığı küçük bir şehrin, kendine has tüketim alışkanlıklarından, bahsetmek istiyorum.

Derler ki, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Bu deyişi duymayan yoktur herhalde. Kahve üzerine söylenen birçok şey bir yana, Şanlıurfa’da kahvenin, -acı kahvenin- deyişlerden fazla, eylemlere yer verdiğini pek duyanınız olmayabilir. “Acı kahve” yani yöre dilinde “Mırra” Şanlıurfa’da tarihiyle yaşayan önemli bir ikram, önemli bir taddır. Öyle önemlidir ki; ikram şeklinden, yapımına; içiş usullerinden, hazırlanmasına kadar kendi içinde bir tarihi ritüeldir. Sunan kişi hakkını verir, içen kişi karşılığını gösterir.

Mırra, kendine has bir cezvede, özel kavrulmuş bir tür kahve ile yapılır. Onu yapımının önüne çıkaran en önemli konu ikram şeklidir. Mırra’yı ikram eden kişi, en büyükten başlayarak elinde iç içe geçmiş iki kulpsuz fincana kahveyi sırayla akıtır. Mırra sert bir kahve olduğundan, fincan doldurulmaz. Tadı ilk yudumladığınızda acı olan Mırra, ardından damakta gitgide yayılan bir aroma bırakır. Mırra’yı içen kişi kendine sunulan fincanı üç defada yudumlar. Az miktarda olmasına karşın Mırra bir defadan içilmez. Bu içim şekli, aromasını daha yoğun tadabilmek için önemlidir. İçimin ardından Şanlıurfa’da çok önemli olan ve gelenekselleşmiş bir davranış biçimi olarak, Mırra fincanı teşekkür edilerek, ikramı yapan kişinin eline verilir. Mırra fincanının içim ardından elden bırakılması bir saygısızlık olarak kabul edilir ve ikram yapan kişiye karşı çeşitli sorumluluklar doğurur. Olur da misafir fincanı elden bırakırsa, fincanı altın ile doldurmakla yükümlü olur. Yapımı özen isteyen bu kahveye teşekkürü borç bilmeyen, altın değerinde ki bu kahvenin bedelini ödemek zorunda kalır.

Yani şu çok meşhur kahveci buraya gelse, tüm dünyaya pazarladığı kahveyi buraya öyle kolay pazarlayamaz. Fiyatlarıyla da oynasa, Mırra da yapsa, insanlar kağıt bardaklarda içmemekte diretir mırrayı, özüyle yaşatır. Semt kahvelerinde ya da evlerinde yaparak içmeye devam ederler kahveyi. Burada kimse, adı mühim o yerde kahve içmeyi sanılacağı kadar önemli saymaz, bir toplumsal konumlandırma olarak görmez. Tek tipleştirmeler burada markalar üzerinden kolayca yapılamaz. Peki, böyle yapamayanlar ne yapar? Başlarlar yeni masallar yazmaya, işte o zaman markalarla ayrıştırılamayan topluluklar, öz değerleriyle kışkırtılmaya başlanır. Kahve “şu topluluğun, hayır benim, hayır senin” diye bölücülükler yapılarak. Araya şu dünyaca ünlü kahveciler sokulur. Her ikisine de ait olmayan bir kahve kültürüne kaydırılır insanlar. Çokça şahit olmuşluğunuz vardır. İkili rekabetlerde, çoğu zaman ortaya çıkan bir üçüncü, tüm payı kapar. Kaybeden ise başlangıçta var olan her iki taraf olur. 

Gelelim kolaya. Örneğin bu şehre ramazan gelir. Fırsatı fırsat bilen kola firmaları, başlarlar her zamankinden çok reklama. Elbette burada da satışlarda değişimler yaşanır, ama siz semt semt, sokak sokak, ara ara kalabalıklar görmeye başlarsınız. Öyle beribenzeri sıralar değil, sokak boyu devam eden beklemeler, kalabalıklar. İnsanlar iftara kolanın yanına biyam-balı koyarlar. Ne mi “biyam balı”? Biyam balı: aslında meyan olarak bilinen bir bitkinin kökü ile yapılan bir tür şerbettir. Meyan kökünün tatlı aroması işlenerek alınır ve bu halk dilinde balı olarak adlandırılır. Meyan kökleri ezilir, özel sepetlerde bir çeşit mayalandırılarak süzülür ve yöreye has bir içecek elde edilir. Bilenler bilir, kolanın da ham maddesi aslında meyan köküdür. Kola, reklamın en alasını yapsa yine de biyam balının önünü kesemez. Dünyayı karşısına alan kola firmaları, burada nereye kadar gidebilecekler bilirler. Kaç kapağın, ne getireceği burada beş para etmez. Birinden bin kar da etse kolanın alıcı, alır yine de biyam balını. 

Diyeceğim o ki, madem Şanlıurfa’dan bahse konu anlattıklarımız. Size buradan olanları, buraya dair olanları anlatıyoruz. Şanlıurfa’nın da ve diğer bazı kentlerin de kendine has, değişime dirayetli yaşam şekilleri vardır. Alışkanlıkları, rutinleri, gelenekleri, bunlara uyan tadları, tüketimleri. Dünyayı fetheden markalar bile burada duraksayabilir. Yeniliklere hayır denmez, inkar edilmez, ama özlerine sahip çıkar burada insanlar. Rekabet kanunları, piyasa analizleri, satış stratejileri, ikna yöntemleri işleye dursun, yarışılamayacak bir öz birikir. Kimi zaman, adı: “Mırra” olur, kimi zaman “Biyam balı”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.