Arkadaşım Tony Benn

Sermayedar aristokrasi ile krallık arasında ki ihtilaf kaynakları; 1215 Magna Carta’yla başlıyan, özellikle bir bütün olarak 17.yüzyıla yayılan, aynı zamanda İngiliz renesansı diye de adlandırılan İngiliz iç savaşına devşirilir. Bu süreçteki dönüşler görece ‘yumuşaktır’.. İngiliz iç savaşı(1642-1651) Cromwell önderliğindeki parlemonta yanlılarının(Parlamenter- Roundheads) Royalists’lere( Cavalıers) karşı yengisiyle sonuçlanmış olmasına rağmen, krallığın yok olmasıyla neticelenmemiş, kralın yetkilerinin sınırlandırıldığı, idari yönetimin İşkoçya ile 1706 da imzalanan (Scotland Unıon Act) birleşme yasasıyla şekillenen günümüz modern Birleşik Krallığa evrilmiştir. İngiliz tarihinde keşkin dönüşümlerin olmamasını güçlü bir kara ordusunun yokluğu ile açıklayan yaklaşımlarda vardır. (1)
17. yüzyıl iç savaşının 19. yüzyılda İngiltere’de sosyalist mücadelenin köklerini oluşturduğunu iddia eden görüş; sonuçlardan birinin reformist işçi partisinin oluşumu olduğunu kabul eder.

Sanayi devrimiyle (1760-1820) Avrupa’ya göre – yaklaşık olarak 30 yıl- önce oluşan işçi sınıfı K. Marx’da sosyalist ayaklanma beklentisini – yanılgısını- oluşturur.
İngiltere İşçi partisinin reformcu yapısı anakara Avrupa’da köklerini sosyalist mücadeleden alıp sosyal demokrat yapıya dönüşen partilerden daha başlangıç aşamasında bile farklılık gösterir. Servet bölüşümünde kısmi iyileştirmeler işçi partisinin Marksiz çizgiye çekilmesine, devrimci karakter kazanmasına hiç bir zaman izin vermez. Roymen Williams’ın tanımlamasıyla ‘post sosyal demokrat’ parti olan işçi partisi, sistemin yeniden üretilmesini sağlıyan, ‘iktidarın kirli ortağı’, ‘yıkımı onararak devam ettiren’ bir siyasal çizgidir. Bu çizgi; var oluşundan bugüne kadar, koyusundan, açığına farklı tonları sergilese de partinin değişmeyen genel siyasi hattıdır. Partinin bu belirleyici özelliği, parti içinde sivrilen, partiyi sola, sosyalist kimliğe – reformist özelliklerini koruyarak- kaydırma savaşımı veren bazı seçkin kişilikleri, parti tarihinde öne çıkan isimleri yaratmayı yine de engelliyemez. Bu isimlerden tartışmasız en ünlüsü, en renklisi Tony Benn’dir.
Asıl ismi Anthony Neil B. Wedgood olan Tony Benn 3 nisan 1925’ de doğmuş 14 mart 2014 tarihinde ölmüştür. 47 yıl bir fiil milletvekilliği yapmıştır. Parti içindeki siyasal duruşu hart left(katı sol) yada demokratik sosyalist olarak tanımlanır….

Kişileri betimlerken öne çıkan belirgin özellikleri üzerinden; ‘iyi-kötü’, ‘katı-esnek’, ‘sağ- sol’, gibi genel onay görmüş tanımlamalara başvururuz. Betimleme süreci; günün sonunda ilgili kişinin en belirgin özelliğine indirgenir ve tanımlama tek bir özellikle sonuçlanır.

Fakat, bu genel betimleme yöntemini bazı özel kişilere uygulamak pekte kolay olmaz. Özel kişilere en uygun örneklerden biridir T.Benn. O, birçok rengi, birçok özelliği ile ‘sakın ha beni tanımlarken dar kalıplar içinde sıkışıp kalmayın’ der gibi bakar gözlerimizin içine. Ben kendi adıma, Benn’i resimlerken, ana renklerin hemen hepsini kullanır, hatta ara renklere de zaman zaman gereksinim duyarım.

O; Sait Faik’in öykülerinin aksine pek fazla bilinmeyen şiirlerinde ki ‘herşey bir insanı sevmekle başlar’ mısrasındadır. Mavinin en Türkuvaz’ıyla ,bir deniz kenarında; açık denizlerin sınırsız derinliklerinden gelen delişmen dalga misali süzülerek çıkar karşımıza.

O; Şefik Hüsnü’nün ‘En iyi komünistler küçük bujuvalardan çıkar’ saptamasıyla; koyu- ama gözü yormayan – kızıl rengiyle pat diye köşeyi dönüp, aramıza karışır, karşımızdaki masaya arkadaşlarıyla oturup Guinness’ ini yudumlar Hikmet abinin pub’ın da. Davudi sesiyle; ‘içki alma sırası bende’ dediği duyulur arada ve ; ‘bu dünyadan bütün silahları süpürüp atalım’ demeyi de eklemeyi onutmadan. Parlemontada silahsızlanma üzerine yaptığı konuşmalarda; aslında yaşamı anlamanın ne kadar da kolay olduğunu,tane tane belletir, gösterir bize. 2011’den öldüğü tarih olan 2014’e kadar savaş karşıtı ‘ savaşa hayır koalısyonunun’ ( stop the war coalıtıon) başkanlığını, mücadele dolu yaşamının son damlası olarak ekler savaşım hanesine.

O; K.Marx’ın ‘insanlık daima çözebileceği sorunları ortaya koyar’ deyişidir. Sadun Eren hocamıza göre; çözümlenmesi olası sorunlardan biride kapitalizmin tümüyle değiştirilmesidir(2). Dünyayı sadece yorumlayıp değiştirmeyi denememişlere inat(K.Marx) T. Benn değiştirme savaşımının bütün barışcıl renklerini barındırır 47 yıllık süren parlemonta üyeliğinde ve bir bütün olarak kişisel yaşantısında.

Babası 1929-1931 yılları arasında İngiliz emperyalizminin Hindistan’da ki genel valisidir. Bundan dolayı ‘soylu’dur. Oxford Üniversitesinde filozofi, politika ve ekonomi okumuş, öğrencilik yıllarında üniversitenin öğrenci birliğinin liderliğini yapmıştır.

Babasından kendisine geçen ‘soyluluk’ ünvanını uzun süren yasal mücadelenin sonucunda red etmiştir. İroniye bakın ki; kendisi gibi İşçi partisi milletvekili olan oğlu(Stephen Benn) babasının fırlatıp attığı ‘soyluluk’ unvanını daha sonra yasal yollardan tekrar geri almıştır.

Benn’in renkli siyasi yaşantısı; sadece parti içinde üstlendiği çeşitli görevler, uzun yıllara yayılan siyasi tartışmalar, direnişler, siyaset adına, barış adına, sosyal adalet adına düşünebileceğimiz bütün boyutları içermekle bitmez. Bütün bunların yanında başka bir katkısı daha vardır ki- yaşamı şekillerdirmede sıkça zorlanan bizim gibi sıradan insanlara sunduğu; sayfalar uzunluğunda okumalar gerektiren, karmaşık konuları iki tümcede açıklayıp önümüze koymasıdır. Deyişleri ünlüdür Benn’in.
‘Dünya inaçlarından biri olan Marksizmin diğer inançlarla sürekli bir şekilde diyaloğ kurmasına izin verilmeli,dini inaçlar dahil.’(3)

‘İşçi partisinin yapılanması(çatısı) Marx’sız düşünülemez. Nasıl ki; astronomi fakültesi Copernıcus’sız, antropoloji fakültesi Darwin’siz, psikoloji fakültesi Freud’suz düşünülemiyeceği gibi’. (4)……… aklıma hemencecik gelen örneklerden sadece ikisi.

Pipo içici, çaykolik ve doğuştan iyimserdir ‘o’. (5)

T.Benn açıkça Sinn Feın’ni destekledi ve İrlanda’nın birliğine inandı.

İşkoçya’nın kendi parlemontosunun oluşumunu savundu ama hiçbir zaman İşkoçya Ulusal Partisi (SNP) ve İşkoçya’nın bağımsızlığı taraftarı olmadı. ‘Ulusalcılık bir hata. Yarı İşkoçyalı birisi olarak, bağımsızlık beni ikiye bölen kama gibi. Bölünme durumunda annemin bana yabancı olma düşüncesi beni rahatsız eder’(6) dedi.

***

İngiltere’ya ilk gittiğim yıllardı. Gündüz ağır koşullarda fabrikada çalışıp bazı akşamlar bir Türkün( Hikmet Abi) Shoredıtch’de işlettiği Pub’da, arkadaşım Mustafa ile buluşur, laflardık. Türkiye’de içtiklerimize benzemiyen, farklı tadları olan İngiliz biralarından(lager) içerdik. Tanıdık birisinin işlettiği bir mekana gitmek belki bilinçli, belki de bilmeden, kendini güvecede hissetme duygusu, belki de Türkiye gibi korkunun sokaklarda cirit attığı bir ülkeden gelmenin bir sonucumuydu.. bilemem, ama oraya, Hikmet abinin pup’ına giderdik.. O zamanlar Shoredıtch- Londra’nın finans merkezine çok yakın mesafede bir yer olmasına rağmen- geceleri köşe başlarında hayat kadınlarının çalıştığı, karanlık kuytuları barındırırdı sokaklarında. Şimdilerde ise, kanal boyunca milyonluk evleri barındırıyor.

***

Bir gece Mustafa ile her zaman ki, bara yakın yerimizde oturuyor, günün yorgunluğu üzerimize sinmiş…. laflıyorduk. Barda içki servisi yaban Hikmet abi işinin verdiği izin ölçüde arada lafa karışıyor, bir şeyler anlatıyordu. Zaten Hikmet abi hep birşeyler anlatırdı ya!…. Bir grup girdi içeriye. Buraların insanlarına benzemiyordu bunlar, yüzleri güleç, gözleri ışıltılıydı. Yaşamın yenemediği insanlara benziyordu bunlar. Kendilerinden emin, biraz da iddialı. Karşımızda ki masaya oturdular. İçlerinden biri – hiçte yabancı gözükmüyen, sanki biryerlerden aşina olanı puro içiyordu. Biralarını aldılar, tanıdık olduğunu düşündüğümün önünde siyah kapkara bir bira bardağı duruyordu. Ben bu adamı nereden tanıyorum diye meraklı bir şekilde Mustafa’ya sorarken, onun derdi başka; adamın içtiği o kara şey nedir diye bana soruyordu. Gerek benim, gerekse Mustafa’nın sorusuna yanıt, gecikmeden Hikmet abiden geldi. ‘O varya o puro içen; İşçi partisinde ki en ‘solcu’ milletvekili T. Benn. İçtiği bira ise İrlanda birası Guinness. T.Benn hakkında bildiklerim ve okuduklarım vardı önceden, ondan dolayı tanıdıktı. Gerek ben, gerekse Mustafa sorduğumuz soruların yanıtlarını almıştık. O gün o güleç yüzlü insanla ilk kez aynı mekanda bulunmuş, o gün ilk kez Guinness içmiştim….Arada gelirlermiş Hikmet abinin pub’a. İçlerinden biri Shoredıtch’in öbür tarafında Islıngton’a yakın kısmında -pub’a pekte uzak sayılmaz-otururmuş.

***

T. Benn nasıl mı benim arkadaşım oluyor? Söyledim ya! Aynı mekanda Guinness içmişliğimiz var. Sonraki onlarca yıllarda, savaş karşıtı, anti faşist , devlet yardımlarında yapılan kısıtlanmalar karşı, içinde demokrasi, içinde barış, içinde özgürlük, içinde yardımlaşma, içinde insanlık geçen bir çok yürüyüşte birlikteydik biz onunla. Tabi o, kortejlerde her zaman en önde ben ise daha arkalarda ama olsun yine de birlikte yürümüştük biz onunla. Özgürlük ve demokrasi adına aynı yolda yürüyenler arkadaş olurmuş,.. bana öyle öğrettiler yıllar öncesinden. Barışın, eşitliğin zahmetli yollarında yürüyenler inanın arkadaş olurlar.
Benim geldiğim topraklarda senin gibi ‘Solduyulu’ güzelim insanlar nasıl da az. … Biliyorum tabi ki biliyorum, Türkçede ‘solduyu’ diye bir kelime yok. ‘Dil’ dediğiniz nedir ki;canlı bir organizma, solduyulu diye bir kelime türetiriz, tutarsa tutar, tutmazsa sizin bileceğiniz bir şey, sorun olmaz. Sorun; solduyulu insan ne kadar da az dünyalarımızda. İşte ‘bütün mesele bu’. Onu oluşurmak bizim elimizde değil. O tür insanlar malesef zor geliyor dünyaya. Özellikle bizim coğrafyalarda. Bizim oralar; karizmatik görüntü altında , şarlatanlığın ucuz, sert nobran versiyonunu oynayıp kendilerini başrol oyuncusu sanan politikacılar dolu. Ne kadar da sert gail,ifrit gözlerle yukarıdan döver gibi bakıyorlar bize… seçilmiş ‘soylularımız’. Herşeyi, ama her şeyi nasıl da biliyorlarlar o yüzeysel, sığ, hiç derinliği olmayan çapsız dünyalarında.
Hepimiz büyümeden yaşlanıyoruz. Öylesine sığ ki yaşamlarımız, bırakın içinde olduğumuz su’da ‘boy vermeyi’ yaşantılarımızın sonunda sadece çamura bulanmış mosmor ayaklarımızla kalıp esfel-i safilin yaşayıp sefil ölüyoruz.
Oysa sen Tony ‘şeçilmiş soylu’luğunla, açık denizlerin sonsuzluğunda ne kadar da sıradansın!!!. Özledik seni.

Biz Mustafa’yla –seyrekte olsa- yine buluşup yine Guinness içiyoruz. Arada ufak bir farkla; orta yaşlara geldik artık, saçlarımızın akları karalarından daha fazla şimdilerde. Tony bir çok şeyin yanında Guinness’i de senin sayende keşfettik biz, o bile sana teşekkür etmek için yeter..Teşekkürler güzel insan.
Ha bu arada birgün vakit olur ve bana anımsatırsanız size Guinness’in öyküsünü anlatmak isterim.
Saygılarımla
N.Kazım Öztürk

_______________

(1) English Cıvıl War Hıs tory com. Retrıeved 4 October 2014
(2) Sadun Eren Ekonomi dersleri sy 20
(3) Marxism is now a world faith and must be allowed to enter ınto a contınuous dıaloque wıth other world faıths, ıncludıng relıgıous faıths. 1982
(4) It would be as unthınkable to try to construct the Labour pary wıthout Marx as ıt would to be to establısh unıversıty facultıes of astronomy, anthropology or psychology wıthout permıtıng the study of Copernıcus, Darwın or Freud and stıll expect such facultıes to be taken serıously-1982
(5) 4 Dec 2015 N. Norman. Independent.
(6) ‘ I thınk natıonalısm ıs a mıstake. And I am half Scots and feel ıt would dıvıde me ın half wıth a knıfe . The thought that my mother would suddenly be a foregner would upset me very much. Scothısh Independence (18 Agust 2012)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 + 12 =