Artık Dayanamıyorum…

Bugün 23 Nisan Çocuk bayramıydı… Dünyada hiçbir ülkenin  çocukları böyle bir ayrıcalığa sahip değildi, çünkü hiçbirinin, böyle kendi adlarına armağan edilmiş bir bayramları yoktu… Bu önemliydi tabii, ama çocuklarımıza daha bir hayat bile veremezken, kendilerine ait bir bayramları var diye sevinmemiz, biraz buruk kalıyordu doğrusu… Hele onların yarınlarına ait kaygılarımız işin içine girince… Buna bir de sokaklarda kimsesiz, mağdur, zor şartlarda hayat mücadelesi veren binlerce çocuğumuzun içler acısı durumu eklenince, bu bayram bazılarımıza haram bile olabiliyordu…

Bu ülkede öyle şeyler oluyor ki ve bazen öyle manzaralarla karşılaşıyorsunuz ki, artık dayanamıyorum diye bağırmak geliyor içinizden… Dün öyle bir şey oldu bana… Gece 11 civarı, bir yerde yemek yemiş arkadaşlarla, Taksim’den eve dönüyordum. Hava ayazdı ve soğuk insanın iliklerine kadar işliyordu… Bir ara yolumun üzerinde ciyak ciyak bağıran bir bebek ağlamasına kulak kabarttım, daha doğrusu kabartmak zorunda kaldım, çünkü bebeğin çığlığı tüm Taksim meydanını inletiyordu…

Yaklaştığımda 13 yaşında var yok bir dilenci kızın kucağında, ağladığını duymasam kesin oyuncak sanacağım,  bir, bilemediniz bir buçuk aylık bir bebek katıla katıla ağlıyor…  Suratı ağlamaktan mı yoksa soğuktan mı morarmıştı bilemiyorum, ama belli ki bir derdi vardı… bana annesi olduğunu söyleyen kız  çocuğu ise, sanki kucağındaki canlı bir bebek değil de oyuncak bir bebekmiş ve evcilik oynuyormuş gibi lal lay lom etrafındakilere sataşıyor, para dilenmeye çalışıyordu… Bebekse katıla katıla ağlamasına devam ediyordu kucağında… Karnı mı açtı yavrucağın, altını mı yapmıştı yoksa bir yeri mi ağırıyordu kim bilebilirdi ki… Nasıl içim acıdı anlatamam. İsyan edesim geldi o anda, haykırmak istedim, ‘bu bebeğin yeri burası olmamalı’, bu bebek  bu saatte, bu ayazda, bu sokakta, burada olmamalı’ diye. 

Sonra evinde mışıl mışıl, güven içinde uyuyan bebekleri düşündüm. Annelerinin dokunmaya bile kıyamadıkları, bir yabancı el değdiğinde içlerinin gittiği… Sıcacık yataklarında, belki de tepelerinde ninniler söyleyen oyuncaklarla uyuyan ve meleklere gülümseyen… Peki bu bebeğin suçu neydi, böyle ayazda, soğukta, ilgisiz, aç, belki susamış, belki altı kirli, belki karnı ağrıyor, belki gerçekten ciddi bir hastalığı var ve annesi ya da annesi olduğunu söyleyen kız çocuğu işin eğlencesinde etrafındakilere sataşıyor, bunu hak edecek, sokaklarda böyle itile kakıla büyümeyi hak edecek ne yapmıştı bu bebek, bu sebi… Daha gözünü bile açamıyordu, masumdu, tertemizdi…

Peki bu sokaklarda onu bu şekilde hor, acımasız kullanan insanlara karşı yapılacak bir şey yok muydu bu ülkede… Henüz suç işlememişken, sokakların  pisliğini, hilelerini, hırlılığını, hırsızlığını öğrenmemişken, henüz masum ve tertemizken, şu yavrucağı bu hayattan kurtarmanın bir yolu yok muydu… Onun gibi bir bebeğe sahip olabilmek için can atan nice anneler ve babalar varken üstelik bir yerlerde… Bu çocuklar bir şekilde sokaklardan, ya da onları mağdur eden insanlardan alınıp bu ailelere verilemez miydi…

Bir an delice bir fikir geçti aklımdan, o bebeği alıp götürmek istedim oralardan’ ama düşünmemle caymam bir oldu, nereye götürecektim ki. Eve götürsem, bu sorumluluğu alıp alamamak bir yana, yarın öbür gün yasalarla başım belaya girerdi. Polise götürsem, hem ‘nerden bilelim senin olmadığını’ derlerdi hem de bir güzel suçlarlardı beni ‘nereden buldun, çaldın mı, kaçırdın mı’ diye… Peki birilerini arasaydım, haber verseydim, bir aylık bir çocuk, kimin nesi olduğu belli olmayan, 13 yaşında bir kız çocuğunun kucağında, taksim meydanının orta yerinde, buz gibi ayazda, katıla katıla ağlıyor, morarmış, belli ki bir derdi var, canı acıyor, aç, susuz, altını yapmış, belki bütün gece orada kalacak ve donacak, onu sokaktan, o eziyetten kurtarın diye…

Beni ciddiye alacak tek bir  kurum bile yok muydu bu memlekette gerçekten bu gibi durumlarda baş vurabileceğim. Birileri veya bizzat aileleri tarafından mağdur edilen, işkence edilen, kötü alışkanlıklara, dilenciliğe, hırsızlığa, fahişeliğe alıştırılan bu çocukları koruma altına alan, onları kullananların elinden kurtaran ve sonra da sahiplendiren hiçbir yetkili makam, otorite yok muydu.  Yasalar karşısında kendimiz mağdur olmadan ya da suçlu bulunmadan, ya da başımız bunlardan faydalananlarla belaya girmeden, bu çocuklara yardım etmenin bir  yolu yok muydu gerçekten…

Yapacak bir şey bulamayınca, istemeye istemeye oradan ayrılmıştım ama uzun bir süre o bebeğin çığlık çığlığa ağlayışının etkisinden kurtulamamıştım; nesi vardı acaba yavrucağın, canı mı yanıyordu, aç mıydı, susuz muydu, yoksa çok mu üşümüştü, aynı soruları soruyor soruyordum ama işin içinden çıkamıyordum. En önemlisi ben oradan ayrıldıktan sonra ne olmuştu o bebeğe ve yarın ne olacaktı. Henüz iki aylık bile değildi, hiçbir suça, hiçbir kötülüğe bulaşmamıştı henüz, şimdi kurtarılamasa ne zaman kurtarılacaktı bu yavrucak…

Diğer bebekler mışıl mışıl uyurlarken sıcacık yataklarında ve gülümserlerken meleklere uykularında ve yarın bütün Türkiye, dünyada tek olmakla övündüğü 23 Nisan Çocuk bayramını kutlamaya hazırlanırken, o bebek orada, Taksim meydanında, soğukta, ayazda, aç, susuz, acılar içinde katıla katıla ağlayacaktı…

Diğer çocuklar çocuk olmalarının tadını çıkarırlarken doya doya kendilerine armağan edilmiş bu bayramda, biz büyükler, hele de benim gibi daha bir gün önce böyle mağdur bir durumda kalmış bir yavrucağın dramına şahit olmuş bir yetişkin insan, nasıl içim burkulmadan bu bayram sevincine katılacak  ve geleceğe umutla bakacaktım çocuklarımız adına…

‘Artık dayanamıyordum’ gerçekten…

____________

*  Yrd Doç. Dr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.