Av Mevsimi filminde Lazca telafi dersi

İki ay önce ‘Lazuri Mektebi’ Projesini başlatmak için İstanbul’a geldiğimde hemen her çevre henüz vizyona girmemiş Av Mevsimi Filmini konuşuyordu. Birkaç hafta kendi çalışmalarımın yoğunluğundan izleyemedim ve arkadaş çevrelerindeki konuya dair sohbetlere bir şey katamadım.

Nihayet yeğenlerimden birini yanıma katarak keyifle sinama filmi izleyeceğim bir zamanı seçtim ve tadını çıkararak izledim. Her nekadar sinemanın bulunduğu alışveriş merkezi herhangi bir batı Avrupa ülkesindeki sinema salonu gibi olsa da gençlik yıllarımın geçtiği semt Maltepe’de sinemaya gitmek geçmişe dair hatıraları canlandırır.

Almanya’da yıllarımı geçirdiğim yaşamımın her kesitinde en çok kayıp olarak hissettiğim Türkiye’deki sanatsal kültürel birikimden uzak olmaktı.

Bu bakımdan İstanbul’da geçen kasım ayında gerçekleştirlen TÜYAP kitap fuardına ilk kez katılmış olmanın acısını yaşadım. Diğer yandan bu muhteşem organizasyonda ülkemizin sanatsal kültürel gündemini izlemek, o yoğunluğa tanık olmak Türkiye gezimdeki ender anlardan biriydi.

Almanya’dan geldiğim ekim sonu gündemde Av Mevsimi filmi vardı. Popüler bir sanatçı olan Cem Yılmaz’ın Lazca olarak telafuz ettiği birkaç cümle ve bir Lazca ezginin anadil de mırıldanılması.

Bu telfuzu zor birkaç cümle Lazca, ‘E Asiye’ gibi yüreğe işleyen bir Lazca ezgi Lazlar arasında öyle bir heycan yarattı ki, her ortamda bu heycanın size yansıması kaçınılmazdı. İçimizdeki ezilmişliğin kollektif olarak bilinç üstüne çıktığı anlardı bunlar.

Filmin Yönetmeni Yavuz Tuğrul başarılı bir çalışmaya daha imza atarken, Lazcayı ve Lazca bir ezgiyi sanatında bir renk olarak tercih ederken belki de bu etkiyi hiç hesaba katmamıştır. Ancak sanat öyle bir şeydir, etkiler ve dönüştürür.

Biz Lazlar kendi aramızdaki sohbetlerde, seçilen bildik Laz tiplemesinin yine de bir klişe çerçevesinde düşünüldüğünü paylaştık ve sorguladık: Anadilimiz Lazca ile bir iddialı film yapma imkanımız olsa nasıl bir Laz tiplemesi seçerdik diye. Mutlaka, saf deli dolu bir laz polis tiplemesi olmazdı bu.

Halk Kültürümüzde o kadar çok derinlik var ki… Bir imece geleneği örneğin, bir doğa ile içiçe yaşam ve coğrafyamıza özgü o yaşam felsefesi…

Yine de sevgili okuyucum, bir ciddi sinema eserinde Lazca konuşuluyor olması şarkılarımızın mırıldanılması biz Lazları ve Lazların dostu herkesin yüreğinden sevgi taşırdı.

İçimizdeki eziklik öyle derin biryerlerde ki, kendimiz olabilmeye özlem öyle belirgin ki… Cem Yılmaz’ın telaffuzda zorlandığı, o yüreğimizin sesi Nana nena Lazuri’yi (1) yarına taşıyabilme umudu güçleniyor gitgide.

Kültür imecemizde, çorbada tuzumuz olsun dedik hep. Şimdi Lazuri Mektebi (2) adını verdiğimiz anadilde eğitim projesinde kalıcı adımlar atıyoruz. Lazca okuma-yazma öğrenmek, Lazca Konuşma atolyesinde anadili aktif hale getirmek ve ninelerimizle konuşmak için temel lazca öğrenmek gibi.

Bir yandan Ülke kendine dar gelen kabuğundan sıyrılmaya çalışırken diğer yandan hala aynı kıskaç devam ediyor. Cumhuriyet Tarihi boyunca yok sayılan ülkemizin diğer dilleri gibi öyle yara aldı ki Anadilimiz Lazca, bunu telafi için daha çok sanatçı telafi çalışmasına katılacak.

(1)Nana nena Lazuri: Anadil Lazca
(2)Lazuri Mektebi: Laz Okulu

Selma Kociva 06.01.2011

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.