AVUSTURYA’DAN… 1 Ekim Seçimi ve biz

AVUSTURYA’DAN… 1 Ekim Seçimi ve biz

0
PAYLAŞ

Seçimin “S”sini değil de,  “W”sini (Wahl= Seçim) duyduğumda beni hep bir ürperti alır.  Bu ürpermeden sonra da, soğuk soğuk terlerim. Bu terlemenin nedeni kesinlikle beni seçimde işin beklemesi değildir. Bir parti ile de ilişkim olmamasından dolayı, seçimde koşturmam gerekmiyor. Soğuk terlerin nedeni, seçimin Avusturya’da sürekli malzemesi olmamızdır. Gazeteler biz yabancı kökenlileri yazar, radyolar bizi konuşur, televizyonlar hep bizi gösterir.

Partiler ise kendi aralarında hep bizden dolayı kapışırlar, adeta birbirleri ile yarışırlar. Birisi biraz bizi savunur gibi görünür, ancak yıllardır yürütmüş oldukları politikayla seçimlerin merkezine hep bizim oturtulmamızı kendilerinin sağladıklarını hiç düşünmezler. Aslında akıllarına da gelmez.

Bazıları ise dost gibi görünürler, aba altında sopa saklarlar. Mümkün olduğu ölçüde seçilemeyecek yerlerde birer ikişer de aday gösterirler. Böylece son yıllarda fark ettikleri oylarımızı partilerine yönlendirmek için sadece bir iki aday ile görevlerini yerine getirmiş olurlar.  Gösterilen adaylar kendi başlarına yoktan varederek oy toplamalılardır. Çalışma yapmaları için kendilerine bütçe bile ayrılmaz.

Birbirlerinden türeyen iki aşırı sağcı parti vardır ki, yabancı düşmanlığında aralarında kıyasıya yarışırlar. Bu yarışmada kim daha şiddetli düşmanlık yaparsa, onun daha fazla oy alacağını hesaplarlar.  Şimdilik büyük partilerin bu yarıştan geri çekilmiş olmaları beni birazcık olsun rahatlatmakta. Eskiden onlar da o yarış içerisindeydiler. O büyük partilerin içerisine yabancı kökenlilerin girip, çalışmaya başladığından beri, kısmen bir normalleşme yaşandığını gözlenmektedir.

Ama buna rağmen Avusturya’da yaşayan bir Türk olarak, yabancı, Türk ve müslüman düşmanlığı beni ürkütmektedir. İslam ve Avrupa Birliği kapısında bekletilen Türkiye ve Türk insanına düşmanlık yapmayı Avusturyalı kendilerinin yasal hakları olduğunu sanmaktadır. Bu partilerin yapmış oldukları düşmanca seçim propogandalarından cesaret alarak,  sokakta, alışverişte, işyerinde kısaca hayatın her alanında Türk ve müslüman düşmanlığı ile tanınan partinin potansiyel seçmeni Avusturyalı, bize karşı kaba davranmayı kendisinin hakkı olarak kabul eder.

Yıllardır vergimizle, ödediğimiz sigorta primi ile, verdiğimiz emeğimizle ekonomilerine yapmış olduğumuz katkı görmezlikten gelinmeye çalışılmaktadır.  Nereye ve nasıl göndereceklerse “300.000 yabancıyı göndermeliyiz” derler.

Diğer taraftan Avrupa’da yaşayan biz Türkler kadar bile  nüfusu olmayan, Avrupa Birligi’ne ciddi bir ekonomik katkısı bile olmamış Avrupa Birliği’nin yeni üyeleri olan uyduruk devletlerin,  bizim ödemiş olduğumuz vergilerle de desteklendikleri unutulmaktadır. Ya da hiç konuşulmamaktadır.

Konuşulan şey, ülkede yaşayan biz Türklerin dışında,  bir de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğidir. Partiler akşam sabah göçmenlerhakkında düşünce belirtmelerinden arta kalan zamanlarında Türkiye’yi konuşur vetartışırlar. Türkiye’ye ve  Türkiye’nin üyeliğine en “olumlu” yaklaşan hiç şüphesiz Avusturyalı Yeşiller Partisi’dir.  Yeşiller Partisi Başkanı; “Türkiye bugün AB üyesi  olmalı mıdır diye sorsalar bana, kesinlikle hayır derim” diyor. Genel Başkan Aleksander van der Bellen “Türkiye’nin insan, kadın hakları,  Kürt sorunu gibi bir dizi sorunu vardır. Önümüzde 10 ila 15 yıl arasında bu sorunlar nasıl bir süre izler, ona bakmak lazımdır, 10 ila15 yıl sonra bu sorunlar çözülürse, Türkiye üye olmalıdır. Çünkü genç nüfusu ile Türkiye’yi dışarda tutmak AB’nin yararına değildir” derken, diğerleri gibi kesin red demez.

Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) Başkanı  Alfred Gusenbauer ise kısaca “Ne Türkiye, ne de Avrupa Birliği üyelik için hazırdır. Türkiye ile görüşmelere bile başlanılmamalıydı” derken  Türkiye’nin üyeligi bir zaman bile belirtmektedir.

Avusturya’nın hükümet partilerinden olan Avusturya Halk Partisi (ÖVP) Başkanı ve Avusturya Başbakanı ise Türkiye üyeliğinin “Avrupa Birligi’nin Türkiye’yi hazmetme kapasitesi ile bağıntılı oldağunu düşünüyoruz” dedikten sonra “görüşmelerin sonunda üyeliğin dışında başka bir şey olacaktır” derken ne olacağını bile belirtmemekte.  Ayrıcalıklı üyelik herhalde! “Herşeye rağmen üyelik sorunu gündeme gelirse ÖVP olarak halk oylamasını şart koşuyoruz” derken topu gene referanduma atarız, nasıl olsa halk hayır der düşüncesinde olduğunu belirtir. 

Avusturya Komunist Partisi (KPÖ) seçime katılmakta, çok fazla bir iddiaları bulunmamakta, hedeflerini oylarını artırmak olarak gören KPÖ, Avusturya’nın AB üyeliğine olumlu yaklaşmadıklarından dolayı, Türkiye ile de düşünce belirtmemekteler.

Geriye iki aşırı sağcı parti kalmakta, o partiler ise seçim çalışmalarının temelini Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmaması, ülkedeki göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi ve İslam karşıtlığı üzerine oluşturmaktalar. 

Hükümet ortağı Avusturya İçin Birlik (BZÖ) Başkanı Peter Westenthaler  “Türkiye Avrupa’da bulunmamaktadır, Türkiye ayrıca AB üyeliği şartlarını da yerine getirmemiştir” demektedir.

Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) Başkanı Heinz Christian Strache ise en radikal Türkiye, İslam ve göçmen karşıtlığı ile ülkede tanınmaktadır. Neonazilerle ilişkisi olduğu biçiminde suçlamalarla karşılaşan Strache ise Türkiye’nin coğrafi olarak Avrupa’ya ait olmadığını, Türkiye’nin AB üyeliğine kesinlikle karşı olduklarını; Türkiye’nin üyeliğe alınmasının sonucunun İsrail’e, Cezayir’e ve Fas’a davet anlamına geleceğini;  bunun da Ortadoğu sorununu Avrupa’ya taşımak anlamına gelecegini her türlü propoganda konuşmalarında sürekli dile getirmektedir.

Avrupa Parlamentosu milletvekili olan ve kendi adına bir liste oluşturup, seçime katılan  Hans Peter Martin de Türkiye’nin üyeliğine kesinlikle hayır diyenlerden. Martin’nin listesi Avusturya parlamentosunda temsil edilecegine kesin gözüyle bakılan politik bir çevre. Daha çok protesto oylarına oynamakta. Türkiye’nin  üyeliğine hayır dedikten sonra, üyelik için halk oylamasına  gidilmesini ve halk oylaması için de bir kanun çıkartılmasının gerekliliğini savunmaktalar.

Kısaca Avusturya’da seçime katılıp da parlamentoda temsil edilecek partilerden hiç biri Türkiye’ye AB’de evet demezken, Avusturya vatandaşlığına geçen Türk kökenli seçmenlerden oy alabilmek için, listelerinde Türk kökenlilere seçilmeyecek yerler de olsa, aday göstermektedir. 

Bu adaylar ise doğdukları, büyüdükleri ve geldikleri ülkenin aday oldukları partiler tarafından seçim süresi içinde sürekli aşağılanmasına rağmen, seçim çalışması yapmaktalar ve çevrelerinden oy istemekteler.

Aday olan Türk kökenli politikacılar üç partide yoğunlaşmaktalar, bu partiler Avusturya Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat ve Avusturya Halk Parti’leridir. Seçilme şanslarının görünmediği adaylar, seçmenlerinden  tercihli oy istemektedirler. Adaylar içerisnde dikkat çeken isimler; Viyana eyalet meclisi üyeleri olan Yeşillerden Alev Korun,  ÖVP’den Şirvan Ekici ve SPÖ’den Nurten Yılmaz’dır. Bunların dışında SPÖ listesinde yer alan Dr. Haydar Sarı da dikkat çeken adaylardan birisidir. Geçen seçimde Türk kökenli adaylar arasında en fazla tercihli oy alan Dr. Sarı,  onlarca yıl yabancı düşmanlığına Yabancılar Danışma Merkezinden, Viyana Uyum Fonu’na kadar otuz yıldır yapmış olduğu çalışmalarıyla kendisini kanıtlamış bir arkadaşımız.

Dr. Haydar Sarı, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi içinde en fazla seçilme şansı olan adaylardan birisi olarak görülmekte. Kendisinin Avusturya Parlamentosu’na ancak tercihli oy ile girme şansı vardır.  Özellikle Haydar Sarı’ nın bu seçimde elde edeceği başarı,  gelecekte çocuklarımızın da hangi partiden aday olurlarsa olsunlar,  onların politik hayatta yollarını açacağı şeklinde değerlendirilmektedir. Ayrıca Avusturya Parlamentosu’nda ismiyle ve cismiyle Türklerden birisi olacağı belirtilen Dr. Sarı’nın seçilmesi halinde Avusturya  toplumuna birlikte yaşamanın zorunluluğunun sinyallerini verecektir.  Dr. Haydar Sarı’nın seçilmesi durumda bir de seçim kelimesini duyduğumuzda soğuk terler atmamızı bir nebze olsun  dindirecektir.

Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel’in geçtigimiz hafta seçim çalışmaları sırasında dile getirmiş olduğu cümleyle bitirmek istiyorum. Schüssel Avusturya’daki düşünce özgürlügünden ve demokrasiden  cesaret alarak, partisinde aday olan kadınların sayısının çokluğuna dikkat çekerken, şöyle demiş; “Solcu olsaydım bütün feminist gruplar sevinçten altıma yatarlardı.” Bu sözler Yeşillerin ve sosyal demokratların protestosu ile karşılaşırken, ÖVP’li kadın politikacılar, Schüsel’in vurgusunun cinsellik olmadığını dile getirmekle yetindiler. 

BİR CEVAP BIRAK