AVUSTURYA’DAN… Göçmen çocukları, eğitim ve gündem

Avusturya ilginç ülkedir. Küçük bir ülke olmasına rağmen, Avusturya’da gündem hareketli ve renkli geçer hep. Eylül ve ekim ayları içinde Avusturya’nın gündemi hayli  zengindi. Gündemin bu zenginliğine rağmen ben zaman fakiriydim. Yazacak zaman bulamadım.
Gündemin bu zenginliği içinde kısa kısa anlatacağım gündem maddelerinin her birinden ayrı makale olacak durumdaydı, ancak ben onları toparlamaya çalışacağım.

Birazcık gerilerden başlayacak olursam; Avusturya eğitim sistemi sürekli tartışılan, sürekli değiştrilmek istenen bir eğitim sistemi oldu. Yılda en az iki defa Avusturya’nın Avrupa’daki diğer ülkelerle eğitim durumu kıyaslandığında, Avusturyalılar kendilerine ayna tutulmuş olduğunu görür, hemen bir telaşe ile o konuda tartışmaya başlarlar.

Geçtigimiz ayda OECD Avrupa genelinde eğitim durumunu ülkelerin birbirleri ile kıyaslayarak yapmış olduları bir çalışmayı sundular. Burada Avusturya, Avrupa ülkeleri içinde üniversite eğitimi sıralamasında sondan üçüncülük ile yetinmek zorunda kaldı. Aslında bu büyük bir başarı oldu, zira OECD’nin yapmış olduğu bir yıl önceki çalışmada sondan ikinciydi. Sondan birincilik ise tahmin edilecegi gibi Türkiye olarak belirlenmişti. İkinci ülke ise Almanya’idi.

Türkiye’nin eğitim sorumlu yetkililer sanırım buna da şükür diyerek karşılamışlardır. Avrupa ülkeleri içinde yarışmada olmak, AB üyeliği için sürekli kapıda tutulan Türkiye’nin Avrupa gündeminde olumsuz olsa da  bulunmasını onlar bulunmaz nimet olarak kabul edeceklerdir. Avrupa bizi ciddiye alıp, yüksek öğrenim seviyemizi kendileriyle kıyaslamış olmaları azımsanacak çalışmanın ürünü değildir herhalde.  Ya hiç ciddiye almayıp da sıralamada göstermemiş olsaları daha mı iyi olacaktı sanki.

OECD’nin çalışmasının açıklanmasından sonra Avusturya’nın eğitiminden sorumlu hanım bakan hemen kolları sıvadı ve bir proje sundu. Bakan hanımın sunduğu okul sistemindeki değişiklik ile buğüne kadarki okul sisteminin üniversiteye gitmenin yolunu tıkıyor olmasının önüne geçmek istemekteydi. Yeni okul sistemi de biraz daha uzun süreye yayılan genel bir okul anlayışı olmalıdır denildi.

Üniversite yolunu tıkayan okul sistemi olduğu iddia edilen dokuz yıllık zorunlu okulun dört yılında bütün ilkokul çocuklarının birarada olurken, dördüncü yıldan sonra ise ayrışmanın başlamsıdır. Yeni teklife göre çocuklar sadece dört yıl değil, sekiz yıl buyunca ortak eğitim almalı, ondan sonra ise başarılarılarına ve yeteneklerine göre meslek okullarına veya liselere yönlendirilmelidir.

Hiç bir çevreden ses çıkmazken, yürürlüğe sokulmak istenen bu yeni sistem sadece lise öğretmenleri tarafından protesto edildi. Grev oranlarının dakikalarla ve hatta saniyelerle ifade edildiği Avusturya’da,  sosyal demokrat hanım bakanın yapmak istediği eğim sistemine bir saatlik grevle lise öğretmenleri karşı çıktılar. 

Avusturya’da şimdiye kadar sürmekte olan  okul sistemi: çocukların ilkokulun ilk dört sınıfına kadar beraber olmalarını, beşinci sınıftan sonra ise ye meslek eğitimi ağırlıklı meslek okullarına, ya da üniversiteye yönlendirilen liselere gitmelerini sağlamaktadır.   Liseye gitmenin şartı, ilkokuldaki o ilk dört yıllık sürede Almanca ve matematik derslerinin son iki yılın karne notlarının ortalamasının  pekiyi olmasıdır. 

Avusturya’da ders notları en az pekiyi olan öğrenciler hiç şüphesiz göçmen çocuklarıdır. 
OECD çalışması basına tanıtılırken Avusturya’da yaşayan göçmen çocuklarının da diğer ülkelerde yaşayan göçmen çocuklarından çok daha kötü durumda olduğu gözlemlendi. Göçmen çocularının kariyer yapmaları için üniversite eğitiminin önüne set mi çekiliyor diye hem de tutucu çevrelerin sesi olan gazetelerde sorular bile soruldu. Ailenin geldiği sosyal kökenin eğitime doğrudan yansıdığı ifade edillirken,  üniversitelerde göçmen ailelerinin çocuklarının oranlarının çok düşük olduğu ifade edildi. İlkokullarda ise göçmen çocuklarının oranları Avusturya’nın başkenti Viyana’da % 60’lardan % 90’lara kadar olduğu realitesini geçenlerde eğitim konsunda bir proje için biraraya geldiğimiz bir öğretmen aradaşım belirtti.  İlkokullardaki oran bu kadar yüksekiken, üniversiteye yönelik genel bir eğitim veren liselerdeki oran ise bir o kadar düşük olduğu gerçegi de bilinmektedir. Bu duruma bir çare aranmakta olduğu belirtilirken, ciddi adımların da atıldığı pek gözlemlenememektedir.
Onun yerine, başta hıristiyan ve sosyal demokrat partiler ve ayrıca yeşiller olmak üzere her türlü parti göçmen anne ve babadan oy alabilmek için, din özgürlüğü ve dini vecibelerin yerine getirilmesi adı altında ve henüz yedi sekiz yaşındaki kız çocuklarının başörtüsüne bürünmelerini desteklemektedirler.  Bu desteğin de göçmen çocuklarının yüksek öğrenim görmelerine hiç bir katkı sağlamayacağı bilinmektedir.
 
Geçtiğimiz günlerde Avusturya hükümeti özellikle  lise öğretmenlerinin tepkisine rağmen, sekiz yıllık genel okul sistemi gelecek eğitim yılından itibaren yürülüğe konulacağının kararını almış bulunuyor.  Bu sistem ile eğitimde eşit şans sağlanmış olacak mı zamanla görecegiz.

İslam cami ve terör

Okul konusu gündemin henüz birinci sırasına oturmadan Avusturyalılar İslamla, camiyle ve minareyle meşguldü. Cami minareli mi olsun, minaresiz mi, ya da aslında hiç cami olmasın, “hem müslüman ülkelerde kilise var mı” diye tartışmalar, protesto eylemleri günlük yaşamı etkilerken, birden bire bir Al Kaide  üyesi olduğu iddia edilen bir gencin  tutuklanması gündeme damgasını vurmuştu. Nereden nasıl derken, basın özellikle onun çeşitlli yürüyüşlerden çekilmiş fotoğraflarını ve gence ait ait olan bütün şahsi bilgileri daha önceden  hazırlamış gibi hergün manşetlerde “terörist islamcı” genç olarak haftalarca konu edildi. Evlerine girildi, odası darmadağın edildi, özel hayatı delik deşik edildi. Tek kişilik örgüt oldu Avusturya’da: neler yapacağı, nereleri bombalayacağı, Avusturya’nın nasıl ciddi bir tehlike atlattığı anlatıldı haftalarca.

“İslamcı terörist” gençin en önemli politik eylemi ise Amerika’nın Irak işgalini protesto eylemlerinde etkin görev almış olması ve Amerika’yı protesto eylemlerinin organizasyonunda aktif görev almış ve Müslüman Gençler adlı bir dernek kurmuş olmasıydı. Amerika’nın Irak işgalini protesto etmek ve o konuda yürüyüşlere öncülük etmek hiç şüphesiz başkalarına da gözdağı vermek için yeterli nedendi.

Bu tutuklama olayı da kullanılarak, Avusturya’da müslümanlar aleyhinde genel olumsuz hava yaratılırken bazı islami çevrelerin temsilcileri El Kaide’nin Avusturya hücresinin üyesi olduğu iddia  edilen gencin kurmuş olduğu dernekten dolayı “biz yetkilileri uyarmıştık”  açıklamalarında bulundular. Ülkede estirilen olumsuz etkiden de yararlanarak ırkçılığıyla tanınan bir parti ve Viyana’nın bir mahallesinde Türkler tarafından kültür merkezi olarak kullanılan  dernek yerinin genişletilme istemi Avusturya’nın ırkçı partisinin de öncülüğünde binlerce kişinin katılımı ile ırkçı parolalarla protesto edildi.

İslamcı terörist olarak görülen Mısırlı bir göçmen anne ve babanın çocuğu hapiste gün doldururken, ikinci bir terörist  ABD konsolosluğunu bombalayacağı ortaya çıkartıldı. Bosna kökenli akli dengesinin de pek yerinde olmadığı belirtilen kişinin yakalanması müslüman göçmenlerin aleyhinde estirilen rüzgarın tuzu biberi oldu.

Bütün bu gelişmelerin toplumda yaratmış olduğu etki, özellikle Türkler aleyhinde anlatılan ırkçı fıkraların Avusturyalılar tarafından yaygın bir şekilde anlatılmaya başlamasına sebep oldu.

Mısır kökenli Avusturya vatandaşı gencin hayatı karartılırken, Avusturya’nın sorunlarından yaratılmış kendi ülkesine gönderilmeyi intihar etmekle tehdit eden bir çocuktan bir yıldız yaratmayı gelecek yazımda anlatmaya devem edecegim. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × five =