Aynı uçuruma bakarken

Aynı uçuruma bakarken

0
PAYLAŞ

1979’da, okuduğum yatılı okul basıldığında sadece 13 yaşındaydım.
Bir taraf emperyalizme karşı savaşıyordu (veya öyle sanıyordu). Diğer kesim devleti/vatanı kurtarmaya çalışıyordu (veya öyle sanıyordu).
Sonuçta bir abi mezara gitti, diğeri hapse, ikisi de 20 yaşında bile değildi…
Ve biz 16 çocuk, -kardeşi/arkadaşı az evvel gözünün önünde öldüğü için- hepimizi katletmeye yemin edenlerden de saklandık, gün ve gece boyu saklandık, polisten de…
Çünkü gecenin ikisinde, dördünde kalkıp asker gibi nöbet tutuyorduk aylardır, okulumuz basılmasın, ailelerimize kara haber gitmesin diye.
Biliyorduk çünkü: Ne okul yönetimi halimizden anlardı, ne de polisten bir umudumuz vardı. Onlar bile ikiye bölünmüşlerdi: Sana Pol-Der’lilerin mi, Pol-Bir mensuplarının mı denk geleceğini nereden bileceksin ki… De ki bildin, senin bir görüşün yok ki henüz “yaşasın, bizimkiler” diyebilesin; olay mahallinde yakalanırsan, en iyi ihtimalle dayağı yersin.
Hangi görüşten olursa olsun, o çılgın atmosferde görevini yaparken hayatta kalmaya, ailesini korumaya çalışan bir polis memurunun, bizim çocuk olduğumuzu dikkate alacağından nasıl emin olabilirdik ki?
Veya jandarmanın…
Abiler zorla foruma indirirlerdi bizi, Samsun Anadolu Lisesi’nde mezuniyet etkinliklerinin yapıldığı büyük salona… Meraklı gözlerle izlerdik neler yaptıklarını, ama devrim yemini etmezsek dayak yerdik. O cümleleri papağan gibi tekrarlamayı da öğrendik, meğer yetmezmiş bu, “yanlış kolu” yumruk yaparak havaya kaldırınca da sopa yedik.
O mecburi tanıklık, gün geldi, vahşetin ortasında bıraktı bizi. O gün öğrendik jandarma dipçiğinin gencecik bedenleri nasıl ezdiğini, parçalayabildiğini…
Gözümüzün önünde oldu çünkü.
Biz 65-70 arası doğanlar saklanma ustası olduk.
Aklımız ermiyordu henüz, ne devrim kavramını anlıyorduk, ne ülkü kelimesi bize bir şey ifade ediyordu. Küçücüktük; ne yumruklarımız gelişmişti, ne bacaklarımız. Bir olayın ortasında kalırsak karşı koyamazdık, kaçamazdık; tehlikeyi yaklaşırken sezmeyi, uzaktan tanımayı öğrendik.
12 Eylül sonrası duyduk Kenan Evren’in “Şartların olgunlaşmasını bekledik” cümlesini. Devleti yönetenler abilerimizden “Asmayalım da besleyelim mi” diye bahsettiler, memurlar ablalarımıza tecavüz ettiler.
El mecbur; sesimizi duyurmaya çalışırken işkencecilerin eline düşmemeyi öğrendik.
1983-88 arası, karanlık biraz dağılır gibi olduğunda YÖK’ü protesto eylemleri yaygınlaştı. Abilerinin-ablalarının düşürüldüğü tuzağın faturasını o dönemin gençlerine çıkarmaya çalışıyordu devlet, masum öğrenci dernekleri kurmaya çalışanlar bile takibe alınıyordu. Yine de direndik, kimimiz 2 bin kişilik gösterilerde cop yedi, tutuklandı, kimimiz (ben dahil) barışçıl Ankara yürüyüşüne katıldığı için yargılandı.
Şiddete karşı olanların safındaydım, çünkü amaç sesimizi duyurmaktı, polisle çatışmak değil. Bizden önceki kuşağın epey bir kısmı şiddete başvurmuş veya bir şekilde karışmıştı, bunun “rejimin” ekmeğine yağ sürmek olduğunu ağır derslerle öğrenmiştik…
Sadece duysunlar istedik, bizi dinlerlerse yanlış yaptıklarını belki anlarlar diye umduk. Onların kendi doğrularına en etkili biçimde direnebilmek için biz yanlış yapmamaya, devletin eline koz vermemeye çalıştık.
Bunun ilk şartı “birlik” olmaktı; hangi nedenle olursa olsun sesini, itirazını yükseltenlere “bizden” gözüyle bakmayı, ama bu arada “bizden olmayanları” düşman olarak nitelememeyi öğrendik. En azından çoğumuz.
“Gezi ruhu” aynı özeni, dikkati gösteriyor. Ama herkes aynı bilinçte değil haliyle, kutuplaşma çok hızlı yayılıyor. Bu yazı o nedenle yazıldı.
“Çapulcu olmayanlar beni listelerinden çıkarsınlar, hatta s… gitsinler” vb cümleler, feysbuk’ta kız kardeşimin üyesi olduğu yap-boz grubunda bile yaygınlaştığı için, 12 Eylül öncesini anımsatmak istedim. 1974-76 döneminde yaşanan “aa, o da bizden” sevinci, “ötekilere” içten içe gıcık olma vb hallerin neye dönüştüğü ve ülkeyi nereye götürdüğü malum.
Bugün aynı uçuruma düşer miyiz bilmem, ama kenarında duruyoruz…
Ve maalesef sadece eli palalılar değil, elinde çiçek olanların bir kısmı da hepimizi aşağıya çekmeye çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK