Başbuğ’un gizli Almanya gezisi ve Doğan Grubu’na ceza

Bildiğimiz kadarıyla Genelkurmay Başkanlarının gezileri hakkında, önceden kamuoyuna bilgi verilir. Devletin askeri kanadının başında bulunan birinci derecede bir bürokrat olarak gizli-kapaklı işlerin içinde olmayacağı söylenir. Böylesi iddialar da hemen yalanlanır. MİT gibi istihbarat kurumlarının faaliyetlerinde ‘yasadışı’ işlerin dönmesi, uluslar arası alanda doğal karşılanır. Onların bir bakıma işleri budur. Devletin arka planda neler yapması gerektiğine ilişkin politikaların belirlenmesinde rol alırlar. Ancak söz konusu Genelkurmay olduğunda peşinen reddedilir.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un geçen hafta Almanya’ya yaptığı ziyaret kamuoyunda gizlendi. PKK gerillaları ile Türk askeri güçleri arasında yaşanan çatışmada 2 gün içinde 11 asker yaşamını yetirmesine rağmen Başbuğ piyasalarda gözükmedi. Kürt kelimesinin geçtiği her politik ortama laf yetiştirip mesaj veren Başbuğu bu kez sessizlere oynadı. Demeç vermedi. Herkes merak etti. Bilenler de zaten gizledi.

Başbuğ böylesi kritik politik atmosfer içerisinde Almanya’yı ziyaretinin arka planında neler var? Bu gezinin kamuoyunda gizlenmesinin amacı ne olabilir? Buna ilişkin söylenen birkaç nokta bulunmakla birlikte esas konu İslamcı AKP bulunuyor.
Türkiye’ye mutlak bir şekilde ihtiyaç duyan AB, Genelkurmay’ın da içerisinde yer alacağı yeni bir konseptin hazırlanmasına yönelik bir kısım çalışmalar söz konusudur. Bu projenin merkezinde Almanya ve Fransa bulunuyor. Bu iki ülkenin Türkiye–AB ilişkilerinde son derece belirleyici bir etkiye sahip oldukları biliniyor.

Türkiye’nin Fransa’nın NATO’nun askeri sahasına dönüşünün esasen Genelkurmay tarafından onaylanmasının son derece önemlidir. Siyasal süreci hükümet yürütmesine rağmen karar veren merkez genelkurmay’dır. Fransa’nın hem uluslar arası ilişkilerde, hem de NATO içerisinde İngiltere’nin yerinin almaya başlaması, uluslar arası güç ilişkilerinde önemli bir değişimi ifade etmektedir. Türkiye’de generallerin de bu değişime onay vermesi, aynı zamanda Almanya’nın ve Fransa’nın İslamcı AKP hükümetine karşı izledikleri politika ile doğrudan ilişkilidir. Genelkurmay da esasen AB üyeliğine karşı değildir, daha çok geleneksel Kemalist bir çizgiye sahip CHP gibi parti ile bu sürecin ilerlemesini istiyor. Böylesi bir yönelim aynı zamanda generallerin politik gücünü nispeten korunmasına hizmet etmektedir. Başbuğ’un gizli Almanya ziyaretinin arka planında bulunan en önemli noktalardan biri bu pazarlık yatıyor.

İlginçtir, Başbuğ Almanya’da gizli görüşmeleri yürütürken Türkiye’de İslamcı AKP hükümeti, Doğan Grubu’na yaklaşık 4 milyar TL ceza keserek fiilen karşı saldırıya geçti. Sorun 4 milyarlık vergiden çok, arka plandaki karmaşık politik ilişkiler bulunuyor. Sadece Doğan grubunu değil, birçok tekeli karşısına alan AKP, Almanya, Fransa gibi ülkelerin bir biçimiyle destek verdiği ve Genelkurmayın da içinde bulunduğu projeyi boşa çıkartmaya çalışıyor.

Aydın Doğan’ın yakın geçmişi incelendiğinde bu düzeyde büyük bir sermayeye sahip olmasının bir tesadüf olmadığı görülür. Aydın Doğan ile Alman istihbarat güçlerinin yakın ilişkisi olduğunu devletin üst düzey yöneticileri ve bürokratları biliyor. Gücünü de bu ilişkilerden alıyor. Çünkü Doğan Grubu ile Almanya arasında çok yakın ekonomik ve politik ilişkiler var. Doğan Grubu’nun hemen hemen bütün şirketlerine Alman şirketleri ortaktır.

Bazılarını bildiği, ama birçoğumuzun bilmediği ilginç bir örnek vermek istiyorum. Hürriyet Gazetesi, Simavi ailesi tarafından 1948 yılında çıkartılmaya başlandı. Simavi ailesi Yahudi kökenlidir. Kökeni bizi pek ilgilendirmese de konuyla ilişkisi bakımından ilgi çekicidir. Almanya’da en çok satılan gazeteler arasında yer alan ve 1952 yılında yayın hayatına başlayan Bild gazetesinin sahibi Axel Springer de Yahudi kökenlidir. İlginç olan Simavi ailesi Springer ailesinin geçmişe dayanan akrabalıkları bulunuyor. Sedat Simavi ailesinin Hürriyet gazetesini Aydın Doğan’a satılmasında Bild gazetesinin sahibinin çok önemli bir rolü olduğu söylenir. Bu sıradan bir değişim değil, bilinçli politik bir tercih olarak karşımıza çıkar.

Genelkurmay Başkanı’nın Almanya’da gizli görüşmeler sürdürürken, İslamcı AKP hükümeti tarafından Doğan Grubuna yönelik yapılan bu karşı hamle, esasen Almanya’ya yapılan bir uyarıdır. Avrupa Birliği içerisinde Almanya-Fransa eksenli, İslamcı AKP’ye karşı geliştirilen politikalara Genelkurmay Başkanlığı bir biçimiyle ortak olmaktadır. Bu gerçeğin farkında olan İslamcı hükümet, devlet içerisindeki gücünü de kullanarak tersten politik bir karşı saldırı gerçekleştiriyor. Bunu birincisi Genelkurmay’ın yetkilerini kısarak etki gücünü zayıflatmaya, İkincisi, bu güçlerle yakın ilişki içerisinde olan sermaye gruplarını kıskaca alarak denetim kurmaya ve mesaj vermeye çalışıyor. Yani güçler dengesini kendi lehine kullanmak istiyor. Ancak işin arka planında devletin ekonomik ve finans kurumlarını ele geçiren Gülen cemaati bulunuyor. Gülen Cemaati’nin Amerikan’ın her eyaletinde çok sayıda okulunu ve iş merkezini bulabilirsiniz. Ancak, Almanya’da bu çok sınırlı sayıdadır. Almanya-Fransa ikilisi ile Gülen cemaati bir türlü barışamadı.

Almanya ile Genelkurmay ortaklığının ana konusu: İslamcı AKP’nin tasfiye edilmesi veya politik etki gücünün kırılmasıdır. Deniz Feneri davasının açılıp uluslar arası bir boyut’ta taşınmasında da Genelkurmay’ın ve İsrail’in önemli bir rolü söz konusudur. Bir başka ilginç nokta, Amerika’da Gülen hakkında özel bir çalışma yapan 3 genelkurmay istihbaratçısının ABD tarafından tutuklanması ile Musul’da ABD tarafından Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi arasında tam bir hafta var. Zamanlama bir tesadüf mü? Bilinmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.