‘Başka yol kalmadı Avrupa’ya geçeceğiz’

‘Başka yol kalmadı Avrupa’ya geçeceğiz’

0
PAYLAŞ

Pek çoğu 3 yıldır Türkiye’de yaşayan Suriyelileri yeniden “göçe” zorlayan ise Türkiye’de mültecilere dayatılan çalışma ve yaşam koşulları. Günde 11-12 saat çalışıp, aylık ancak 700 lira ücret almak ya da bu ücretin dahi verilmemesi, zorunlu mesailer, hayat pahalılığı, iş ve uykudan ibaret yaşam, çocuğunu okula gönderememek, hastaneye gidememek, linç edilmek… Bu koşullara dayanamaz noktaya gelen mülteciler, İngilizce hazırladıkları dövizlerle Avrupa’ya sesleniyor: “Yemek ve su vermek insanlık değil. Sınırları açın, barışçıl şekilde geçmek istiyoruz.”

Facebook üzerinden örgütlenerek Edirne’ye gelen mültecilerin bir kısmı Edirne Otogarında çadır kurarak beklerken, bir kısmı ise Edirne gişelerine yakın noktada bulunan tarlalarda bekliyor.

TEM OTOYOLU MÜLTECİ KAMPI

Edirne merkeze 1 kilometre kala TEM otoyolunda durdurulan 2 bin 200 Suriyeli, otoyol kenarında bekliyor. Büyük bölümü Halep’ten gelen genç Suriyelilerin bir kısmı, Edirne’ye otobüslerle gelirken, bir kısmı ise, “Suriyelilere bilet satmıyoruz” denildiği için Silivri’ye kadar taksi tutup yolun kalanını da yürüyerek gelmiş. Kimisi çadırlarda, kimisi sopalar yardımıyla battaniyeden kurdukları derme çatma çadırlarda, kimisi ise sarındıkları battaniyelerde yaşam mücadelesi veren Suriyeliler, Avrupa’ya gitmekte kararlı olduklarını söylüyor.

KADINLAR SÜTTEN KESİLDİ

Gündüz sloganlar atılıyor, çocuklar koşturuyor. Gece ise hayat duruyor, montlar giyiliyor, battaniyelere sarılıp yeni gün bekleniyor. Gündüz hava çok sıcakken, gece buz kesiyor. Bazı kuruluşlar ve belediye belli öğünlerde yemek dağıtımı yapıyor. Sabah kahvaltısı simit ve çay, öğlen ise çorba var. Ancak yetmiyor. Çocuk emziren kadınlar, sütten kesildiklerini söylüyor. Aralarında Türkçe bilen sayısı az değil. Çünkü Türkçe bilmek, daha çok ücret almanın, deyim yerindeyse ‘kazıklanmamanın’ anahtarı.

BABASINI KAYBETTİ LİNÇ EDİLDİ

Abdülkeyfi Muhammed… Antep’te pek çok işte çalışmış. Terlik fabrikası, mobilya fabrikası, bez fabrikası, ıslak mendil fabrikası, boyacılık… Haftalık aldığı 150 lira, kendisine yetmemiş ki 5 kardeşine yetsin! Nefes darlığı yaşayan babasını, ancak 2 kere doktora kontrole götürebilmiş, doktorlar ameliyat olması gerektiğini söyleyince de para biriktirmeye başlamış. “Elektrik, yemek, kira… Ben nereden bulayım o kadar para?” diyen Abdülkeyfi’nin sigortası da zaten olmayınca babasını kaybetmiş. Ancak Abdülkeyfi’nin Türkiye’den gitmek istemesinin tek sebebi, maddi koşullar değil. Babasını kaybetmesinin ardından 15 kişi tarafından linç edildiğini aktarıyor: “Bana, ‘Sen Arap mısın?’ diye sordular. ‘Evet’ dedim. ‘Biz Arap sevmiyoruz. Antep’te gezme, burası Suriye değil’ diyerek dövmeye başladılar. Kolum kırıldı, burnum kırıldı. 1 ay evde oturdum.” Şimdi Abdülkeyfi’nin de nefes alması için ameliyat olması, ameliyat olması içinse nüfus cüzdanı alması gerekiyor. Ancak Edirne’ye bile alınmayan Abdülkeyfi kampta ne nefes alabiliyor, ne de kimlik! Ardından Facebook’tan çağrıyı görünce de hemen otobüse atlayıp İstanbul’a geliyor. İstanbul’dan Edirne’ye gelmek için ise 30 liralık bilete 100 lira vermiş. “Suriyeliyim diye mi? Neden?” diye soruyor. Denize pek çok akrabasını kurban eden Muhammed de sınırın açılmasını bekleyenlerden sadece biri. Hepsinin ‘nefes aldırmayan’ hikayeleri var…

‘DENİZDE BOĞULMAK BÖYLE YAŞAMAKTAN İYİDİR’

Suriye’de lise öğrencisi olan, Türkiye’ye gelince Bağcılar’da tekstil işçiliğine başlayan Riyad bozuk Türkçesiyle anlatıyor: “İstanbul’da okumak çok zordur. Hep çalışacaksın. Biz onun için başka bir memleket istiyoruz. İnsanın bir hakkı olsun orda.” Türkiye’ye geldiğinde aylık 500 lira aldığını, Türkçe öğrendikten sonra ücretin arttığını ancak yine de yetmediğini söyleyen Riyad, Almanya’ya babasının yanına gitmek istediğini söylüyor: “Annem ve kardeşim burada, geçinemiyoruz. Babam İzmir’den deniz yoluyla Yunanistan’a, oradan Sırbistan, Makedonya, Macaristan’dan geçerek Almanya’ya ulaştı. Bizi çağırıyor. Orada her şey çok daha iyiymiş. Orada çok akrabam var. Herkes orada oturuyor, maaş alıyor. “Riyad’a babasıyla neden denizden geçmediğini soruyorum, cevabı “Abi deniz çok para. Sadece denizden Yunanistan’a geçmek için 1200 Avro lazım” oluyor. Denizde boğulma riskini hatırlatınca da “Ne yapalım geçersek hayat yaşarız, boğulmak böyle yaşamaktan iyidir. Hep çalışmak değil, bir hayat yaşamak lazım. Türkiye Müslüman ama Almanya’da bizim hakkımız daha çok var” diyor.

‘ALMANYA’DA GİTAR ÇALACAĞIM’

Riyad’ın yaşamını da, hayalini de özetleyen sözler şunlar oluyor: “Gitar aldım, çalacaktım. İstedim biraz gitar çalalım, isyan edelim. Akşam 7’de işten gelince baktım, kolumu kaldıramıyorum, attım gitarı. Almanya’da yeni gitar alıp çalacağım.”

ÇOCUĞUN PEŞİNDEN DORTMUND’A

Düğer ailesi ilk kez 6 ay önce İzmir’e gelmiş. İzmir’de bir fabrikada işe başlayan fıtık hastası Osama Düğer, çalışma koşullarına fazla dayanamamış, 1 gün işe gidip 2 gün gidemez hale gelmiş. Geçinemeyince denizden Avrupa’ya geçmeye karar vermişler. 3 çocuklarıyla İzmir’de bindikleri bot alabora olmuş. 3 çocuğun 2’si kendileriyle beraber kurtulmuş, diğerinden haber alamamışlar, ta ki 2 ay önce Facebook’ta gördükleri ilana kadar. Çocuklarının öldüğünü sanan aile, 9 yasındaki kızlarının kurtulduğunu, Dortmund’da olduğunu öğrenmiş. Haberi Suriye’de alan aile vakit kaybetmeden İstanbul’a gelmiş. Tek istedikleri Dortmund’a giderek kızlarına kavuşmak. “Çıldıracağız” diyor Osame, anne Hadeği Allwi ise 2 aylık hamile. Çocuğunu düşürme riski var, hareket etmemesi gerekiyor. Ancak kampta koşullar kötü, hareket etmemek zor.

‘GREV OLDU PARANIZI VEREMEYİZ’ DEDİLER

Wesam Muhammed El Abu, Suriye’de avukat eşini bombardımanda kaybetmiş ve 3 çocuğu, yaşlı babası ve hasta kardeşiyle Suriye’den kaçmış. Suriye’de hemşirelik yapan Wesam’ın İstanbul’da işi tekstil işçiliği, adı ise Necla olmuş. Oldukça iyi Türkçe konuşan Wesam da, “Türkiye’de koşullar çok zor. Başka bir yolumuz yok” diyor. Günde 11 saat çalıştığını söyleyen Wesam’ın fazla mesaiye kalmama hakkı yok. “Fazla mesaiye kalmak istemediğim zaman, izin almak istediğim zaman ‘Tamam o zaman gelme yarın’ diyorlar.” 3 çocuğuna bakıyor, bazen patronların ‘Grev oldu size verecek para kalmadı’ dediğini aktarıyor. Wesam da maaşını alabilmek için, çocuğunu okutabilmek için Avrupa’ya geçmek istiyor.

OTOBÜSLERDE MÜLTECİ ARAMASI
Avrupaya geçmek için Edirne’ye gelen 2 bini aşkın mülteci, Edirne otoyolu kenarında, Edirne Otogarı ve şehir merkezinde bulunan Antik Park’ta kurdukları kamplarda bekleyişlerinin 4. gününü geride bıraktı. Kente gelen otobüs ve minibüslerde ise jandarma ve polis tarafından ‘Mülteci araması’ yapılıyor. Tespit edilen mülteciler İstanbul’a gönderiliyor.

Türkiye’de kalmayı kesinlikle düşünmediklerini söyleyen mülteciler kamplarda açlık grevi yapmayı dahi tartışıyor. Mülteciler, Edirne Büyükşehir Belediyesi ve bazı yardım kuruluşlarının yardımlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Kamplarda doktor bulunmazken ihtiyaç halinde ambulans geliyor. Diğer tarafta ise devlet yetkililerden de açıklama yapılmıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mülteci temsilcilerinden biriyle görüşmek istediği ancak görüşmenin Erdoğan’ın yoğun programı gerekçesiyle gerçekleşmediği de ifade ediliyor.

Gazetemize konuşan Edirne Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Gürkan ise, Valilikle sürekli görüşme halinde olduklarını belirterek, “Kapıyı açıp açmama kararı hükümet kararıdır” dedi.

Öte yandan kente gelen otobüs ve minibüslerde ise jandarma ve polis tarafından ‘Mülteci araması’ yapılıyor. Tespit edilen mülteciler İstanbul’a gönderilirken kente daha önce gelen mülteciler Avrupa’ya geçmekte kararlı. Uğur ZENGİN / Edirne Evrensel

BİR CEVAP BIRAK