Başkanlık sistemik bir felakettir

Başkanlık sistemik bir felakettir

0
PAYLAŞ

AKP kadrosu, önümüzdeki seçimlere olağanüstü misyon atfederek, bizzat yansız olması gereken cumhurbaşkanının da gayretleri ile ve tüm araçları kullanarak başkanlık sistemini dayatmaktadır. Bu dayatmada 1982 anayasasının topluma dar geldiği konusunun da çok ötesine geçilerek, tüm siyasi ve yönetsel sistemin topluma dar geldiği ileri sürülerek, başkanlık sistemine geçilmesinin yoğun propagandası yürütülmektedir. Neden böyle bir sistem değişikliğine gerek görüldüğü, amaçlanan değişikliğin ülkenin ve halkların menfaatleri doğrultusunda da mı, yoksa kişisel ya da grupsal bazı siyasi hesaplara yönelik mi yapıldığı çok karmaşık bir soru değildir. Bu sorunun yanıtı olacak şekilde paylaşacağım kanaatim odur ki, başkanlık sistemini, Türkiye’nin özel ve küreselleşme olgusunun oluşturduğu genel koşulları çerçevesinde bir siyaset bilimi konusu olarak değil, var olan koşulların olası sonuçları itibariyle tartışmak durumundayız.

Küreselleşme politikalarında Türkiye’nin özel konumu ve görüntüsü yanında başkanlık sistemini dayatan siyasi kadro bağlamında başkanlık sistemi çok riskli gözükmektedir. Kafasındaki projeyi uygulayabilmek adına ülkeyi resmen takım tutar gibi ikiye bölmüş olan bir siyasi parti, kişisel ya da siyasal nedenlerle iktidardan ayrılmak istememekte ve toplumun sosyal ve yönetsel yapılarında çok ciddi değişiklikler yapmaya yeltenmekte, hatta kısmen de yapmış bulunmaktadır. Siyasal parti olarak AKP’nin iktidarda olma arzusu anlaşılabilir, ancak iktidardan düşmemek için aşırı ve anti-demokratik çabaları makul görülemez. Bu konuda AKP’nin her fırsatta nefretle andığı CHP’nin 1950 iktidar değişikliğini incelemesi ve oralardan bazı dersler alması salık verilir. Partinin iktidarda kalma çırpınışlarının sebebi, kimi AKP’li siyasilerin bazı potansiyel düşman belledikleri için, “suçsuzsan, niçin yargıya gitmekten korkuyorsun” diye çıkış yapmaları ile çok net olarak anlaşılmaktadır.

Başkanlık sistemi ile oluşturulacak denetimsiz olağanüstü yetkileri ülkeyi yeniden yapılandırmak için kullanmaya eğilimli bir parti açıkça dikta eğilimindedir ve salt bu sebepten yönetim erki denetimsiz olarak böyle bir partiye bırakılamaz. Bir ülkede tabiatıyla her şey yeniden yapılandırılabilir, ancak böyle bir işlem anti demokratik bir seçim yasası ve çeşitli mekanizmalarla iktidarı zorla ele geçirmiş bir partinin yetki alanında değildir. Kendisine bir siyasi misyon atfeden AKP, başta Dışişleri, Maliye ve Milli Eğitim Bakanlıkları olmak üzere tüm icra organının yapısını ciddi olarak bozarken, aynı zamanda ülkenin var olan durumunda da ciddi değişiklikler yaparak geleceği planlamaktadır. Seçilme yaşının indirilmesi de, nüfusun çeşitli kesimlerindeki artış hızları bakımından, aynı amaca yöneliktir. Sürdürülen icraattan mutlu olanlar, ülkenin yarısını temsil etse dahi – ki, böyle bir durum da yoktur! – yapılanların olağan siyaset veya demokrasi ile ilgisi olduğu ileri sürülemez. Anlaşılan AKP, binmiş olduğu “demokrasi tramvayı” ndan inmeden, bu vasıtayı arzusu yönünde kullanmakta direnmektedir.

Var olan koşullarda dahi parti yönetici veya yöneticilerinin önü alınamazken, hukuk ve anayasa kuralları ihlal edilerek hemen her istediklerini istedikleri şekilde yapmaya azmetmiş bir siyasal parti yönetiminde, parlamentonun, icra erkinin ve diğer tüm demokratik parlamenter sistemin kurum ve kurallarının oluşturulacak başkanlık sisteminde amaçlandığı şekilde işlevsizleştirilmesi, fiilen toplumun yarısını dahi temsil etmeyen siyasal organ temelinde bir tiran yaratmak demektir.

Başkanlık sisteminin küreselleşme ve neoliberalizm bağlamındaki sakıncaları da dikkate değer niteliktedir. Bu ortamda ülkelerin ekonomik sınırları sermaye hareketlerinin serbestleşmesi doğrultusunda açılırken, aynı anda siyasal iktidarların politik erki ise ülke sınırları ile tahdit edilmektedir. Böylece oluşturulmuş küresel federatif yönetimde geç kapitalistleşen ekonomiler sanal federatif sistemde birer eyalet mesabesindedir. Eyaletler ise merkezden gelen emir ve direktifleri yerel eleştirel süzgeç mekanizmalarından geçirmeden uygulamak durumundadır. Hal böyle oluca, başkanlık sisteminde halkın en fazla yarısının şöyle veya böyle seçeceği bir başkan, hiç bir iç denetim organına muhatap olmadan, doğrudan merkezden gelen emirleri uygulamak durumunda kalacaktır.

Kişisel hırslar ya da iktidarın kaybedilmesi durumunda muhatap olunacak olağanüstü hallerden kaçınmak gayesi ile aşırı iktidar gücünü ele geçirmeye çalışmak sadece halkların değil, bizzat diktatörün de aleyhinedir. Ancak, gözü kara bir diktatör bunları düşünmez ya da içine düşmüş olduğu koşulda düşünecek durumda olmayabilir. Halkımızın, belirttiklerim yanında benzer sair endişeleri de göz önünde bulundurarak, önümüzdeki seçimlerde aklı selimini harekete geçirip siyasi tercihini basiretle kullanması, salt toplumsal yarar açısından değil, bizzat hırsla iktidara sarılmış olan siyasal dokunun selameti açısından da fevkalade yararlı ve isabetli olacaktır.

BİR CEVAP BIRAK