Balkan Günlüğü: “Komplo Teorisi Günlüğü”

Milliyetçilik düşüncesi ve akımları Balkanları baştan sona etkilemektedir. Balkanlar’daki düzen doğrudan milliyetçilik ile bağlantılı ve bu sürecinin altında gelişmiştir. 1999 Kosova Savaşı’nın ardından bölgeye Avrupa resmî görüşü sunulmuş ve Balkan ülkelerinin siyaseti bu doğrultuda şekillendirilmiştir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecine yarışan Balkan ülkeleri milliyetçilik etiketinden uzaklaşmaya çabalamaktadır. Değişik etnik yapıları barındıran bu ülkeler, bir yandan milliyetçilik mirası ile çekişirken diğer yandan da kendilerine ait olmayan “devlet ve millet inşa anlayışlarını” geliştirmekte zorluk çekmektedirler. Bu yargı, genelde, tüm Balkan ülkelerinin bugünkü özelliğidir. Sorunlar devlet anlayışında, ekonomi ve örgütlü suç bâbında toplanmaktadır. Ekonomik bunalım, toplumsal hareketsizliğin ve toplumsal yapıda anlamsızlığın sonucu olarak, devlet erbabını ve toplumu rüşvet ve kaçakçılık olgusuyla bağlamaktadır. Avrupa Birliği raporlarında bu olguların vurgulanması, Balkan ülkelerinin birliğe üyeliğini gölgelendirmekte ve üyelik sürecinin zamanını uzatmaktadır.

Yakın geçmişte, Batı’da “Balkanlaştırma” terimi ayrımcılığı çağrıştırırken bugünlerde yerini “Conspiration- Komplo” terim ve olgusuna yer bırakmakta olduğu görülüyor. Zira günümüzde Balkan ülkelerinin gündemi hem içeriden, hem dışarıdan bastırılan “Conspiration” manşetleriyle dolu. Balkan ülkeleri bugün Batı’nın gizemli hazinesi hâlindedir. Avrupa kendi “ötekisini” Balkan ülkelerinde mi bulmaya çalışıyor sorusuna, yaşanan süreç ve olaylar yeterince yanıt vermektedir.
Uluslararası siyaset gündemi, şu sıralarda, Arap dünyasının gelişmelerini takip etmektedir. Hükümet karşıtı gösteriler ve “demokratikleşme” başlangıcını vurgulayan haberler dünya medyasına malzeme üretmektedir. Bu doğrultuda ele alınırsa, bu yılın daha başında Arnavutluk başkenti Tiran’da yaşanan hükümet karşıtı gösteriler, önce Tunus sonra da Mısır’daki kriz ile bağlandırılmak istendi. İslam dünyasının, daha doğrusu Müslüman toplumların demokrasi krizi Balkanlar’a, “Conspiration” ürünü olarak Arnavutluk üzerine çekilmeye uğraşıldı. Tiran’da hükümet binasının yakınlarında toplanan göstericiler ile Kuzey Afrika’daki kitlerer ve krizleri arasında ortak payda arandı. 2009 Genel Seçimleri’nden beri süren hükümet-muhalefet karşıtlığı 2011’in başında tetiklendi ve Arnavutluk’un “doğu”lu yapısını-yüzünü Avrupa’ya da gösterdi.

Siyasi kriz doğrudan Avrupa Birliği bütünleşme sürecinde önemli koşul olan siyasi istikrara gölge düşürdü. ABD, AB ve Arnavutluk’un iktidar ve muhalefet güçleri arasındaki görüşmeler yaşanan olaydan sonra yoğunluk göstermeye başladı. Görüşmelerin içeriği olarak siyasi krizi atlatmak ve bütünleşme sürecine çaba göstermek biçiminde kamuoyuna duyuruldu. Krizin giderilmesine ABD ve AB’nin Arnavutlu’taki kurumlarla el ele yoğun biçimde işbirliği yaptığı söylemi de her zamanki gibi yer aldı. Ancak dünya kamuoyunda yaratılmak istenen izlenim, sadece bir siyasi istikrarsızlığın yansıması değildi. Arnavutluk, Müslüman nüfusu çoğunlukta olan diğer ülkeler gibi iktidar karşıtı gösterilere sahne olmalıydı, oysa bu siyasi istikrarsızlığın sonucu olan gösteriler sadece 1 gün devam etti. Medya etkisi yle, “Conspiration-komplo teorileri” gücüyle dünya kamuoyuna Arnavutluk’un Avrupa’da değil, Kuzey Afrika ülkeleri ile aynı süreci yaşayan bir ülke durumunda olduğu gösterildi.

“Conspiration” olgusu sadece Arnavutluk ile bitmiyor. İngiliz gazetesi “The Guardian”ın başlattığı Balkanlar’daki organ kaçakçılığı ile ilgili yazı dizilerinde, Kosova liderleri başrolde görünüyordu. İlk kez Batı medyasından darbe yiyen Kosova başbakanı Hashim Thaçi aciz durumda bırakıldı. Balkan ülkeleri siyasetçileri için Batı ve Avrupa her şeydir. Balkan ülkelerinde yönetmek iç meşruiyet ne kadar önemli ise de Batı ülkeleri ile ilişkileri oluşturan yabancı meşruiyet de son derece önemlidir. Böylece, Batı’dan gelen her değerlendirme conspirational-komplosever gazetecilik nitelikli görünse de Balkan ülkelerinin siyasetçi ve toplumları gözünde ciddi önem arz etmektedir. Batı’dan kaynaklanan “Conspiration” değerlendirmeleri ve yazı dizisi bununla kalmadı, sonlanmadı. Artık “Conspiration” kendini Avrupa Konseyi’nin raporlarında da göstermeye başladı. Raporlar doğrudan bugünkü Kosova hükümetinin yöneticilerini (geçmişte UÇK yönetimini) suçlamaktadır. Kısaca, raporun içeriği, UÇK liderlerinin rehine alınmış Sırplardan organ nakli yapılmasına göz yumdukları ve bir organ kaçakçılık ağına önderlik edildiğini savlamaktadır. Bunun gerçekliğini kanıtlamanın güç olmasının yanı sıra Kosova’da Arnavutların ve UÇK’nın sürdürdüğü ilkel silahlı mücadelesinde böyle bir şebekenin varlığından bahsetmek hayal ürünü başkası görünmüyor, açıkçası… Ancak “Conspiration” bağlamında her şey söylenebilir ve hatta kabul da edilebilir.

“Conspiration” havası Makedonya üzerinde de esmeye başladı. Büyük İskender’in ülkesi kendini ayakta tutacak gücün kaynağını, dünyaca tanınmış bir kahramanın döneminden ilham almakta buldu. Makedonya Başkenti Üsküp’te meydanlar ve heykeller Büyük İskender ve Osmanlı karşıtı millî kahramanlar ile şu günlerde doldurulmaya çalışılıyor. En son olarak, bu sürece noktayı koyan da Üsküp Kalesine getirilen arkeolojik kalıntıların kiliseye çevrilmesi çabaları oldu. Bu kalıntıların neye ait olduğunu daha açıklanmadan kilise mevcudiyetinden bahsetmek Makedonya’da yaşayan etnik Arnavut ve diğer Müslüman toplumların tepkisine yol açtı. 2001 silahlı çatışmasının ardından yeni anayasal düzene giren Makedonya devleti çok-etnik yapısını devlet anlayışı ve kurumlarında yansıtmak da bir hayli gecikiyor. Son dönemde yapılan girişimler bunu kanıtlamaktadır. “Conspiration” havasına giren Makedonya kendi geleceğini XIX. yüzyılın milliyetçilik örnekleri ile kurmak istemektedir. Bu da ne Arnavutları ve ne de diğer İslav-Ortodoks olmayan toplulukları tatmin etmektedir. Avrupa Birliği bütünleşme sürecine kapılan Balkan toplumları ne Avrupa’dan, ne kendi siyasetçi elitlerinden ve ne de kendilerinden bu sürece katkı sağlamaktadır.

Balkan toplumlarının “Balkanization-Balkanlaştırma” sürecinden çıktığını ve “Conspiration” sürecine girdiğini kavramamızın yanı sıra, gelecekteki sürecin ne olacağını da görmek üzere beklememiz gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here