Batan geminin kaptanları

Batan geminin kaptanları

0
PAYLAŞ

Yerküre elimizde gidiyor, dünyanın yarısından fazlası yoksulluk ve yetersizlikle boğuşuyor, dünya nüfusunun küçük bir bölümünün zenginliği yoksulların birbirini boğazlaması için satın aldıkları silah satışından kaynaklanıyor, birkaç ailenin zenginliği bir dizi ülkenin toplam zenginliğini aşıyor vs.. Yıllardır bu ve benzeri tablolar yaşanırken, durmadan Dünya Forumları, Davos toplantıları, Bilderberg buluşmaları vs gerçekleştirilmekte, karşımıza bu tabloları çıkaranlar en kibar ve bilgiç halleri ile böylesi toplantılarda bir araya gelip usul dışına çıkmayan afaki konuşmalar yapmaktalar. Kapitalizmin müthiş icatlarından “sürdürülebilir” sözcüğü burada da geçerli olmaktadır: zenginin yoksulu hissettirmeden sömürebildiği “sürdürülebilir işbirliği”!

Basına yansıdığı kadarı ile toplantıda, ne kapitalizmin işleyiş dinamiklerinin oluşturduğu ve dağlar gibi karşımızda yükselen sorunlara anlamlı çözümler konuşulmuş ne de alternatif ekonomi sistemleri tartışmaları yapılmış. Bu tür toplantılarda böylesi meselelerin konuşulmaması çok doğaldır, çünkü bunlar siyasi toplantılar olduğundan tüm delegeler açık kart oynamayıp, kendi grubu ya da ekonomisi açısından diğeri üzerine kurabileceği baskıyı planlarlar. 2008 krizi yaşandıktan sonra yapılan toplantılarda dünya refahının yükseltilebilmesi için ülkelerin kapanmamaları telkin edildi. Oysa, ekonomisini serseri finansal fonlardan koruyan Çin krizden en az etkilenen ekonomi oldu. Bu toplantılarda da yaşanan ekonomik durgunluk ve işsizlik sorunlarına çare olarak siyasi risklerin azaltılarak dünya ticaretinin daha da geliştirilmesi dillendirildi.

Geçen hafta sonunda yapılan toplantıya sahile vuran cesetler damga vurdu demek ne kadar yerinde olur, bilemiyorum. Cesetlerin üzerinden siyaset yapılması da işin sahtekarlığının önemli bir göstergesidir. Gerçi, siyasi konuşmacılar kadar ekonomi dünyasının yöneticileri de dahil olarak hemen tüm konuşmacılar konuyu gündeme taşıdı ve öylesine iç burkan konuşmalar yaptı ki, cenaze evinde akşam yapılan duada alacakları para kadar ajitasyonu yükselten görevlilerden geri kalmadılar. Hatta, Hollanda Başbakanı’nı da geride bırakırcasına, sahile vurmuş cesedin keşke ülkesinde kalabilmiş olsa idi diyebilen (hayret, niye kalmamış ki!) siyasiler de boy gösterdi. Türkiye’nin Suriyeli göçmenlere ülkeyi açması bir mazhariyet olabilirdi, ama keşke önce Suriye’nin iç işlerine karışarak ulusal güçlerle çatışan İŞİD vb gibi karşıt güçlere PKK aleyhine olacağı gerekçesi ile destek verilmeseydi, keşke Türkiye’ye sığınan göçmenler sokaklarda ailece sürünmeye ve dilenmeye, hatta fuhşa mecbur bırakmasaydı. Bir devletin sınırlarını kontrolsüz geçen yoksul bir insanın, güvenlik zaafını yakaladığında, orada ne yapacağı belli olmaz!

Dünyada yatırımlar gerilediği için işsizliğin yükseldiği ve ekonomik büyüme oranlarının küçüldüğü ifade edildi. Bu bir betimlemedir; bilimsel bir yanı yoktur. Bu betimlemenin bilimsel analize dökülmesi ancak nedensellik analizi ile, yani neyin sebep olduğunun açıklanması ile olanaklı olur. Böyle bir analizi yapmak iki sebepten delegelerin ve onların temsil ettiği dokunun işine gelmez. Örneğin, bir siyasetçi ya da bir delege çalışma saatlerinin yarıya indirilmesini ileri sürmüş olsa idi, bunu hiçbir ekonomik yapıya kabul ettiremezdi.

Yine, çare olarak delegeler dünyanın yoksul bölgelerinin kalkınmasını sağlayacak yeni projeler öne sürse idi, yine hiçbir ülke hükümeti bunu kabule yanaşmazdı. Halbuki, geri bölgelerin kalkındırılması yeni ekonomik alan açılması, yeni istihdam alanları yaratılması ve kar alanları açılması demektir. Üstelik de, her iki önlem de kapitalizm içinde oluşturulabilecek değişik uygulamalardan ibarettir. Çin ekonomisinin durağanlaşması Çin’le ilgili olmayıp, dünyada genel talep düzeyinin gerilemesi ile ilgilidir. Talep gerileyince, doğal olarak iş yaşamı küçülmekte ve istihdam gerilemektedir.

Peki, neden acaba sistem değişikliğini gerektirmeyen bu basit konular geçen haftadaki konferanslarda konuşulmadı da, sadece meseleler masaya yatırıldı ve iç gıdıklayıcı yerlere konu saptırıldı. Sahile vuran çocuk “insanlık ayıbı ” imiş! Lütfen, dünyayı yöneten grubun sahip olduğunu düşündüğümüz akıl denen mucize nöron sisteminin ürettiği şu lafın büyüklüğüne bir bakar mısınız! İnsanlık ayıbını ayıp gözüne girdiği zaman mı görmek durumundadır? Eğer insan doğadaki en zeki varlık ise(!) bir olayı ya da olguyu bir şekilde tahmin edemez mi! Edemez, çünkü servetine servet yığan siyasiler ve ekonomi yöneticileri aslında insanla değil, para ile ilgililerdir. Çalışma sürelerinin kısaltılması, maliyetleri yükselteceğinden, dünyanın yoksul bölgelerine hizmet götürmek zenginden pay almayı gerektireceğinden, Çin’in tekrar yükselmesi ise dünyada hammadde fiyatları ve ürün ticareti alanında varsılları rahatsız edeceğinden istenmez, ama bunlar üzerine ağıt yakılarak kapatılır.

Dünya elimizden gidiyorsa, yoksulluk yaygınlaşıp derinleşiyorsa, kaynaklar gelecek nesillerin bizlerden hesap soracağı şekilde hoyratça tüketiliyorsa, insanlar da bu sistemin hoyratlığına bürünüp bunu özgürlük sanıyorsa, toplantılarda daha başka söylemlerle farklı konuların konuşulması gerektiği halde, böylesi havanda su dövülüyorsa, buna da şaşamamak lazım. Zira, tüm bu mucizevî sonucu üretenler bu oyuncaklarından vazgeçemezler!

BİR CEVAP BIRAK