Beklenen ama beklenmeyen zamanda geldi!

Felaket, beklenmedik zamanda başımıza gelen şey diye tarif etsek yetersiz kalır o yüzden biraz daha açalım bu kelimeyi. Büyük zarar, üzüntülere yol açan olaylar. Kazalar genelde beklenendir, felaketler ise beklenmeyen büyük olaylardır. Fakat son otuz yıldır felaketler beklenir oldu. Çünkü daha önceden fark ediliyor ve uyarılmasına rağmen felaketler olmaya devam ediyor.
Kazalar önceden tedbir alınarak ortadan kaldırılabilinir olmasına rağmen, trafik kazaları konusunda bir adım öteye atılamamıştır. Her bayramda yollar kazalar yüzünden kan gölüne döner ama bunu önlemek için ne bir çaba sarf edilir, ne de araştırma yapılır. Pardon, araştırma yapılır, istatistiki olarak! “Bu seneki bayramda şu kadar kişi hayatını kaybetti, geçen seneye göre bilmem ne kadar artış olmuştur ya da azalmıştır” denir.
Doğada olan olaylara felaket deme alışkanlığımız vardır, belirli zamanlarda kazalar gibi gelmiş olmasına rağmen, doğal olduğu için felaket deriz ve ona göre yardım yapılması düşünülür, fakat bizim ülkemizde felaket ile kaza arasında sıkı bağ olduğu unutulur! Kazalar karşısında ne kadar önlem alıyorsak, felaketler karşısında da o kadar önlem almaktayız. Dış ülkelerin baskısı olmazsa eğer, hiçbir şey yapmayız, unutmaya bırakırız, çünkü o kadar çok gündem değiştiririz ki, artık ne zaman ne olduğunu unuturuz!
İstanbul ve diğer büyük şehirlerimizi her an felaket gelecekmiş gibi beklemeye devam ederiz ama önlem alır gibi gözüküp, dış görünüm ile ilgileniriz. Parklara, bahçelere, yol kenarlarına lale ekimi alt yapı çalışmasından daha önemlidir, onlar için festivaller bile yaparız. Alt yapı dediğiniz gözle gözükmez, elle tutulmaz şeydir ama şehir alt yapı üzerine kurulu olduğunu bir çukura düştüğümüzde aklımıza gelir.
Büyük şehirler yerleşim olarak ısı üretir. Şehirleşme ile birlikte doğanın o bölgedeki dengesi yok olur ve yeni bir dengeye kavuşur. Eğer şehir oturmuş ve alt yapı sorununu çözmüş ise…
Şehirler betonlaştıkça ve alt yapı sorununu çözülmediği sürece doğada dengelerin oluşması her zaman sorun olarak kalır, çünkü doğa gün geçtikçe genişleyen şehirleşmenin karşısında acizdir, toprağın üstü betonlar ile örtülür, gökyüzüne doğu beton binalar yükselir. Bu gökyüzünde havanın hareket alanını değiştirdiği gibi, kuşların ve diğer canlıların yaşam alanını ve göç yollarını yok eder. Bugün şehirler üzerinden geçen göçmen kuşları gün geçtikçe azaltmaktadır. Hatta havalimanı yakınlarında hiç kuş uçmaması uçak güvenliği için şarttır.
Havaların değişimi, toprak için gerekli olan ve binlerce yıldır devam eden düzenin dışında, hızla değişen yeni eko sisteme uyum sağlamaya çalışan dünyamız içinde felaketler sayısında bir artış söz konusu oluyor mu bilmiyorum ama her felaket sonucunda etkilenen insan sayısı arttığı kesindir.
İstanbul şehri bu felaketlerden kendisine düşeni elbette almaktadır. İstanbul şehir olarak gün be gün yatay olarak genişlemektedir. Yarım ada artık İstanbul için küçük bir semt olma özelliğini taşır konuma gelmiştir. İstanbul sınırını bugün itibarı ile takip eden harita mühendisleri ve şehir planlamacıları olmasına rağmen, planların dışında hareket ettiği gerçeği de iki de bir çıkarılan orman arazilerinin yerleşime açan af kanunları ya da kararnameleridir.
İstanbul geçen seneler içinde susuzluk ile karşı karşıya kalmış, barajların altında yer alan tarihi dokunun çıktığına şahitlik etmiştik. Felaket bir akarsuyun yönünün değiştirilmesi ile geçici olarak çözülmüştü. O sene susuzluktan kaynaklanan büyük bir felaket yaşamadık, fakat suların iki de bir kesilmesi ile birlikte yer altındaki boruların ne kadar sağlıklı olduğu ortaya çıkmıştı. Bugün dahi yer altında borular üst üste olmuş olmasına rağmen, düzenden ve sistemden bahsetmek çok zordur.
İstanbul, modern şehir yapısından çok uzakta olmasına rağmen, görünüm ile modern bir yapıdaymış gibi izlenim vermeye devam ediyor.
2013 yılında İstanbul’u bir felaket beklediğine dair haberler bugünlerde gazetelerde yer almaya başladı. Yani geçici çözümler çözüm olmamış, barajlarda su oranı gün geçtikçe düşmeye devam etmektedir. Normal yağması gereken yağmur artık yağmıyor. Hava kapalı olarak kalıyor ve gerekli yağmur yeryüzü ile kucaklaşmadan gidiyor. Şehir dokusu içine yağan az yağmur ise derelerin taşmasına sebep olabiliyor, çünkü yer altında artık suyu taşıyacak yeterli büyüklükte kanal sistemimiz yok.
İstanbul felaket bekliyor. Beklenen şey bir gün mutlaka olacaktır, bugün o felaket anının ve sonrası için elimizde somut senaryonun olmadığını yer altına bakarak söyleyebiliriz. Şehir üzerine enerji yığmaya devam ediyor, enerji ısı yaratıyor. Yaratılan ısı dünyanın dokusunu bozmaya devam ederken, bizler hiçbir şey olmamış gibi, Aralık ayını günlük güneşlik şeklinde geçirmeye devam ediyoruz.
Felaketlerden ders çıkamayan ve bir daha olmaması için araştırma yapmayan şehir ve devlet yönetimi beklenen felaketler karşısında anlık çözümler ile işi ertelemeyi seçmeye devam ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − fifteen =