Ben Azeri miyim?

Azeri olduğumu ya da azeri kökenli olduğumu zaman zaman birilerinden öğrendiğimde bir garip oluyorum. Aslımı yadsıdığım düşünülmesin. Azeriler de bütün insanlar gibi güzel insanlardır. Azeri kökenli olduğum doğrudur, ama burada köken sözü ırksal ya da biyolojik bir gerçeği anlatıyor. İnsanı insan yapan soy bağlantıları değil kültür değerleridir. Bütün toplumlara saygımız var. Ancak hangi toplumda doğup büyümüşsek o toplumun insanlarıyız bizler. Dünyanın en dürüst insanlarından biri olan babamın kendi açısından çok geçerli olan benim açımdan hiç de akıllıca olmayan bazı nedenlerle kendi toprağını bırakıp bu topraklara gelmesiyle ve gelip burada evlenmesiyle ben burada dünyaya gelme şansını elde etmişim. Bunun bir şans olup olmadığı ve şanssa nasıl bir şans olduğu ayrıca tartışılabilir.

Babamın bir azeri olduğu ya da azeri kökenli biri olduğu konuşmasından anlaşılırdı. Yıllar geçti, dilini bu toprakların diline uyduramadı. Okumayı ve iyi kötü yazmayı bilen birinin bu yanını ben bir türlü anlayamadım. Babamla ahlaklarımız uyuşur siyasetlerimiz uyuşmazdı. Ben de onun gibi dürüst kalmayı becerebilmiş biriyim. Bunu kendime verdiğim en değerli armağan olarak görürüm. Haksızlığa son derece duyarlı bir kişi olan babam kendini sağda görür, oğlunun toplumcu olmasını benimseyemezdi. Bunu anlayamamışımdır. Ama biraz düşüncesiz de olsa iyi bir babaydı. Sınıfta kaldım diye gelen haylaz çocuğuna üzülme gelecek yıl geçersin diyebilen kaç tane baba vardır şu dünyada. Düşüncesiz oluşu yarın kaygısı taşımamasıyla ilgilidir. Buraya gelene kadar bir eli yağda bir eli balda yaşamış bir kişinin yaşam gerçekleri konusunda donanımlı olmamasını anlamıyor değilim ama onaylayamıyorum.

Ben bu açıdan ona hiç benzemedim. Cimri olmadım hiç ama çocuklarımın yarınını da düşünmeden edemedim. Beş kuruş haram para girmemiş olan dünyamda onların yarını için bir şeyler yapmaya çalıştım. Siyasal nedenlerle iyiden iyiye parasız kaldığımız günlerde, çocuklarımın yamalı giysilerle okula gitmek durumunda kaldığı günlerde bile bugüne üç ayırdımsa yarına iki ayırmayı bildim. Sabah kahvaltısını bir simitle geçiştirip akşama kadar bir şey yemeyip artırdığım parayla eve meyva götürme alışkanlığımı yıllarca uyguladım. Bunu önemli bir şey olarak görmüyorum. Zaten babam da dışarıda yaşamı olan, gezip tozan biri değildi. Maaşını ayın ilk günü getirir anneanneme verir, anneannem de anneme verir, çocuk gibi bir kadın olan annem de parayı rahat harcardı. O da elindekini bizim için harcamıştır, onun da özel bir harcama alanı yoktu. Ama tutumluluk nedir bilmezdi. Baba yönünden azeri anne yönünden gürcü olmak beni ilgilendirmiyor. Ne azeri kültürüyle bir yakınlığım var ne de gürcü kültürüyle. Gürcü kültürüyle bir yakınlığımın olabilmesi için gürcüce bilmem gerekir. Azeriler bizim İstanbul merkezli anadolu kültürümüzden çok rus kültürüne bağlıdırlar. Adlarını da ona göre alırlar. Ben Anadolu’da oradan oraya gönderilen bir memurun çocuğu olarak bu toprakların kültürüyle yoğuruldum. Kendimi hiçbir zaman bu toprakların yabancısı olarak görmedim, tersine bu toprakların asıl sahibi olarak gördüm.

Bu toprakların insanına zaman zaman çok kötü öfkeleniyor olsam da onun bir parçasıyım. İnsan kendinin olanı hırpalar biraz, bu onun yerden göğe hakkıdır. Bu toprakların insanı neden bu kadar tembel diye ağlamaklı olduğum çok olmuştur. Bir türk olarak kendi insanımın daha uygar daha atılgan daha yürekli daha dürüst daha adaletli olmasını istiyorum. Benim işim bir yandan eleştirici olmaksa bir yandan da üretici olmaktı. Meyhaneler dolup taşarken, sokaklar eli kulağında durmadan telefonla konuşan insanlarla doluyken, kültür alanında yaprak kımıldamazken, insanlar çalçene olmayı yaratıcı olmaya yeğ tutmuşken birazcık öfkelenmek de benim hakkım olsun.

Babamı çok seviyorum. Onu çok sevmemin birinci nedeni dürüstlüğüdür. Onurlu bir adamın çocuğu olmak hoşuma gidiyor. Babamı zaman zaman çok özlüyorum. Onunla bir daha görüşemeyecek olduğumu bilmek bana garip geliyor. Keşke geçmiş zamanlarda daha çok konuşsaydım babamla diyorum, gene bir şeyleri iki uygar insan gibi tartışsaydık. Gene iki damla gözyaşı dökseydi oğlum solcu mu olacaktı diye. Günün değerini bilemediğimizden geçmişin özlemiyle yaşıyoruz. Azeri kökenli olduğum için mutluyum gene de. Annemin gürcü olmasından ötürü şu sıra benim museviliğim konuşuluyor. Onlar 93 savaşından sonra bu topraklara gelmiş kimselermiş ve yahudi değillermiş ama musevi oldukları kesinmiş. İnsanlar nelerle uğraşıyor dostlarım. Öyle görünüyor ki dünyamız daha uzun bir süre bu ırkçılık ya da kaba ulusçuluk belasından kurtulamayacak. Her taşın altından bu tür sorunlar çıkıveriyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − 9 =