Beni benden iyi bilenler

Tam olarak şöyle yazmıştım: “Babam dar olanaklarıyla Soğuksu’daki arsaya gecekondu gibi bir ev kondurdu. Daha evin üstü kapatılmadan pılıyı pırtıyı toplayıp İstanbul’un yolunu tuttuk. Annem ve ablam dayımlarda, dayımın Sirkeci garındaki lojmanında bir ay kadar kaldılar, evin bitmesini beklediler. Babamla ben eşyayı kamyona yükleyip yola düştük…” Bazı dostlar ya da arkadaşlar bu “gecekondu gibi” sözünü nedense “gecekondu” olarak anladılar. Yanlışı düzeltmek istediğimde bıyık altından gülüp hadi oradan yalancı demeye kalktılar. Hatta dostlardan biri daha da ileriye gidip “Pekiyi arsanızın tapusu var mıydı?” diye sordu.  Pes doğrusu! Belki de bir yerde benden söz ederken gecekonduda yaşadı gibi şeyler yazarak inadını sürdürmüştür. Bu konuda neden bu kadar duyarlı davrandığımı sorabilirsiniz. Efendim gecekonduda yaşamak bizim anlayışımıza uymaz da ondan. Gidip devletin ya da birinin toprağına kaçak ev yapmayı kendimize uygun görmeyiz. Milyonlarca insan geçmişte gecekondulara sığındı. Garip bir dönemdi işte. Garip olmayan dönemimiz oldu mu? Devlet gecekonducularla baş edemedi. Bizim arsamız çok eskiden dayımın söylene söylene babama aldırdığı yaklaşık bir dönümlük bir arsaydı. Neden söylene söylene diyorum, çünkü bizimkiler yani annem ve babam gelecek kaygısı olmayan insanlardı. O arsa da olmasaydı düpedüz çıra gibi yanmıştık.

Yaşamım boyunca beni benden daha iyi bilenlerle sık sık karşılaştım. Hangi siyasal görüşten yana olduğumu benden iyi bilenlerle örneğin. Ne gibi tasarılarım olduğunu bilenlerle de. Benimle ilgili bildikleri benim bildiğimin kaç katıydı. Bir gün bir yazar arkadaşla Cağaloğlu’nda karşılaştım. Öfkeliydi. Bir başka yazara çok kötü bozulmuştu, basıyordu kalayı. Ben bunu bir yerde laf ola anlatmaya başlayınca cinlerden biri, her şeyi bilen ama çok yanılan biri alaycı bir gülüşle bana şöyle dedi: “Sözünü ettiğin kişi öyle söylemez ama hadi neyse!” Hiç sesimi çıkarmadım ve içimden şöyle dedim: “Yıllarca seni arayıp sormayışımın, seni eski bir dost olarak hiç özlemeyişimin demek ki haklı nedenleri varmış.”

         Dostlarını çabuk gözden çıkarır derler benim için, dostları gözden çıkarmak denilen şey böyle bir şeyse neden gözden çıkarmayalım ki. Size oldu olacak bir olay daha anlatayım. Nereden aklıma estiyse Montréal’de bir ara bir lüks otelde bulaşıkçılık yaptım. Koşullar çok kötüydü, sözde yarım gün çalıştırılıyorduk. Mutfak çok pisti. Sağlıklı hizmet konusunda hiç duyarlı değillerdi. Ananasların içini oyuyorlar, onlarla içki servisi yapıyorlar, kullanılan ananasları kaldırıp atacaklarına yeniden kullanıyorlardı. Kim bilir kaç liraya satıyorlardı bu çok süslü içkiyi. Bir gün kafam kızdı, kullanılmış ananasları tepsisiyle çöpe attım. Durumu hemen mutfak sorumlusuna bildirdiler. Adam baktım üstüme doğru öfkeyle geliyor, ben adama doğru koştum ve sizde hiç utanma yok mu diye bağırdım. Adam suçlu ya, hemen pustu ve söylene söylene gitti. Bunu bir iki genç insana anlatıyordum, onlardan biri olamaz hocam diye bağırdı. Gerekçesi de şuydu: lüks otellerden birinde yöneticilik yapan bir yakını varmış, o her zaman buralardaki temizliği ve özeni övmekle bitiremezmiş.

Beni benden iyi bilen, inanışlarımı yaşadıklarımı benden iyi tanıyan ne çok insanla karşılaştım. Biraz zayıf yapılı biri olsaydım kendimi onlardan sormaya kalkabilirdim. Ben öyle yapmadım, onlara duyarsız kaldım. Adam felsefe uzmanı kesilmiş, bununla birlikte felsefe adına bir şey bilmiyor, ama benim kafamın içini okuyor. Bıraksam beni felsefe alanında yetiştirmeye çalışacak. Bu arada benim neler yaşadığımı benden iyi biliyor. Birinin kendi yaşamıyla ilgili söylediklerini düzeltmeye kalkmak kabalıktır. Ancak insanların ipe sapa gelmez tutumları öylesine büyük boyutlara ulaştı ki ve öylesine hastalıklı görünümler ortaya koyuyor ki şaşıp kalmaktan başka yapacak şeyimiz kalmıyor. Korkarım bazı çok sevdiğimiz, kendimize yakın duyduğumuz insanlardan bile uzaklaşacağız giderek.  Size iyiden iyiye ters düşen birine yakınlık duyabilir misiniz?

Kendini gözden geçirmemiş insan çokbilmişlikte rakip tanımıyor ama bir süre sonra düpedüz saçmalamaya başlıyor. Düz yaşıyor olmanın en güzel yanı her şeyi bilme kolaylığıdır. Kişiye iyi gelen ve esenlik duyguları veren bu kolaylık başkalarını huzursuz edebiliyor. Şimdi öyle bir zamana geldik ki herkes her şeyi hiç araştırmadığı halde çok iyi biliyor. Bilmediğiniz bir şey varsa bilmiş kardeşime soruverin çekinmeyin, size bir bir anlatsın bilmediklerinizi. Bu arada yanlışlarınızı da bir bir göstersin. Size doğruları öğretmenin doğru yolları göstermenin derin hazzını yaşasın. İçimizde her zaman bu böyle olmamalıydı duyguları veren bir acı var. Bu her şeyden önce insana dayanıp güvenememenin verdiği acıdır. Ne sonuna kadar dost ne sonuna kadar arkadaş ne sonuna kadar sevgili olmayı başarabiliyoruz. Ne garip insanlar olduk biz.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − 7 =