Benim başbakanım demeyi isterdim ama…

Başbakanın yeğeni tutuklanmış, tutuklanabilir, doğaldır. Geçmişte bir başbakanın yeğeni Türkiye tarihinde bir ilki gerçekleştirmiş, hayali ihracattan tutuklanmıştı. Daha sonra banka batırmaktan tutun, akla hayale gelmeyen hilelerin içinde de başrolü oynamıştır. Başbakan yeğeni olmak demek, tutuklanmamak anlamına gelmiyor. Tutuklanabilir ama onu savunmak ya da kendi gölgesi altında başka işler yapıp yapmadığı önemlidir. Her aile bireyi, aile reisi gibi kendisi gibi düşünecek ve yaşayacak değildir. Kendisi gibi düşünen ve yaşayanları gölgesinden yararlanırsa ve işlerini büyütüyor ve haksız kazanç elde ediyorsa sorun olur!

“O konuda ben zaten gerek valim, gerekse emniyet müdürüme açık ve net bir şekilde söyledim; gereği neyse yapın! Ben zaten yeğenimle başbakanlığımın ilk zamanlarında bir görüşmem olmuştur. Ondan sonra adeta yeğenliğimden silmişimdir. Benim değerlerimi, ilkelerimi paylaşmayan bir yapısı vardır. Şu anda hukuk neyse, yasalar neyi gerektiriyorsa onu yapmışlardır. Ben de buna saygı duyarım.” demiş başbakan, yeğeni hakkında sorulan sorular üzerine.

Konuşmada dikkatinizi çeken kelimelere bir bakalım, çünkü kelimeler insanın dünyaya bakışını temsil eder.

“… gerek valim, gerekse emniyet müdürüme…” bakanlara da bakanım diye hitap etmektedir. Kendisine aitlik duygusu içindedir… fakat bu aitlik duygusu farklı düşünen ve yaşayan yeğen olunca silmiş. Ona nasıl hitap ediyor? “Benim değerlerimi, ilkelerimi paylaşmayan bir yapısı vardır.” Der ama cümlenin önü vardır biz sonuna ekleyelim; “yeğenliğimden silmişimdir.” Evet, kendisi gibi düşünmeyen ya da yaşamayanı silmiştir, hiçbir tereddüt göstermez. Neden o uyuşturucu kullanır, neden o, o şekilde yaşamayı kendisine tercih ettiğini sorgulamaz, silmek ile ortadan kaldırdığına inanır. Ve bir gün tutuklandığında, karşısına çıkan sorulara karşın, bana neden soruyorsunuz ki, sildim zaten, valim ve emniyet müdürüm gereken ne ise yerine getireceklerdir der. Arkasında ben yokum demektedir, buna ihtiyaç duymuştur, neden? İhtiyaç duyacağı başka olaylar mı yaşamıştır? Örneğin bir ihalede, ihale yapan kurum başkanlarını aramış mıdır? Bir medya alımı satımı için bankalardan kredi için başvuru sırasında, ‘arkalarında ben varım’ demiş midir? Hemen aklımda bu sorular kendiliğinden gelmiştir. Hiç aramasaydı ve onlara bir şey demeseydi bu gibi sorular akılma bile gelmeyecekti ama aramış ya da aranmış sonuç olarak. Bu durum, bazı ‘hassasiyetleri’ ortada durmasına sebep olmaktadır.

Başbakan konuşması içinde benim imgesini sürekli kullanmaktadır. Benim valim, benim bakanım, benim emniyet müdürüm gibi, benim eşim, benim çocuklarım, belki yakında benim basınım diyecektir. Kendisine ait olan eleştirilere karşı savunma konumundadır, ona ait olanlara eleştiri mi yaptınız, başınıza mahremiyet gibi duygular girmekte ve savunurken saldırmaktadır.

En son meclis kavgası sırasında yapılan konuşmada tutanaklara giren cümleler; “Önce izan sahibi olacaksın.” demektedir başbakan ve devam ile; “Benim partimde bu şekilde bir yakıştırmayı yapan barınamaz.” der ama uzun süredir hala üye ve yönetici olduğu ortaya çıkar. Demek, gündeme gelmemiş olmazsa, orada durmaya devam edecektir. Fakat cevap olarak; “Lütfen, lütfen otur yerine! Otur yerine!” der ve “Susmayı öğren. Önce susmayı öğren. Dinlemeyi öğren.” “… ayrıca, eşime laf atamazsın!” diyerek kavganın fitili artık yakmıştır. İçindekini, kürsüden rahatlıkla haykırır; “Eşimi baş örtüsü sebebiyle GATA’ya sokmayanları müdafaa edecek kadar da izansızsın.!”… “Ondan sonra da, baş örtülüleri yanına çekmek için müdafaada bulunacaksın. Hadi oradan!” diyerek kavgalı oturum tutanakları burada biter.

Kavgada kullanılan kelimeler ve yöntem çıplak olarak ortadadır. Savun, saldır. Sonra gerçeği yok say ama gerçek saklanamayacak konuma gelmiş ise, gereğini yap!

Bu konuşma tarzı kendisi gibi düşünmeyenleri silmek üzerinedir. Gerçekleri kendi penceresinden görür ve o gördüğünün doğru olduğunu kabul eder. Başka doğrular yoktur, çünkü tek doğru vardır, o da düşündüğündür. O düşündüğü gibi yaşanmıyorsa, silinmesi gereklidir. Onun penceresinden bakanlar ise fedai olmaya hazırdır ve ceketlerini çıkarırlar! Bazıları da kalemlerini biler…

Avrupa Birliği mahkemelerinden alınan kararlar vardır, Türkiye bu kararlara uymak zorundadır ama hükümet kararlara yıllardır uymuyor, uymak içinde bir şey yapmıyor. Açılım adını verdiği çalışmalar ile zamana yaymakta ve kendi iktidarı dönemde uymamak için işi unutturmaya çalışmaktadır. Okullarda okutulan din dersi zorunluluğu devam etmektedir. Ne oldu mahkeme karaları? Başka alınan kararlar? One minutes ile geçiştirilecek şeyler değildir, çünkü içte yaşanan bir çok olay, zaman zaman yüzüne çarpıyor ama yok sayıyor. Dışarıda gelişen olaylara duyarlı olanlar, arka bahçelerinde ya da evlerinde yaşananları yok saymaktadır. Gündem değiştirmek ve yönlendirmek konusunda uzman bir ekip ile olaylar değerlendirilmektedir, yönlendirilmektedir.

Başbakan benim diyerek sahip çıkması güzel bir şeydir ama sahip çıktıkları arasında bazılarını siliyor ya da yok sayıyorsa kötü bir durumdur. Benim işçim orada aç kalıyor demiyor, yetimin hakkını yedirmem diyerek inatlaşmaktadır. Çözüm için bir çok yol olmasına rağmen, yok saymaktadır. Valisine telefon edecektir büyük olasılıkla ay sonunda, kaldır şu çadırları diyecektir. Havaların sıcaklığına soğuna bakmadan yapma havuzlar içinde işçilerin üzerine yeniden gaz sıkılacaktır büyük olasılıkla. Çünkü konuşmaları içinde bunun ipuçlarını açık açık ortaya sermektedir.

Benim başbakanım demeyi isterdim ama o beni kendisinden görmüyor, yok sayıyor! O yüzden, başbakan gibi ‘benim’ diyerek konuşamıyorum. Benim demediklerinin başına neler geldiği ortada değil midir?


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.