‘Beyaz Geceler’de ‘Kuğu Gölü’nü izlemek

Şiir tadında anlatılmış, Petersburg da geçen 4 gece. Neredeyse gecenin, ya da karanlığın olmadığı, haziran sonlarında geçen dört gece. Sevginin doruklara çıktığı ve duygusallığın yaşandığı, iki kişi arasında ki bir güzelliğin ve sonunda yaşanan bir hüznün romanı.

70’li yılların başında, Ankara’da Mithatpaşa Caddesi’nde açılan, şimdilerde kapanmış bir sinema olan, tiyatro salonunun sahnesinde , ışıklar içinde olsun, AST’dan ayrılan Mehmet Keskinoğlu ve Filiz Onaran, bu romanı sahneye taşımışlardı. Romanın tadına, sahnede izlediğimde daha da varmış ve oyun sonrası hemen, yeniden okumuştum.

Geçtiğmiz ay, bir Petersburg yolculuğu’na çıkmadan bu romanı yeniden okudum. İkinci kez Petersburg’a gidiyordum ve haziran ayı sonu olması nedeniyle, “Beyaz Geceler” de, Neva nehrinin üzerinde, o köprüde geçen hikayeyi duyumsayacaktım. 15 yıl kadar önce, bir kış gecesinde karlar içinde bembeyaz Petersburg’a indiğimde, donmuş Neva nehri üzerinde, karanlık ortamda, Dostoyevski’nin anlatımında ki tadı, Neva nehri kıyısnıda dolaşırken tadamamıştım. Şimdi haziran sonu ve gecenin hemen hemen olmadığı, beyaz gecelerde, Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” deki duygu dünyasını yakalayabilecekmiydim.

Rus edebiyatı içinde, Dostoyevski kadar kadar çok sevdiğim ikinci yazar Çehov’dur. Onun oyunlarını, değişik sahneler de, değişik oyuncuların, değişik zaman dilimlerinde sahneye taşıdığı insanları izlemek, toplumsal yapıdaki değişimin sancılarını izlemek gibi gelmiştir. 1917 de olacakların, adeta habercisidir tüm oyunları. Devrimin sancısı hissedilir. Bir başka Petersburg’dur, Çehov’un Petersburg’u.

Bir üçüncü Petersburg aşığı yazar, şair, Puşkin. Onun dizeleri ve duygu yüklü dünyası da, kendi sonunun habercisidir şiirlerinde. Bu üçlü, aslında birinci ikinci ya da üçüncü değil. Yaklaşık zaman dilimi içinde yaşamış, Rus edebiyatının üç güçlü ismi. Üç önemli yazar. Satırları arasında kaybolmadığınız, yaşama bir başka pencerelerden açılmınızı, soluklanmanızı sağlayan insanlar.

Petersburg deyince, hemen kulaklarınıza müzik tınıları da gelir. Kış günlerinde, baharlarda, ormanlar da, uçarcasına gezersiniz, Petersburg da. Bazen coşku içinde, bazen de hüzünlü, ama sevgi ve yaşama bağlılık, tınıların zenginliği ile sizi, hep Petersburg’a taşır. Sizi bu yolculuğa çıkaran da Çaykovskidir.

Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” Balesi, bu müzikle biraz tanışan insanların usunda hep yer etmiştir, bu bale deki tınılar. Yıllar içinde Türkiye’de değişik sahnelerde en az on kez izlemişimdir bu baleyi. Kuğuların dansı, bir başka şarkı ile alıp götürür sizi Neva nehri kıyısına.

Geçtğimiz kış aylarında bir kaç günlük, kısa bir seyahat te, Letonya’da Riga’da, hoş bir tesadüf, Çaykovski ve kuğuları ile karlı uzun bir kış gecesinde karşılaşmıştım. Baltık kıyılarında, donmuş kanalar ve kar yağıyor. Rusların yaptığı o opera binasında, kuğular sadece sahnede değil, adeta tüm tiyatro salonunun içindeydi. İzlenimlerimi yine burada sizlerle paylaşmıştım.

2014 Haziran ayı sonu, Petersburg da, Neva nehrinin kıyılarında, karanlığın hemen hemen hiç olmadığı, beyaz gecelerdeyim. Dostoyevski’nin satırları arasında yaşananları anımsarken, Çaykovski’nin tınılarını da kuğularla birlikte izleyip, dinleyebilecekmiydim acaba.

Yola çıkarken, neden olmasın, belki de yaşarım, böyle bir zaman dilimini diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Onbeş yıl kadar önce tesadüfen, Marinski Tiyatrosu’nun tarih kokan duvarları arasında, “Prens Igor” Operası’nı nasıl izlediysem, “Beyaz Geceler’de de, “Kuğu Gölü”nü izlemek neden olmasın.

Ve on gün önce, yorucu bir müze gezisi sonrasında, Neva Nehri kıyısında ki köprülerden birinin üzerindeyim. Başlayacak ve karanlığın yaşanmayacağı o beyaz geceler öncesinde, “Kuğu Gölü” ile karşılaşmak. İşte şans yine yüzüme gülmüştü. Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler”in de, Çaykovski’nin tınıları ile beyaz kuğu, prens, siyah kuğu ve kuğular. “Kuğu Gölü”n de buluşurken, kuğuları izleyebilecektim.

Sahnenin, orkestra ve şefinin, danscıların ve sahneye koyanın önemi, elbette var. Ama iki beyaz geceyi yaşarken, “Kuğu Gölü” nü yakalayabilmek önemli olan.

“Hermitage” müzesi gezmesi sonrası, Neva nehri kıyısına yakın, “The Palace Theatre” nun önündeyim. Kuğu Gölü afişi. Beyaz ve siyah kuğu ve de Prens. “Saint Petersburg Russıan Ballet Theatre”. Heyecanlanmamak elde değil. “P.Tchaikovsky. SWAN LAKE. Ballet in three acts.”

Şans devam ediyor. El, kol hareketleri, yüz ifadesi, derdinizi anlatmaya yetiyor, sizin gibi düşünenlere. Ve yardım sonucu, sağlanan bir bilet. Neva Nehri kıyısın da “Beyaz Geceler” de, “Kuğu Gölü” nü izleyebileceğim.

Marinski kadar görkemli bir salon olmasa da, orkestra küçük de olsa. kuğular sahneye gelecek nasıl olsa. Yerleşik orkestrayı, on gün önce izlediğimde, V.Artemyev yönetiyordu. Odetta’da, Natalıa Potekhına, Prens Sıegfrıed’ de ise Alexandr Voytın. Diğer imzalar. Marıus Petipa, L.Ivanov koreografisi’ni Lyudmila Bragina sahneye taşıyor.

Teşekkürler, Dostoyevski. “Beyaz Geceler” i duygu yükünüzle yaşatmayı sürdürüyorsunuz. Teşekkürler, Çaykovski, tınılarla “Kuğu Gölü’n de, kuğularınız dansetmeyi sürdürüyor. Teşekkürler, sahne de yer alan ve sahne gerisindekiler. Teşekkürler bu geceyi yaşatanlar. Neva Nehri kıyısında, Beyaz Geceler’de bu geceyi yaşatanlar.

“Kuğu Gölü” sonrası, Çaykovski’nin tınılarıyla, Beyaz Geceler’de, Neva Nehri kıyısında, bir günün yeni bir güne ulaştığı, aydınlık saatlerde, gece, köprüye doğru yürüyerek, “Beyaz Geceler”i yaşamak ve duyumsamak.

Hoşca kal Petersburg. Fazla arayı açmadan, yeniden buluşmak üzere…

_________________________

* Varşova-İstanbul. 7 Haziran 2014. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here