Bir grev etelemesi (yasaklanması) üzerine ve bir anı

İSMAİL BAYER – Hükümet’ten yeni bir gev ertelemesi kararı daha geldi. Yasal olarak bir grev erteleme kararı. Ancak, aslında bu durum grevin yasaklanması sonucunu doğuruyor. Grev ertelemesi altmış gün. Altmış gün sonra da, grev uygulaması başlayamıyacak. Onun için bu bir erteleme değil, yasaklama.
Bakanlar Kurulu, Soda Sanayii Anonim Şirketi’ne bağlı, Adana ve Mersin’de kurulu üç ayrı işyerinde, yasal olarak alınmış olan ve uygulama sürecine geçme aşamasında, Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası’nın almış olduğu grev kararını, “milli güvenliği bozucu nitelikte..” görüldüğü için altmış gün süre ile erteledi.
Bakanlar Kurulu’nun kararının tarihi. 17 Mayıs 2018.
Altmış gün içinde, bu erteleme sürecinde anlaşma sağlanamazsa ne olacak. Kesin olan konum, grev olamıyacak. Çünkü yasal düzenlemeye göre erteleme sonrası, grevlerin başlaması söz konusu değil. Grev yok. Uyuşmazlık, Yüksek Hakem Kurulu’na aktarılacak ve taraflar adına sözleşmeyi, Yüksek Hakem Kurulu bağıtlayacak. Onun için bu grev erteleme kararları, sonucu itibariyle aslında, “grevin yasalanması” sonucunu doğuruyor.
Bu grev erteme kararına karşı yargı yoluna başvurulsa da, altmış günlük süre içinde dosyanın incelenme aşamasına bile gelmesi söz konusu olamadığından, erteleme kararına karşı, bir anlamda yargı yolu kapalı tutulmuş oluyor.
Bakanlar Kurulu’nun, bu konuda yani grev ertelemeleri konusunda, ne denli çabuk hareket ettiği ve erteleme kararınn çıkması ile yayımlanarak yürürlüğe girmesi hemen gerçekleşebiliyor. Sanki, Bakanlar Kurulu toplantısı yapılıp, kararname hazırlanıp, imzalanıp, Resmi Gezete’ye gönderiliyor.
Önce, (TİSK) Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nda uzman, sonra HAK-İŞ Konfederasyonu’nda önce uzman, sonra da bu Konfederasyona bağlı bir işçi sendikası başkanlığı’da yapmış olan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın da bu grev erteleme kararında imzası var.
Adana ve Mersin’de bulunan Soda Sanayii Anonim Şirketi’ne bağlı üç işyerinde eğer grev yapılabilseydi, “milli güvenliği bozucu” nasıl sonuçlar ortaya çıkardı. Bunu bazı varsayımlar olarak bile açıklamaya kalkmak, gerçekten zor.
Adana, Seyhan Belediyesi sınırları içinde Arap Ali Köyü ile Mersin, Akdeniz Belediyesi sınırları içinde bulunan, Kazanlı Mevkii ve Kazanlı Bucağı yanındaki bu işyerlerinde çalışan işçiler, şimdi altmış gün içinde anlaşma sağlanamazsa, Yüksek Hakem Kurulu’nun kendileri hakkında vereceği kararı bekleyecekler.
Yahut Petrol-İş Sendikası, Soda Sanayii Anonim Şirketi’nin önerdiği veya yeni önereceği hükümlerin Yüksek Hakem Kurulu’ndan çıkabilecek sözleşmeye göre biraz daha iyi diyerek, “kerhen” sözleşmeyi imzalayabilecek. Doğal olarak bu durum, öncelikle işverenin teklifi ile gelişebilecek bir durum.
Şimdi burada bir nokta koyalım. Kırk yıldan önceki bir zaman dilimine gidelim. 12 Eylül 1980 öncesine. 70’li yılların sonlarına doğru.
Başbakan Bülent Ecevit. Çalışma Bakanı da, tekstil işçiliğinden, kendi tanımlaması ile “çaputçular” sendikasına üye olan ve başkanlığını da yapan, ışıklar içinde olsun, Bahir Ersoy.
Bakan, ama önce sendikacı olan bir bakan.
O zaman ki tanımlanması ile, Mersin Soda’da, dönemin sendikası, DİSK’e bağlı Petkim-İş Sendikası var. Ve işçiler grevde, grev uzuyor, anlaşma umudu ırak. İşçiler zor durumda ve Ankara’ya yürüyüşe geçiyorlar. Yürüyerek Ankara’ya yaklaşıyorlar. Gölbaşı’nda duruyorlar. Çadırlarındalar bekliyorlar. Seslerini duyurarark anlaşmanın sağlanmasını istiyorlar.
O zaman da grev erteleme yetkisi var, 275 sayılı Yasa da. 30 ve ikinci kez 60 olmak üzere toplam 90 gün, Bakanlar Kurulu grevi erteleyebiliyor. 90 günün sonunda da, bu günkü gibi yasak yok. Grev tekrar başlayabiliyor.
Başbakan Bülent Ecevit’in, Çalışma Bakanı Bahir Ersoy’a talimatı. Bu uyuşmazlığı “kesin” çözün, grev bitsin. Grevci işçiler de Gölbaşı’nda. Haber kendilerine gidiyor.
Genç bir İş Müfettişi Yardımcısı’yım o zaman. Talimat aynen aktarılıyor. Hemen, İstanbul’a yolculuk. O dönem Bakan’a danışmanlık yapan, iki emekli sendikacı da, İstanbul’da toplantıları izlemek üzere katlıyorlar.
İş Bankkası’nın Kabataş’daki binasının üst katı. Üç gün, gece geç saatlere kadar toplantı. Petkim-İş Sendikası’nın Başkanı Mustafa Karadayı, Mersin Şube Başkanı, işçi temsilcileri. Masanın iki tarafı da ağır. İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer, Şişe Cam’ın Genel Müdürü Şahap Kocatopçu, Genel Müdür Yardımcısı Selçuk Tuzlalı ve diğer yetkililer.
Arada sık sık, Cahit Kocaömer dönemin İşletmeler Bakanı Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu ile görüşüyor, gelişmelerin seyrine göre, arkasından bende, Çalışma Bakanı Bahir Ersoy ile görüşüyorum.
Aldığım talimat, gece-gündüz hangi saat olursa, gerekirse Başbakan Bülent Ecevit’i de arayabilirsin, gelişmeleri sıcak sıcak aktarmak için diyor ve süreci kendisinin devamlı Başbakana’a aktardığını da ekliyor.
Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu’nun aktarımı ile Bahir Ersoy’un aktarımı arasında, doğal olarak farklılıklar vardır. Bana sende arayabilirsin açıklamasını yapmasının, “kesin bitimek” için son durumda, arayabileceğimin, Başbakan’ın bilgisi dahilinde olabieceğini tahmin edebiliyorum o zaman.
Ayrıntısına girmiyeceğim, bir başka yazı konusu olabilir. Üçüncü gecenin sonuna doğru anlaşma hala yok. Ve sonuç, toplantıyı kapatıyoruz. İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer’e “son bir beş dakika toplantıyı sonlandırmayalım, ben bir telefon görüşmesi yapabilirmiyim” diye izin istiyorum. Soru sormuyor, “peki” diyor ama, tedirginliğini hissediyorum. Gece epey olmuş. Telefonun başına gidiyorum. Karar vermekte zorlanıyorum. Bakan’ımı, Başbakan’ımı arayayım. Bürokrasi terbiyemiz, Bakan’ı aşmıyayım diyerek, Çalışma Bakanı Bahir Ersoy’un numarasını çeviriyorum.
İçerden bir ses geliyor. “Tamam. Anlaşma sağlandı.” İçeri geri dönüyorum. İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer açıkıyor, tamam ücretteki son pürüz de aşıldı. Anlaşmayı imzalıyoruz.
Sonra, orada topluluğa mı söyledi, yoksa bana mı söyledi, onu tam anımsıyamıyorum. “İşçi Elmadağ’da çadırda, haber bekliyor. Başbakan beni arayacak ve söyleyecek, anlaşmayı sağlayın diye, aramadan ben birtirmek istedim artık.”
Böylesine önemli bir grevi anlaşma ile bitirmişiz, bunun onurunu paylaşmak için, bu anlaşmanın sağlandığını Mersin’de açıklama ve iş başı yapılması sırasında, Bakanımız ile birlikte orada olmak istediğimizi iletiyorum.
İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer, çok açık bir şekilde, “Bu işin basın açıklaması, reklamı olmasın, biz üretime açıklama yapmadan başlayalım” diyor.
Saygı ile karşılıyorum. Öğrenciliğim devam ediyor. Amaç üzüm mü yemek, yoksa bağcı mı dövmek. Anlaşma olduysa, önemli olan bu. Petkim-İş’in Başkanı da kabul ediyor.
Ve Mersin Soda işçileri, Gölbaşı’n daki çadırlarını söküp, işyerine işe başlamaya gidiyorlar o sabah.
Kabataş’da ki binadan çıkışda, kapıda bekleyen Politika Gazetesi’nden bir muhabir. Beni tanıyor ve ısrarla bir açıklama yapmamı istiyor. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’inde sonucu beklediğini söylüyor.
Açıklama yok diyorum, ama üç kelimeyi söylemekten de kendimi alamıyorum. “İşçiler Toros’ları aştılar.”  Bu üç kelime, 40 yıl sonra da dün gibi aklımda.
Bu yazıda son sözlerimiz. O zaman, grev sırasında, milli güvenliğimiz tehlikedemiydi, erteleme gündeme gelmişmiydi. Hiç konuşulmamıştı bile.
40 yıl öncesinde, o zaman işyerinde çalışan işçilerden, halen çalışan işçi varmıdır, sanmıyoum.
Pet-Kim İş Sendikası Başkanı Mustafa Karadayı o günleri hatırlıyacaktır.
40 yıl önce ve 40 yıl sonra. Gelinen nokta. Başka yorum yok.
______________
İsmail Bayer. 29 Mayıs 2018. Viyana.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here