Bir kedim bile var, ar k’at’u ti komiyonun !

Bir kedim bile var, ar k’at’u ti komiyonun !

0
PAYLAŞ

Yıllar önce dikkatimi çekmekten öte, yaşamımda iz bırakan sözleri ile Sezen Aksu’ dan dinlediğimiz ‘Gülümse’ şarkısı, ‘Bir kedim bile yok’ mısrası ile yüreklerde yer etmişti. Dönüp dolaşıp dinlediğim, benim kendime özgü klasiklerimden, Sezen Aksu’ nun müzikal derinliğinden bir örnek.
Buna rağmen bu sıradışı şarkı sözünün tanınmış Kürt edebiyatçı ve politikacı Kemal Burkay ‘ın kaleminden çıktığı gözümden kaçmış. Önemli bir bilgi şarkı sözüne dair. Böylece şarkının hikayesini daha çok merak eder oldum.
Şiirin anımsattığı yaşamın içinde olmanın ötesinde, yaşama dair bir duruşu var. Yüreği zengin insanların, insanca yaşam kosullarına özlemleri hissediliyor mısralar arasından.
Sevgili okuyucu, bu konuya nasıl mı başladım?
Bundan iki ay önce, kendimce anlamlar yüklediğim yaşam tarzımda ‘Bir kedim bile var’ diyebilecek kadar keyifli bir dönemde iken , dünyalar tatlısı kızım bana bir kedi yavrusu hediye etmez mi? Belki beni Almanya ‘daki minik evime bağlamak istedi, belki de her günkü koşturmacada huzur bulacağım anlık zamanlar için bir sevecenlik katmak istedi . Üstelik kediciğe Lazca ‘çona’ adını verirken beni yürekten kuşatmış oldu.
Yıllar yılı çalışma ve yaşam mekanımda bir ev hayvanı düşünemezdim. Ancak çonaya kısa sürede bağlanırım. Küçümen kedi ise mekanımda kendini iyi hisseder, öyleki kitap ve doyalar arasında oynayacak saklanacak yeri çoktur.
Demekki keyifli bir yaşam kesitinde bir ev kedisine alışacak kadar geniş olabiliyor insan . Üstelik her yaşta yeni bir şeyler öğrenebiliyor.
Yaşama dair bu ayrıntılardan sizlere neden mi sözediyorum?
Yıllar sonra Lazca konuşuyorum bir kediye. Çocukluğuma ait hoş anılar depreşiyor içimden. Didinana’nın Ardeşen/Dutxe deki ahşap Laz evinde yaşarken, kat’u muşi ile Lazca konuşup oynadığım yıllar ne zamandı tam olarak bilmiyorum, sanırım ilkokul yıllarıydı.
Bugünkü batılı kent yaşamında, küçük bir ayrıntı da olsa Lazca konşma eyleminin beni hala nasıl huzurlu kıldığından siz okuyucularıma söz etmek istedim.
Ülkemizdeki Güncel gelişmelerin bizi yine geriye attığı şu zamanda bunları yazmaya ihtiyaç duydum.
Toplumsal bir travma olarak anadilin bastırılmasını ülkenin her bölgesi ayrı bir trajedi olarak yaşamıştır. Herkes kendi bölgesinde yaşananlardan haberdardır elbette. Duyarlı kişiler ise ülke genelinde yaşananları halkın içindeki sözlü tarih tanıklarından bilir çıplak gerçekleri.
Eğitim dili olarak yaşamıma giren Türkçeyi kırsal kesimde doğup büyüdüğümden 8/9 yaşlarında öğrenen biri olarak, bir ders yılını okula gidemeyerek geçirmede çektiğim sıkıntıyı hala hatırlarım.
Belkide bu bekleme yılı ve ilk okuldan sonra okuması engellenen babamın okuma sevdasını içselleştirmekten olacak devamen okullara gitmek yaşamımda en önemli olgu olmuştur. Hep susan bir halkın içinden yetişmek ise , anadili bastırılmış bir halkın kaderine tanık olmaktan olacak, yazmak kutsallık boyutundadır yaşamı da.
Her nekadar bastırılmış olanlar bir gün ortaya çıkar isede , egemen kültürün temsicileri bir şeyi başardılar.Kendi kültürel toprağımıza yabancılaşmamız, hatta ‘güzel Türkçe’ konuşamayan yöre insanımızdan hızla uzaklaşmamız dayatılarak, kültürel olarak yoksullaşmamız zorunluluk kılındı.
Benim yetişme sürecimde ise bu yabancılaşma, Liseli yıllarımda anneme Lazca ‘nana’ diyemeyecek kadar, onunla Lazca konuşa-mayacak kadar ileri düzeylere varmıştı. Oysa 1970’ li ve 1980’ li yıllarda ailem ağırlıklı olarak kendi arasında Lazca konuşurdu.
On yıllardır bir toplumsal travma olarak , yaşamla aramıza giren anadilin bastırılması süreci geri dönüşü olmayan bir kaybetme yitirme idi.
İşte o yıllarda tam da uçurumun kenarında uyanır gibi, yaşandi bilinç sıçraması Lazlar arasında. Genç yüreğimizle sorguladık hep susmakta olan halkımızın ‘kaderini’.
Ancak bu uyanışın içsel özgürleşme boyutu olarak değişik faktörler ile beslenmek zorunda idi.
Benim hikayemde yurt dışı yaşamım tetikler bu süreci, bastırılmış anadille yazarak ‘Oroponi Lazuri’ ye su taşıma olarak seyir eder. Her şiirde , her öyküde , her yazıda hafifler içimdeki daralma.
Anadilin ve bir bütün olarak Halkların kültürünün , özellikle tarihinin bastırlıması belli sonuçları ile bizlere yaşamda eşlik eder. Lazca öğrenemeden büyüyen kardeşlerimiz ve kuzenlerimizin dünyaları, yaşamda duruşları farklıdır.
Bu kesimin Lazca ya dair uğraşlarımız arttıkça duyduğu eksiklik ve kaybetme acısı ise bizlere de derin acı vermektedir. Lazca öğrenemeden büyüyenler özelikle ebeveyinlerini kendileri ile anadilde konuşmamada suçlamaktadır.
Oysa yaşadığımız toplumsal travma , ebeveyinlerin kişisel tercihlerinden öte, bir ulusal eğitim projesinin uygulama sonuçlarıdır. Anadilin bastırılması kimilerinde derin yaralar açar.
Ben kişi olarak 20 ‘li yaşlarımda Anadilim Lazca yazmaya başlarım. Ve içsel özgürleşmem yazdıkça derinleşir. Bu gün anadilimi yaşamın her alanında bir pozitif enerji olarak yaşarken, bu eylemi yazma serüvenimle birleştirirken, bir gün bu günlerin geleceğinin düşlerini bile kuramazdık, ben ve arkadaşlarım.
Bir kedim bile var, Lazca ismi ile çağırdığım, Lazca sevgi sözcükleri ile sevdiğim. Demem o ki, artık sırtım yere gelmez. Ben yaşadıkça anadilim yaşamıma renk katacak.
Burada , bu geldiğimiz noktada , hatası ve de katkısı ile bize yol açan ‘Kürt Özgürleşme Hareketinde’ bedel ödeyen herkesi sevgi ve saygı ile anıyorum. Her ne kadar ilkesel siyasi hatalarına karşı acımasız yazsamda, konuşsamda, Kürtler kimlik sorgulamasında tüm Anadolu Halklarına düşünmede ve eylemde teşvik edici olmuşlardır.
Anlamsız şiddet eğilimini savunan ve uygulayan Kürt halkındaki ‘azınlık bir kesimi ‘ bu değerlendirmenin dışında bırakıyorum.
Sayın Başbakan’ım,
Bir ‘açılım’ demiştiniz ! Bu sözün dönüşü olmaz !
Artık bir kedim bile var, kendi dilimde konuştuğum,
Ar k’at’u ti komiyonun, Lazuri na bup’aramit’am !

PAYLAŞ
Önceki makaleKara para…
Sonraki makaleKendigider

BİR CEVAP BIRAK