‘Bir koltuk nasıl devrilir?’

‘Bir koltuk nasıl devrilir?’

0
PAYLAŞ

Hayat dersi verir nitelikte Aziz Nesin öyküleri bu kitapta çokça bulunur. Her öyküsü yaşamın başka alanlarına dokunur. Her okunan öyküde kendimizden, çevremizden, yaşadığımız dönemden bir yan buluruz. O öyküleri okurken kendimizi okuruz, çevremizi okuruz, hayatı okuruz. Öyküleri tek tek anlatarak keyfli okumayı engellemek istemem. Ama, günceli yakalamak bağlamında, bir öyküden kısa bir alıntı yapayım:

“Tarihi Ali Bey öyküsü Sekiz suç ortağı sanıktılar. Bir akşam üzeri, koğuşların kapısı kapanacağı sırada ceza evine geldiler. Koğuştaki ranzalara yerleştiler. Bu sekiz sanık içinde en çok dikkat çeken Ali Beydi. Yalnız Adını öğrenebildik.Başka bir bilgi edinemedik. Hiç konuşmuyor, hep uyuyordu ya da uyurcasına yaşıyordu… Adının ali olduğunu da arkadaşlarından duyduk. Bir hafta sonra sekiz kişinin neden geldiğini de öğrenebildik. Kahvede ileri geri konuşmuşlar. Bunları mahalledeki siyasi hasımlarından bir kaç kişi de hükümetimizin aleyhine konuştular diye ihbar etmişler. Sekiz sanığın Ali Beyden geriye Kalan yedisi, hükümet aleyhinde konuşmadık diye yemin billah ediyorlardı. Ali Beyin sesini çıkardığı yoktu. Arkadaşları da kendilerinden çok Ali Beye acıyorlardı. Çünkü Ali Bey o gün kahveye bile gelmemişti.” (s.27)

Günümüzde yaşananlar Aziz Nesinin anlattığı öyküden çok farklı mı? Değil tabi. Hukuk kavramı zaten sınıfsal. Bir de buna Kanun hükmünde kararnameler eklenince işin içinde çıkılmaz oluyor. Adam tek başına KHK namelerle önlerine geleni içeri atıyorlar. Hukuk mu?

Oda ne dercesine şaşırıp kalınıyor. Durduk yerde insanlar kör kuyuya atılıyor. Ondan sonra da hadi suçsuz olduğunu ispatla diyorlar. İnsanların elini kolunu bağlayıp kör kuyunun dibine bıraktıktan sonra suçsuzluğunu anlat demek düpedüz ben ne diyorsam onu kabul et demekten başka bir anlama gelmiyor. Günümüz de yanşan da bu. Kurgulanmış suç torbalar var: Herkes her an kendisin o suç torbalarının birisi içinde bulabilir. Suçsuzluğunu ispatla sözüyle karşı karşıya kalabilir…

Dünden bugüne uzanan Adalet rezaleti aynı biçimde sürüp gidiyor. Siyasallaşan adaletin adalet olmadığına kuşku yok ama siyasallaşmayan bir adalette henüz dünyada ve ülkemizde yok zaten. Çünkü devlet dediğimiz kurumun kendisi bir sınıf egemenlik biçimi olarak kurulmuş, bir sınıfın siyasal erki olarak çalışmaktalar zaten. Bu ne Erdoğan sorunu ne de başka bir kişinin sorunu! Bu doğrudan ezen ezilen kategorisi olarak sınıflara bölünmüş toplumsal bir sorundur.

Asıl olarak insanlar arasındaki eşitsizliğin nasıl giderileceği noktasıdır. Mülkiyet varsa mülk sahiplerinin de ayrıcalığı var demektir. Bu ayrıcalığı ortadan kaldıracak bir yapılanma yoksa eşitsizlik ve adaletsizlik devam edecek demektir. Eşitsizliğin, adaletsizliğin kaynağıda mülkiyet olduğuna göre o mülkiyet ortadan kalkması gerekir. Mülkiyet sürdüğü sürece eşitsizlik de adaletsizlikte sürecek demektir.

Mülkiyet bireyden alınıp da topluma geçmediği sürece gerçek anlamda bir adaletten söz edemeyiz.

BİR CEVAP BIRAK

2 + four =