Bir Türkiye sevdalısıyla sohbet

“Benim Ruhum Türk” diyor Naseem Nahid Tahoma Dawn Devoo.

Bu kadar isminin arasında o yalnızca Naseem, hayranları onu ilk adıyla, Naseem diye çağırıyor.
Evet hayranları! 4 tane facebook profili var. Daha önce bilmiyordum, Naseem’den öğrendim. Meğer bir facebook profiline en fazla 5 bin kişi arkadaş olarak eklenebilirmiş! 5 bini doldurunca otomatik olarak artık ekleme yapılamaz ve yeni bir hesap açmak gerekirmiş. Çoğunluğu Türk olan hayranları sayesinde 4. facebook profilini açmış.

O gerçekten bir Türkiye sevdalısı. Facebook’da bir gün Türk Deyimleri kitabının resmini postalar , bir gün bakarsanız Türk bayrağını koyup Türkiye’yi seviyorum demiş. Günaydın ve iyi geceler demeyi ihmal etmez. Müzeyyen Senar’ı kaybettiğimiz de mesajını “başımız sağolsun” diye postalamıştı!

TRT Müzik’de 3 yıl boyunca Farklı Kültür Aynı Müzik, Melodica programını Ahmet Köksal ile birlikte yapmış. Genç Melodiler adlı programı da geçen yılın son aylarında bitirmişler. İzleyenler anımsayacaktır; aynı zamanda programı sunan “çikolata renkli”, güzel kızı Layla, türküleri bir Türk kadar güzel, içten seslendiriyor, aynı annesi gibi.

29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonunda tanıştığım Naseem hemen kontenjandan arkadaşım oldu, Türkiye’yi seveni severim. Gayet güzel Türkçe konuşuyor ve neredeyse facebook aracılığıyla öğrenmiş Türkçe’yi, Türk arkadaşları ile sohbet ederek. Arkadaşlarının çoğu müzisyen, sohbetin konusu müzik; şarkılar, türküler..

“Günde 8 saat facebook’daydım. Evdeki işimi bitirip bilgisayar ekranının karşısına oturuyor ve mesai yapar gibi çalışıyor, sohbetler ediyordum, ailem ile çekişmeler olmadı değil bu yüzden” diyor ve diğer sorularımı yanıtlıyor:

– Amerikalı’sın, Endonezya’da yaşıyorsun ve gönlün Türkiye’de. Nereden geliyor bu Türkiye sevdası? Hiç gittin mi Türkiye’ye?

– Bu içimden gelen bir şey, tam olarak açıklayamadığım. Ama Türkiye ile ilk tanışmam ben 8 yaşındayken babama hediye edilen bir kitapla oldu. Osmanlı’yı anlatan, çok güzel fotoğraf ve resimleri olan bir kitaptı. Ben o kitaptaki resimlere bakar ve Türkiye’yi düşünürdüm. Birşeyler beni o kitaba ve Türkiye’ye çekerdi. Türkiye’ye ilk gidişim 2007 yılında oldu ve doğum günüme denk geldi. Küçük bir kutlamada pastamı üflerken dileğim, “Bir gün bu güzel ülkede yaşamak” idi. Ondan sonra erkek kardeşimin müzik grubu ile çeşitli defalar gittim ama dileğimin peşinde koşuyorum hala, bir gün Türkiye’de yaşamak, çalışmak ve türküler söylemek istiyorum.

– Amerikalısın ama Endonezya’da yaşıyorsun, halbuki herkes ABD’de yaşamak ister. Özel bir sebebi var mı burada yaşamanızın? Nasıl karar verdiniz Endonezya’ya gelmeye?

– Endonezya en uzun süre yaşadığım ülke ve benim seçimim değil. Hayatım hep ailemin seçimlerini yaşayarak geçti. Eşimi de onlar seçti, yaşadığım ülkeyi de. Endonezya’da öyle oldu. Benim babam imam, ben çok küçükken, hatırlamadığım bir yaşta İslam Dinini seçip müslüman olmuşlar. O zamana kadar annem ile babam hippilermiş ve gezmedikleri ülke kalmamış. Hatta Mersin’de bile kalmışlar 5 ay, ben doğmadan önce.

Amerika’da yaşarken babam bir sabah uyandı ve “kalkın, toplanın gidiyoruz”dedi. Nereye? “Endonezya’ya,” rüyasında görmüş. 70 kişilik geniş ailemizi rüyasının peşinden sürükledi ve çoluk taşındık. Geliş o geliş 1999’dan beri hepimiz buradayız. Ondan önce ise Meksika, Kolarodo, Teksas, Indianapolis, Pakistan ve Dominik Cumhuriyeti’nde yaşadık.

– Biraz sitem hissettim sözlerinde. Ailenin seçimlerinden menun değil misin?

– Hayatta herşey olması gerektiği oluyor, yaşadığımız herşeyin bir sebebi var diye düşünüyorum. Geriye bakıp da pişmanlık duyduğum bir şey yok. 16 yaşında evlendim, ailemin tercihiydi eşim. Ama şanslıydım çok iyi bir iyi insandı bana saygı duydu, 4 güzel çocuğumuz var. Ama kendisini ne yazık ki çok genç yaşta geçen yıl kaybettim. Beni istediğim şeyleri yapmaya hep teşvik etti, sanki hayata hazırladı, huzur içinde yatsın. ABD’de ebelik eğitimi aldım ve ebe olarak çalıştım, yapabileceğim en kolay şey oydu. Halbuki ben hep güzel sanatlara, müziğe ilgi duydum. Küçük bir çocukken başladım dikiş dikmeye, bebeklerime elbiseler dizayn eder ve dikerdim. Akrabalarımın başörtüsüne şekil verirdim. Burada da moda ile ilgilendim, dizayn yaptım ve yapıyorum. Yaratıcılık gerektiren işlerde kendimi buluyorum. Artık kendi hayallerimi gerçekleştirmek ve kendi tercihlerimi yaşamak istiyorum, hayat buna müsaade ettikçe.

Naseem ve ailesi ülke ülke dolaşırken okula gitmemişler. Evde eğitim almış “home schooling” yapmışlar. Kendisi ve eşinin tercihi de aynı yönde olmuş ve çocuklarına evde eğitim vermişler.
“Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır” misali erken evlendiği ve hemen çocuk yaptığı için en büyük çocuğu 19 yaşında. 37 yıllık hayatına 22 yıllık evliliğini birisi evlatlık dört çocuğunu sığdırmış, üstüne bir de büyük bir acı yaşamış!

– Çocuklarınız varken neden evlat edindiniz? Ayrıca okula göndermemeyi seçtiniz. zor olmuyor mu evde eğitim vermek çocuklara?

– Evlat edinmeyi planlamadık. O anda öyle gerekti ve biz de gereğini yaptık. Çocuğun bir aileye ihtiyacı vardı ve biz onun ailesi olduk, sanki o bizi seçti, biz de bir evlat daha kazandık. Büyük mutluluk elbette. Şimdi Üniversite’de okuyor.

Evde eğitime gelince; ailem bize hayatta herşeyin bir ders olduğunu ve her yerden, her şeyden birşeyler öğreneceğimizi söylerdi. Onlarla gezerken çok şey öğrendik hayata dair. Bizim çocuklarımız için daha kolay çünkü online olarak internette ev okulu programları var, müfredat hazır yani ve biz o programları takip ediyoruz. Eşim de öğretmen olduğu için akademik yanı ağır basıyordu ve çocuklarına keyifle eğitim veriyordu, mükemmel bir öğretmendi. Ben yaratıcı yanımla onu tamamlıyordum. Hayatta herşeyin bir dengesi var, O dengeyi kurduğunuz ve çocuğa aşıladığınız zaman gerisini onlar hallediyor, başa çıkıyorlar. Ne yazıkki eşimi genç yaşta aniden kaybettik. Şimdi yalnız kaldım. Allahtan çocuklar sorumluluklarını biliyor ve bana yardımcı oluyorlar.

– Başınsağolsun, gerçekten çok genç yaşta kaybetmişsin eşini. Neden vefat etti? Çocuk yaşından beri birlikteydin, ayakta kalmayı nasıl başardın?

– Son yıllarda böbrek yetmezliği vardı ama çok iyi idare ediyordu, diyalize giriyor ve kendine iyi bakıyordu. Bir motosiklet kazası geçirdi, iyileşti ama tedavi sırasında bir enfeksiyon kapmış, çok ani bıraktı bizi.Çok zor oldu elbette o’nsuz herşey…Birisinin ayakta durması gerekiyordu, çocuklar zaten perişandı. İş bana düştü, ayakta kalan ben oldum ve herkesi toparlamaya çalıştım. Daha önce söylediğim gibi sanki eşim beni hayata hazırlıyordu. Hala onun bana güç verdiğini hissediyorum, izliyor beni, teşvik ediyor. Hep bizimle aslında. Hepimiz onu çok özlüyoruz.

– Endonezya’da Türkçe Türküler söylüyorsun. Halbuki Endonezya dilini de çok iyi konuşuyorsun ve eminim şarkılarını da söylebilirsin. Neden özellikle Türküler ve daha da önemlisi Türk müziği ilgi görüyor mu Cakarta’da?

– Daha önce söylediğim gibi Türkü söylemek içimden geliyor ve kendimi en güzel öyle ifade ediyorum, kendimi tamamlıyorum. İngilizce’de söylüyorum zaman zaman elbette ama Endonezya şarkıları Türküler kadar derin değil. Pop türünde şarkıları var daha çok ve nasıl desem insanın içini dağlamıyor…

Burada Türkiye’yi seviyorlar belki o yüzden türküler de ilgi görüyor diyebilirim.
Hatta birkaç ay önce bir TV programına çağrılmıştım orada beni Türk sanatçı diye anons ettiler. Artık Türk olduğumu zannediyorlar. Türk değilim dedim, ne farkeder Türkçe söylüyorsun işte dediler.

– Geçen yaz bir festivale Türkiye’den bir grup ile katılacaktın galiba ama olmadı sonra dondurmacı Aslan’ı götürmüşşün. Nasıl oldu anlatır mısın?

– Evet geçen yıl Kasım ayında Baden’de Asya Caz Festivali vardı ve Türk müzisyen arkadaşlarımla çıkmak üzere başvurdum. Daha sonra Festival’in tarihi değiştirildi ve arkadaşlarımın programı ile çakıştı. Onların kesin gelemeyeceğini anlayınca Cakarta’daki Türklerin içinde bir erkek sesi aramaya başladım. Festivale grup olarak başvurduğum için değiştiremiyordum. Sonra birisi bana dondurmacı Aslan’ın telefonu verdi. Kendisini buldum ve “benimle çıkacaksın Aslan dedim arada Türkiye’nin adı var, rezil olmayalım.” Önce şaşırdı ama beni kırmadı, aslında biraz bağlama çalıp, türkü söylermiş, yine de yıllardır eline almamış bağlamasını, böyle bir etkinliği de olmamış.
Biraz prova yaptık, beraber çalıştık ve sonuçta çıktık, söyledik, güzel oldu. Türkiye’yi başarıyla temsil ettik.
Yine geçen yıl Mevlana gecesi düzenledim, semazenleri buradan buldum, getirmek çok masraflıydı, ve çok katılım oldu, büyük ilgi gördü.

– Türkiye’de en çok hangi sanatçıları beğenip, dinliyorsun?

– Aslında isim versem ayıp olur hepsi çok değerli müzisyenler, çok severek dinliyorum. Hemen aklıma gelenler Erkan Ogur, Sabahat Akkiraz, Sevval Sam, Bilen Isiktas 3Dem, Serkan Cagri, Goksel Baktagir, Selda Bagcan, Zara, Tarkan, Suat Aydogan, Candan Ercetin ve sayamaadığım bir çok değerli isim.
TRT için program hazırlarken ilginç bir olay yaşamıştım Bali’de. Türkiye Müziğini biliyormusunuz diye soruyorduk sokaktaki insana ve hiç ummadığım bir tip Selda Bağcan’ın bütün şarkılarını ezbere biliyor çıkmıştı. Sonra da bizim için bir şarkı seslendirdi. O yüzden programın adı Farklı Kültür Aynı Müzik idi. Müzik evrensel bir dil herkesin anladığı bir dil.

– Bundan sonra projelerin, hayallerin neler, var mı yakında konser, misafir ya da yolculuk?

– Birkaç farklı grupla çalışıyorum ve Türk müziği üzerinde çalışıyoruz. Çalıştığım müzisyenler Türk olmadığı için dünya müziği yapıyoruz ama Türk müziği melodilerine ağırlık veriyoruz. Evimde kendime küçük bir stüdyo kurdum ve kendi şarkılarımı da yapmaya başlayacağım. Çocuklarım Hasan, Layla ve Ahmet de benimle çalışıyorlar. Herkesin kendine göre bir stili var.

Endonezyalı bir müzik grubu ile Hollanda’da bir festivale katılma projemiz var. Onlar eşlik edecek ve ben yine Türküler söylemeyi planlıyorum. Şimdi müziğe odaklanıp, bilgi dağarcığımı genişletmek istiyorum. Ayrıca Türkiye’den müzisyen arkadaşlar getirip konser vermek için sponsor arıyorum. Bir taraftan da göbek dansı dersleri alıyorum. Tekrar modaya dönmem için istekler var o alanda da çalışmam olabilir.

Hayatta şunu öğrendim ki Allahtan Bir şey isterseniz, yürekten isterseniz size veriyor. O yüzden sözlerimize, ne istediğimize dikkat etmeliyiz. Ayrıca annem babam istediğim şeylerinin hayalini kurmamı öğütlerdi. Onların bir listesini yap derlerdi. Hayatımın bir döneminde liste yaptığımı bile hatırlıyorum. Liste yaparken hayallerimin içindeydim, sonrası önemli değil, gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin.

______________________

Şubat 2015 , Cakarta

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here