Bizden birisi Sakallı Celal…

Hasan Pulur ‘O kendisi için hiç birşey istemeyen bir kahramandı’ diyor. Sakallı Celal ile ilgili yazısında. Bu hem doğru hem de yanlış bir tespit. Kendisi için hiçbirşey istemediği doğru ama kahramanlığı tartışılır. Nasıl bir kahramanki yaşadığı ülke de neredeyse adı duyulmadan kayboluyup gidiyor. Zaten belleği çok zayıf bir yapımız var. Ölümünün ardından bunca yıl geçtikten sonra kim anımsar Celal Yalınız’ı. Nasıl bir kahraman ki kimse tanımıyor onu. Türkiye’de hiç tanınmayan bir kahraman olur mu . ? Halbuki biz nice kahramanlar öğretile öğretile yetiştirildik. Ohalde Sakallı Celal düzence öne çıkartılmayan bir kişilik. Tanıtılmasında bir mahsur var belli ki .

Tabii gazeteci yazar Orhan Karaveli’nin çok değerli yaşamöyküsü çalışması önemli bir boşluğu dolduruyor.. Böylece kendine özgü yanlarıyla iki yüzyılın deneyimiyle yoğrulmuş Sakallı Celal kaybolmaktan kurtuluyor.(1890 -1962) Ya da tarihin sahnesine çıkıyor .Böyle olmasını istermiydi bilemiyoruz. Ama bu kitabı okumasaydık onun varlığından da belki hiç haberdar olamıyacaktık ..Ölümünden kırk küsür yılı aşkın bir süre sonra yazılmak da onun hala dikkate değer bir duruş içinde olduğunu gösteriyor. Aslında bu kitaptan birçok ünlü kalemin, düşünürün,siyasetcinin , biliminsanının onu tanıdığı ve onunla teşriki mesai ettikleri anlaşılıyor. Ancak herhangi bir kurumlaşmaya varmıyor bu ilişkiler. .

Sakallı Celal ölene dek en yakınlarınca bile soyadı bilinmeyen bir aykırı. Onu bir bakıyorsunuz 1908 meşrutiyetinde Hareket ordusu saflarında İstanbul’a yürüyor.. 1912’de Trablusgarp savaşı sırasında gizlice Mustafa Kemal’ve çevresinde direnenlere silah sağlamaya çalışan teknenin içinde ortaya çıkıyor Üsküpte lise öğretmenliği sırasında radikal davranışlarına bir de öğrencilere futbol oynatması işin içine girince soluğu Kastamonu’da alıyor. Burada da yobazlığa karşı direniyor. Öğrencilerine Darwin kuramını anlatıyor.

Ulusal bağımsızlık savaşı döneminde İstanbul’dan Anadoluya silah kaçıran grup içinde de o var .

Sakallı Celali birden Komünist Enternasyonalin dördüncü kongresinde dönemin Türkiyeli Komünistlerini temsil edenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor .. İsmail Hüzrev Tökin, Vedat Nedim Tör ,ve Sadrettin Celal ile birlikte Kominternde Sovyet delegasyonuyla derin sohbetlere giriyor ve Sovyet temsilcilerini hayretler içinde bırakan bir bilgi sunuyor. Sadrettin Celal’de bir dönem Türkiye Sosyalist hareketinin önde gelen aydınlarından biri ve Partinin liderlerinden .Ben burada lafı uzatmadan sayın Karaveli’ye bağlıyorum: “Türk delegasyonunda Marksizme en fazla vakıf olan Sadrettin Celal ise ikincisi de S akallı Celal’dir . Bu konudaki bilgileriyle zaman zaman kendileri kadar bilgili olmayan Sovyet muhataplarınını şaşırtırlar ve kıvrak zekasıyla Sakallı Celal durumu şöyle kurtarır :

Devrim sizin ülkenizde yapıldığı halde Marksizmi bizlerden az biliyorsunuz diye üzülmeyin.Siz gece gündüz çalıştığınız için okumaya vakit bulamamışsınız . Sizin kadar çalışmadığımızdan siz de oturup bol bol Marksizme kafa yormuşuz.Hepsi Bu !

Burada bizim gerçekten derin bir marksist geleneğe sahip olduğumuz sonucunu mu çıkarsak .Bu kuramsal olarak mümkün olabilir. Ayrıca Sovyet delegasyonun seviyesini bilemiyoruz. Ama ne olursa olsun Sovyet temsilcilerinin etkilenmişliği söz konusu olan burada .Öte yandan işte bizim tarihsel sorunumuz bu : Zaten biz laf etmeye gelirse mangalda kül bırakmayız ama pratikte ortalıkta görünmeyiz mi desek. Hadi bu tespite katıldık diyelim. Ruslar Marksist bir devrim yaparken biz de pekala bir ulusal devrim sürecinin içindeyiz.. Okadar da boş atıp tutan cinsinden değiliz. Demek ki kazın ayağı böyle değil.

İlgilisi için belirtelim. Sakallı Celal geçen yıl Pergamon yayınlarından çıkmış.,Benim Sakallı Celal’den hareketle getirdiğim sorulara vereceğim yanıtlarım bitmedi. Ama gerisini Orhan Karaveli’nin çalışmasının okunup paylaşılması sürecine bırakıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.