Bırak, iz sürsün, şarkılar

söylenemeyenlere aşinasınızdır. Günün, tarihin, yeniden başlatsızlığında, Cav Bella’yı, Padana yerine, Chumbawamba’dan, Bella Ciao, dinlemek gibi, bugünde, dünü yaşıyormuşçasına, hayat, tekdüze, gelir insana.


Hengamelerde, içi kemiren yaşanana, yaşanamayana, sitemkarlıkta, erinçine ulaşmanın, hayali gerçekleştirmenin, zamanı ve hayatı yönlendirmenin, mevcut koşullara değil, kişiye bağlılığı derslerinin aldatıcılığında, yenilenen, beklemeyen hayata, kaçırılanlara bir şans, kadere hakimiyet özlemidir, yeniden dünyaya gelsem, şimdi ki, aklım olsaydı.


Şimdi ki, aklım olsaydı da, yapılabilecek, ne kadar değiştirileceğin meçhuliyetinde, kişisel çabayla, yaşamı, rötuşlamanın, ötesine geçmeyecektir. Belki, düşünce, saf değiştirilecek, kurallara uyulacak, uyulmayacak, evlenecek, evlenilmeyecek, ev, araba, yazlık alınacak, alınamayacak, hayata bakışa göre, önemli sayılan önemsiz, önemsiz, önemli kılına bilinecektir.


Yeniden dünyaya gelmede,  yine, nüfusun %18’inin, günde, 2 dolarla geçindiği, ülkedeyseniz; fırsat, gelir eşitsizliğinde, kaldırımlar eskitecek işsizlikte, bazılarının doğuştan hakkı, kariyer planlama, vizyon, nasıl  alaysa,  geçim derdinde, turizmde tam pansiyon indirim,  şakşukalı şen şakrak TV kanalları,   “yaşasın hayat”la dinç vücut, stressiz günler, folik asit, ginko bilbao tabletleri de, geçmişteki gibi,  tokat algılanacaktır.


Zaten, dün ve bugünde, son kullanma tarihsiz, daha beterin varlığında, alternatife, kişi başı geliri, 25-30 bin dolarlı, ülkelere bakılmaz, ‘bunu, bulamayanlar da var’la, kısmete razılıkta, kuvvete dayanmayan, aciz adalete, adalete dayanmayan, zalim kuvvete seyircilikte, yönetenlerin kutsadığı, davranış modu da, benimsenmiştir.
Dünya, işi gücü bırakmış, çetrefili coğrafyada, nedense, kullanılamayan yer altı, yer üstü kaynakların bolluğundaki, tek, stratejik öneme haiz ülkeyle, uğraşıyor empozesiyle, ideolojilerine uygun sistemde, üstünlüklerini, ofisboy’larını kaybedeceklerinden, baskı, inat ve inkarla, değişimi setleyerek, erklerini ebedileştirenler de, otoriteye kendini beğendirme telaşında, risk taşımayan, demokrasi, çoğunluğun iktidarı, azınlığın yokluğudur’unu da, kabullenen, toplumsal yapının hedonistliğinde, kimseden çekinmeyecektir.


Yaşamları, adeta, acı çekmek üzerine kurulmuşları, bir arada tutacak yapıştırıcıysa; tehlike ortadayken, çarpıklıklar, istemler, geriye atılıp, öncelik, düşmana karşı birlik, bütünlük içinde, her gün, kurtuluş savaşı yapmaya verileceğinden, nefretin son halkası, ırkçılığın çalıntı İn’i, bölücülükte, zavallılığın piyonu, ‘Türk’ün, Türk’ten başka, dostu yoktur’ olacaktır.


Herkesin, Türk doğmak ve ölmek, zorunda olacağı ülkede, haklarında ferman yazılan, eğretilikleri bildirilere yansıtılan, Türk’ün dışındakiler içinse, her şey, “doğulu musun”un ardındaki imalı, o, noktada başlayacak, blokeli özgürlükle, blokelenecek hayatları,  müdahalelerle, avuçlar arasından, kayacaktır.


Varlıkları, kültürleri kayıttan düşülüp, tarihten arındırılanlar, o derece yok sayılacaklardı ki, Saddam’ın zulmünden kaçarak, sınıra yığılanları betimlemek, “Kürt” sözcüğü,  diktelenen öğreti de gedik açacağından, sorun oluşturacaktı.


Sonunu bilmedikleri hayatı, tamamla dediklerinin, yarattıkları talihsizliklerinden zevklenenler,   teşkilatı toplayacak, seçilen, nickname’de, TRT’den duyurulacaktı; ‘güneydoğuda, yaşayan vatandaşlarımızın, soydaşları’.


Tanrıların, kötülüğü, yeryüzüne savururken, tek başına, Pandora’nın kutusunun dibine attıkları, umudu, kurtarma mücadelesinde,  hızlandırılmış, öfkeli, uyaksız, varsayılan,  öykülerle büyütülecekler, “yanlış, bir öyküdeyim, beni, yeniden yaz” yakarışında, hak etmediklerini, sineye çekerek biriktirenlerse, bir gün, biteri beklerken, bitmezi göreceklerdir.


Topraklarında, yabancı muamelesine maruzların, mahzunluğuyla, balolara davet etmediklerinin, hikayelerini, şarkıların iz sürmesine bırakanlar, hiçbir şey artık, bu kadar kötü olamazın sonraki, aşaması “buradayım, varım” ifadesinin, isyanını da,  kendileri, hazırlayacaklardı.


Binaenaleyh, evrenselleşmediklerinden, diğer ülkelerin kat ettikleri yolu, kapalı dosyalarla uzatanlar, dünyanın, koşar adımlığında, hudutsuzluğunu, zoraki keşfedecekler, aniden, Galileo, dünyanın döndüğünü ispatlayana kadar, dünya dönmüyor muydu ya da  onlarca  elma düşmüştür de, bakanlar, elmadır düşer demiştir, fizik uzmanlığında Newton, bulmasaydı kütle çekim  kanunu, bulunamayacak mıydı’yla, ritüeli resetleyerek, yoktan var’a, dağ Türk’ünden, Kürt realitesine geçişi, resmileştireceklerdi.


Yalnız, hazmedemeyecek kapasitede, çatlağın üzerinde ki,  inşaya, kalınan yerden,  olağanüstü hal, ölüm listeleriyle devam edecek, demokratik talepler, bunlar, hep böyleydiler, bölecekler, nankörler, anksiyetesinde karşılanıp, daimi teyakkuz ve tetiktelikte, uykuyu da, gecelere vurduracak, ölüme doyuracaklardı.
“Kör olaydım da, bugünleri, görmeyeydim” efkarında, düşünme yetisi gerektirmediğinden, yandaşı bol, kolay şey, ırkçılık; bilimin, hukukun, vicdanın, faşizme aletliğini, toplama kamplarını, SS’leri hatırlatıp, alerji yarattığından, “kuşkusuz dayatmacı ve otoriter tedbirler ile konuya yaklaşmalıyız. İnsanların, farklılıkların peşinde koşmasına fırsat vermemeliyiz*”le, eskinin makyajla yeniliği, made in Turkey sürüm, Ulusalcılıkla, oyuncu değişikliğine dahi gitmeyerek, siyasetin revizesine de, yelteneceklerdi.
Sonra, 007 James edasında,  siyah ray ban gözlüğüyle, her an cebinden çıkaracağı kimliğini,  yüzünüze doğru sallamasını beklediğiniz, ülkenin politikacı prototipine uygunu, yaptıklarım, saygı duyulanlardan, emir verenlerden,  ne eksik, ne de fazladırla, “ topraklarımızda yetişen çocuklar, dağa çıkmamalı, eline silah alıp terörist olmamalı” dediğinde, herkes susacaktı.


Çünkü,  atraksiyon bağımlısı, ulu Manitu’nun, adam gibi adamlığının, korku salan kerametinin  yol arkadaşları, “bildiği, vardır”la, eksik bıraktıklarını, tamamlama fırsatını yeniden, yakalama olasılığının, yükselteceği adrelaninleriyle, gün, saymaya, başlayacaklardı.


Aynı cümleyi söyleyenlerse, düşünce özgürlüğünün teminatı,  yerinde, anında  infazlar,   evrakta sahtekarlık, silahlarla bezenmiş, belgeli özgeçmişe sahipsizliklerinde, uluslararası normlardan kopuk, hukukun, adaletin; zulmün en berbat şekli, kötü yasaların altındalığı, yaşam hakkının, üstündeliğinden, cezalandırılacaklardı.
Sonra da, haydi, gelin, itiraf edelim konseptinde, Chateau Montelena, dolu kadehi, yudumlayarak, tebriği garantili, “Töre cinayetleri, Türkiye’nin değil, Doğu’nun, özellikle Güneydoğu’nun sorunudur. Eğer, Türkiye’de bir Kürt sorunundan söz ediyorsak, “Kürt sorunu” budur”u yazan; gerçekte, sorunları dahi, onların, bizim diye dimağlarda böldüklerinden, faydalanmasınlar’la  yapılmayan yatırımların, bölgesel eşitsizliğin, ‘bize, karşı değil’le, veraset yollu miras, anti-demokratik mücadele yasalarının, gerekçesini de, belirtmiş olacaktı.


Te be, network administrator’ün yayıncıları, günahı, suçsuza yıkma şeytanlığınızda, sormazlar mı,  bunca yıl, ülkeyi,  kimler yönetti  ? Başlık parasında kölelik, şeyhler, aşiretler eliyle  kontrol için, parçalatılmayan feodalite, kişilikten feragatin bedeli maaşlı koruculuk, kimin eseri ? Düne kadar,  töre indirimini yasada bulunduranlar, dillendirmeyenler, niye, göz yumdu  vahşete ? Sormazlar.


A ba, Turkey Media Center’ın, light Türk’leri, bilmez misiniz, her zenginlik, diğerinin fakirliği üzerinde yükselir. Kılıcın keskinliğini azaltan, adil gelir dağılımı, sosyal devlet, bir kenara fırlatılarak; üleşilen milli gelir, kayıp milyar dolarlar, kanıtlı  ihale pazarlıklarının  sonucu, görkemden, savaştan  arta kalan; dağıtılan şekerlemeler, toplar, göz yaşı, ölümdür, nitelerken ayrılan ama, aynı kader  paylaştırılan vatandaşın,  Güldünya’ların, Yasemin’lerin, çocukların,  payına düşen.


Te be, güzellerim, yakışıklılarım, ilişkilerin art niyetinde,  mantık ve muhakeme yeteneği sıfırlanan toplum, ihanetçi avında, birbirleriye uğraşır, kazanan kimdir’i gözleyemezken, bir zamanlar, “Bulgar’ın, Bulgar’dan başka, dostu yoktur”un, akıl dışlılığında yaşatılanlara, “çiğnenen, insanlık, onurudur” manşetleriyle karşı çıkanların,  devşirilemeyenlere, reva,  “bu ne şiddet, bu ne celal”de ki, umursamazlıklarını da,  sormazlar.


A ba, club members, takıntılıların, dostu olamayacaklarından, Avrupa standartlarındaki hayatlarınızı, yaşatmayacaklarınıza, sizler anlatın; her adımda, durdurulup, sorgulanmayan polissiz, panzersiz, jandarmasız caddeleri, kapıları kırılmayan, yıkılmayan evleri, boşaltılmayan köyleri, tutuklanmayan çocukları, yasaksız yaylalarda, dağlarda, yakılmayan ormanlarda trekkingi,  bomba, helikopter, silah seslerinin duyulmayacağı, kıpırtısız geceleri, Hyde Parkta ki, zincirsiz düşünce,  nutuklarını….
Te be, demokrasinin, özgürlüğün belalıları, bağımsız medya, yargı, her zaman, hoş bir sedayken, Cin Ali serisini bitirttiklerinizle, yerdiğiniz cehaletle, ümmetçilikle, töreyle, ilgisizmişçesine, hükmettiklerinizi aşağılayarak, kaliteliliğinizin keyfini sürecek, tedavisi şart, davranış bozukluğu, narsistliğin uçluğunda, insan, yarattığının, yetiştirdiğinin yansımasında, içinde öldürdüğü sevgiyi,  kültürünü, seviyesini, gösteremediği yüzünü görür, hakikatinde, M.Ö 400’de, SOKRATES’in “kendini, tanı” yazdığını, anımsadınız mı?


A ba,  zinde kuvvetlerin paşaları, işinize yaradığından, burjuvazinin, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, şiarından, habersizmişçesine gezinen, elitte, elitsizlerim, sahi, ‘yalnızsan, bugün başlayabilirsin, biriyle birlikteyken, onu, beklemelisin, başlamak için’i yazan, kimdi?


* Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’ın,
 30 Haziran 2006 tarihli, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerindeki demeci.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 4 =