Bu çemberden kurtulmak

Bu çemberden kurtulmak

0
PAYLAŞ

Eczaneye girdiğimde kız kardeşimizi yan yana dizilmiş üç iskemleden ortadakine kurulmuş buldum. Telefonunun tuşlarında parmaklarıyla geziniyordu ve bizim dükkana girdiğimizi görmez gibi yaptı. Bir yolculuktan dönmüştüm, belim ve sağ bacağım nasıl da ağrıyordu. Sancıyı belimde ve bacağımda duya duya eczacı hanımın işlemlerimi yapmasını bekledim. Kızımız tınmadı ve o kutsal cep telefonunu parmaklamayı sürdürdü, ta ki eczacı hanım ona şimdi git sonra gel diyene kadar. Uzaktan baktığınızda zarif bir genç kız. Üç iskemleyi tekeline alacak kadar rahat da olsa bacak bacak üstüne atışıyla, telefonu ince parmakları arasında sıkmadan tutuşuyla, ara sıra saçlarını şöyle bir geriye atışıyla, giyimiyle kuşamıyla tam bir kent kızı. Onun bu görünümüne pek güzel aldanabilir, ona şıp diye gönül verebilirsiniz. Bu genç kız varlığına sindirememiş de olsa bir giysi gibi giyindiği incelikli davranışlarıyla sizi tam anlamında baştan çıkarabilir. Böylece bir ömür boyu yitirmemek üzere belayı satın alma yoluna girebilirsiniz. “Babam bir hatun aldı, belayı satın aldı” demiş ya eskilerimiz, onun gibi.

İnsanın alacası içinde derler ya ben ona pek inanmam. İçimiz çok çabuk dışımıza vuruyor. Bakmayı bilen görecektir ya da bakmayı bilmeyen göremez. Zariflik örtüsüne bürünmüş kabalığı göremeyenler inceliksiz olmayı varlığına sindirmiş hatta bir yaşam felsefesi durumuna getirmiş olanlardır. Bizim bu toplumda başlıca sıkıntılarımızdan biri incelikli olma konusunda örnek alınacak kimselerin hemen hemen hiç olmayışıdır. Kadehi tutarken serçe parmağını sıçanın kuyruğu gibi kaldırmak, ağzını büze büze konuşmak, anlatılanları anlamış gibi yapıp bilgiççe baş sallarken ara sıra “aynen öyle “ demek incelikli görünmek için yeterli olsa da incelikli olmakla ilgili değildir. Biz öyle kibarları çok gördük, onları zaman zaman da bizim kabalıklarımızla ya da daha doğrusu görgüsüzlüklerimizle alay ederken bulduk. Böyle saçmalıklara her zaman gülüp geçmişizdir. Fasulyeden bir soyluluk havasına büründüklerinde sanırlar ki bizler kendilerine hayran olacağız. Bu girişimlerinden eli boş döndükleri gibi eşekten düşmüşe dönerek de dönebilirler. Bu insanlar genelde toplumsal yaşamlarında son derece başarısız kimselerdir, çok hırslı oldukları halde ancak belli bir yere kadar tırmanabilmişlerdir.

Toplumda giderek yaygınlaşan kabalık sonunda saygısızlık ve saldırganlık boyutlarına ulaştı. Zaten bu böyle olmuş olmasa ne diye bu tür konuları açıp konuşalım. İnsanlığın daha önemli sorunları yok mu? Bizim üç iskemleye de sahip çıkmış olan kardeşimiz bize toplumdaki vahim bir gidişi düşündürmese biz onun ne yaptığıyla da ne olduğuyla da ilgilenmeyiz. Ahlaksızlığın salgın olduğu koşullarda terbiyesizliğin de yaygınlaştığını ve kökleştiğini görerek kaygılara kapılıyoruz. Bu kabasaba insanlar çocuk eğitecekler, çocuklarını da kendilerine benzetecekler. O çocuklar eksik insan olma koşullarında çok acılar çekecekler ve birilerine çok acılar çektirecekler. Evet insanlığın çok önemli sorunları var ama biz bu bilinç düzeyimizle bu sorunlarla ilgilenmeyi elbette düşünemiyoruz. Ne yapıp yapıp bu verimsiz koşulların dışına çıkmak gerekiyor. Gerekiyor ama nasıl çıkacaksınız kimlerle çıkacaksınız. Bütün sorun burada.

Bizim bu sıkıntılı dönemimiz dünyanın da kültür düzeyinde çok verimsiz olduğu bir zamana denk geldi. Eskiden iyi kötü bildiriler alırdık dünyadan hatta yeni bilgiler derlerdik. Bakardık örneğin bir varoluşçuluk rüzgarı esivermiş. Yalan yanlış da olsa birazcık düşündürürdü insanları. Gençler onun daha çok gösteri yanını önemserlerdi ama bir şeyler üzerine eksik de olsa iyi kötü düşünceler üretirlerdi. Tek satır felsefe iktisat ya da tarih okumamış kulaktan dolma Marx’çılarımız bile düşünce dünyamızın renkleriydiler. Yarım yamalak bilgiler bizi bu duruma getirmedi mi diyenleriniz olacaktır. Haklıdırlar. Gelgelelim kimsenin bir şey bilmediği ve insanla ilgili hiçbir şeyi merak etmediği koşullar daha korkunç değil mi? Uyku derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Öngörülü anababalar çocuklarını özel koşullarda yetiştirme olanakları arıyorlar ama bulamıyorlar. Toplum çatırdadığı zaman tek kişilik kurtulma dilekleri ya da çabaları sağlıklı sonuç vermez.

Bu bataklıktan kurtulacaksak birlikte kurtulacağız. “Birlik ve beraberlik” gibi mantıksız ve düşsel tasarımlarla değil bilimin felsefenin ve sanatın gücüyle kurutulacağız. O yüzden gözlerimizi bilimden felsefeden ve sanattan sorumlu kişilere dikelim. Hadi diyelim onlara, yeter artık, davranın biraz. Üstünüzdeki şu ölü toprağını atın, ün ve unvan meraklarınızı, para hırslarınızı, korkularınızı atın ve yaşama ağırlığınızı koyun. Bunu yapmazsanız gelecek kuşaklar sizi çok ağır yargılayacaktır. Bunu yapmazsanız tarih önünde suçlu düşeceksiniz.

BİR CEVAP BIRAK