Buluşma…

Ölümlere durmak, acıları mıhlamak, göğsünü zırhlanmak, susmak zamana, gülmek zamana, ölmek zamana… Anladın? Bunca yüzyılın, bunca okumanın, bunca adanmışlığın sebepli vazgeçilmezliğini, sofrada sıcak ekmek kokusunu… kahvaltıda çay buğusunu… Anladın demek…  


Bir bekçi gibi beklemedin yani yılların geçmesini, bilançosunu tutmadın yani yaşananların? Bu da geçti dedin, uyudun-uyandın-yuvarlandın, başın yastıkla, yastığın rüyalarla buluşmasını… Anladın demek? Yoruldum deyince daha da uzadığını yolların ve takadin kalmayıncaya kadar koşmanın ve acılara yetmeyen – ak ak bitmeyen gözyaşların – gül gül bitmeyen kahkahaların…. O suyun etle buluşmasını, dudaklarının o tuzla yanmasını, anladın demek hakkıyla gülmesini – ağlamasını? 


Buzun rakıyla saydam-beyaz, anlamın ruhla sade-saf .. buluşmasını? Umudun baharla, yalanın belayla… anladın?… Gitmelerin o sopsoğuk sindirilmiş korkaklığını, kavganın o gözükara saldırganlığını,  bütün bu şeyleri şey yapan herşeyi, herşeyden vazgeçiren bir şeyi, bir şeyi herşey yapan o şeyi, demir parmaklıklı aklının arasından sızan küçük böceği… anladın demek?  


Demek anladın sevilmeyi de… sevmek gibi anladın demek? Demek sıcacık bir fırın gibiydi yürek,  demek anlamlı sevmelerin mahrumiyeti hiç bir şeyle değiştirilemeyecek?  Anladın demek? 


Demek oyalı yazmalarından anneni,  sarı bukleli bebeklerinden kardeşini, demek kanamalı bisiklet düşmelerini, demek misketlerin toprağa açtığı çukurları … Karlı kış akşamlarının kestane kokularını, yüzünün papatya açtığı aşklaşmaları, oklu üfürüklü oyunları, sarı serin sonbaharları, bir tek bakışı, bir tek bakışın oyuncaksız oyunlaşmalarını, yaşanası yılların yaşanmamış pişmanlığını, bir küçücük günaydının akasya ağaçlarını delirten beyazını, bir dokunuşun yalan da olsa -yalanı çok geç anlayan- var olası umutlarını, kapı kapı dolaştıran -her ne hikmetse asla sahibine değil hep başkalarına ulaşan- duygularını… anladın… öyle mi?  


Yaşama iten, ittirilen, illa da yaşa dedirten, yolları aşındırdın demek?


Aşksızlığa düştün de, ağrım yok, sızım yok, borçluyum alnımdaki çizgiye bana aşk gerek dedin demek. Eller tutmazsa tutmasın, ben tutarım ellerimi, yalnız kalmasın yeter demek?… vurulmuşum öyle bir vurulmuşum ki… o büyük gün -büyük olduğunu çok sonra anladığın- aya ulaşmayı değil sana ulaşmayı ummuşum demek… Denize sarılır gibi… Neye sarıldığını bilmeden ama neyin içinde olduğunu hissettiren o büyük-o muazzam-o büyük suyun, o devasal mavinin özgürlüğüyle buluştun demek….   


Hayır… anladığın hiçbir şey yok.  


Geminin limanla buluşması değil, geminin dalgalarla ortaklığı … Yakayı bir araya getiren bir ilik-bir düğme değil, zarif bir boynu koruma sorumluluğu.. bu başka şey. Açın ekmekle, savaşın zaferle, etin toprakla… annenin çocuğuyla, yastığın öbür yastıkla, küçücük bir merhabanın koca bir hayatla  buluşması…başka…  


Zaman?… Zaman ufukta bir gemi… Yaklaştıkça kısalıyor mesafe, yaklaştıkça büyüyor resim…  


Aaslında anladığın… hiç birşey yok?… 


Benden sonra hayat var mı?.. 
Senden sonra hayat yok… 
bu.. 


sibelbengu@yahoo.com


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken… 
-İçiyorsam sebebi var…
-Susmak üzerine… 
-Zor…anlatması zor… 
– Ciddi insan… 
-Kalbim Anadolu…
-Aşk niye biter? 
-Oğlum şiir oku…çünkü…
-Ne olmazsa olmasın, içinde sen varsın 
-Ölüm diye bir şey var… 
-Kırmızı başlıklı kızın neyi var?.. 
-Bebek’te gitmek zamanı…
-Kadın…nedir senin aşktan anladığın? 
-Altı üstü bir küre… 
-Aşk seni sordular…
-Atlıkarınca… 
-Dün haberini aldım…
-AY bilmecesi… 
-Karanlıktan korktuğumu nereden bildiniz? 
-Yüreğimin tozunu aldım… 
-Ne zaman yağmur düşse bu şehre… 
-Onlarca onlar…
-Kimsin sen?
-Bir sevgililer günü klasiği…_
-Nakış… 
-Rüya 
-Bilmen gerek… 
-Olgunluk… 
-İlk şiir 
-Kadınlar ne ister? 
-Meraklanınca 
-Sekiz onbeş vapuru 
-Olmayınca bir adamın gözleri 
-Biz İstanbulu sevdik 
-Tatiiil…. gel artık ben delirmeden…
-Ey kalbim…
-Sana yazdığım son şiirin içindesin şimdi…
-Tamiri zor oyuncaklar
-Hayat bir köprüdür oğlum… 
-Kim 
-Kol düğmesi 
-Nasıl anlatsam… 
-Gökte yakut, yerde zift karası… 
-Hadisene 
-Gökte yakut, yerde zift karas -3- (adam) 
-Gökte yakut, yerde zift karası -5 (kör olursun) 
-Gökte yakut,yerde zift karası – 6 (Gardiyan) 
-Gökte yakut, yerde zift karası – 8 (ilaç)
-The Fountain…
-En uzun cümlelerim 
-Öyküler
-Birvarmış, bir yokmuş…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 2 =