Çalışma yaşamı ve OHAL

Çalışma yaşamı ve OHAL

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer

Çalışma yaşamı ve OHAL

İSMAİL BAYER – 65.Hükümet. Bir darbe girişimi ya da kalkışma. Darbenin başarısız olması ve OHAL. Evet, olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Ve OHAL.
Üç aylık bir dönem için ilan ediliyor, üç ay sonra da devam edeceği sinyalleri zaten veriliyor. Bu bir sıkıyönetim değil. Daha önceki uygulamalardan da farklı bir durum. Bu yeni bir olgu. Yeni uygulamalarla karşılaşacağız. Toplumda yankıları ve bedelleri elbette ağır olacak bir uygulama. Bir darbe girişimi sonrası, darbenin önlenmesi ve bir daha gerçekleşmemesi için bir dizi karar ve eylem.
Darbelerle büyüyen bir nesil olarak, bu son girişime, öncekilere baktığımızda farklılığı nedeniyle nasıl yorumlayacağız. Elbette, her darbe farklı, ama bu kez gelişmelere baktığmızda, o gece yaşananalara yeniden baktığımız da, bu farklılık açık olarak görülüyor.
Eğer bir darbe süreci içinde, kendi halkına silah çekme ve Meclisi’ni bombalama gerçekleşiyorsa, o darbe zaten baştan kaybetmiş demektir. Ama bu günlere nasıl gelindiğini ve darbe eylemi süreci içinde, karar veren ve gerçekleştirmeye çalışanları iyi izlemek zorundayız. Bir daha yaşamamak ve yaşatmamak için.
Ve asıl önemli konu. Atalarımızın söylemlerin anımsayarak, yineliyelim, “Kurunun yanında yaş da yanmasın”
Özellikle bürokrasi de başlayan, işten el çektirme, açığa alma, görevine son verme gibi başlayan girişimlerin devam edeceği ve kısa zaman dilimi içinde, bunun büyük sayılara ulaşacağı görülmektedir. Kalkışmanın hemen sonrasında, bu konuda yayımlanan isim listelerine göre, bir bilgilenme ve hazırlığın olduğu sonucuna da varabiliriz. 15 yıla ulaşan, tek parti Hükümeti döneminde, ittifaklar ve övgüler, sonra bozulan ittifaklar, yanılsama veya aldatılmalar, daha dikkatli olma gereğini ortaya çıkarmaktadır.
Bu dönemlerde, var olan yaşam sürecinin birden farklı bir konuma gelmesi, ileride daha fazla kişilere, topluma ve devlete ağır faturalar çıkmasına yol açmaktadır. 12 Eylül 1980 sonrası yaşananları anımsayalım. Telafisi elbette tam olarak sağlanamamıştır. Hiç telafisi olmadan sonlanan yaşamlar ise ayrı bir dramdır.
12 Eylül darbesi sonrası da, isten el çektirmeler, tutuklanmalar, yıllarca yargılanma, sonra göreve yeniden dönme sürecini bir kez daha hatırlamak da yarar var.
Hukuk ve yargılama, bu süreçde, ülkenin geleceği için daha çok önem kazanmak da ve yeni yaraların oluşmasını ya da oluşmamasını sağlamada birincil bir görev üstlenmektedir.
Yargısız infaz, ileride daha çok mağduriyetlere yol açabilmektedir. Eğer birbirimize sarılma dönemi ise, suçu olmayan insanları itmek ve onları işsiz bırakmak, yeni hesaplaşmaları da beraberinde getirebilir. Kindar bir nesil, mağdur bir nesil, bir tek kişi bile olsa, ülkenin ve toplumun geleceği için olumsuz bir durum olacaktır.
Cezalandırma, asla ve asla ölüm ile olmamalı, çünkü bunun sonuçları toplumun geleceği için daha tartışmalı bir durum yaratmaktadır. Bunu acısını da çok çekmiş bir toplumuz. İdam ettiğimiz siyasilerle ilgili, ne kadar anma, ya da isim verme gerçekleştirilse bile, giden geriye gelmiyor. Adalet terazisi, ölüme karar vermemeli ki, tanrının verdiği canın alınması insan elinden olması, hep tartışma konusu olabilmiştir.
Cezalandırma da, savunma ve yargılanma olmadan, cezanın sonuçlanması, suçsuz insan için onulmaz yaralar açmaktadır. Geçen son yıllar da bile bunları yaşadık. Bazı yargılananlar ve yargılayanlar arasında ki, günümüz çelişkisini biz unutabiliriz ama, yaşayanlar bunu nasıl unutacak.
İşine son verilen ya da geliri birden kesilen kişinin, yaşam süreci elbette sadece kendisi ile sınırlı değilir. Bir eşi, çocukları, yakınları vardır. Onlar da bir den cezalandırılmaktadır. Adeta yaşam boyu istihdam dışına itilme sonucu, yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdir.
Kamuda yaşananlar açısından, kurunun yanında yaş da yanmaması konusunu yinelerken, bu konuda çok dikkatli olunması, geleceğimiz için adeta bir gereklilikdir.
Kamu da ve özel sektörde iş bulabilmek için, bir tarafdan görünme, birine yakın olma, bir yere aidatlık gibi konumda olmanın revaçda olduğu zaman dilimleri hep olmuştur. Ekmek için böyle görünmek durumunda olanlar, elbette vicdanları ile bir muhasebe yapmaktadırlar. Ama bunun asıl muhasebesinin, bu sonucu doğurdukları için yönetenlerin de yapması gerekir.
Daha önce basında yer alan, bu kalkışma girişimine yakınlığı yakıştırması yapılan, ancak etkin bir çalışması konusu tartışmalı, bazı sendikalar vardır. Bu sendikaların kuruluş ve faaliyetleri de incelemeye alındığında, sadece üye olma dışında bir girişimi olmayanların, toptan bir cezalandırılması sonucunu doğuracak eylemler de insanlara, yakınlarına çok zarar vermiş olur.
Bu gruplarla birlikte gözükme, birlikte olma düşüncesi ile oluşan şirketler, kuruluşlar da, değerlendirildiğinde, sadece ekmek için orada çalışma durumunda olanların, işsiz kalma sonucunu doğuracak eylemler, yeni bir çok mağdurlar yaratabilir.
Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin özgürce sürebilmesi, demokrasinin geleceği açısından da önemlidir Uyuşmazlıkların çözümünün, sosyal tarafların iradesi içinde gerçekleştiilmesi, müdahalenin sonuçlarından daha yararlı olacaktır.
Çalışma yaşamına ilişkin var olan düzenlemelerde kısıtlamaya gitmek yerine, yeni düzenlemeler de sosyal taraflarla uzlaşma noktaların çoğaltarak düzenlemelere yönelmek,çalışma yaşamında barış ortamının kalıcı olması için atılacak önemli bir adımdır.
12 Eylül Anayasası’na “Hayır” demiş, yönetimine hiç bir zaman övgüler düzmemiş, sade bir vatadaş olarak, o dönem de hem, “evet” demiş, hem övgüler düzenlemiş olanların, özellikle döneme ve yönetimlerine karşı, son yıllarda  en şiddetli eleştirileri yaptıklarını da, çok gördük. Bunları da gözden ırak tutmamak gerek.
Yaşadığımız “kalkışma” nın, savunulacak hiç bir tarafı yoktur. Bir daha bunları yaşamamak, yaşatmamak gerekir.
Söylemek istediğimiz, yargılamadan yeni mağdur insanlar ve topluluklar yaratmayalım. Sonra faturasını ödemek yine topluma düşmektedir.
_________________
Ankara. 19 Temmuz 2016. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK