Canımcım bu nedir?

PAYLAŞ

Gövdeleri kalınca da olsa besbelli ikisi de ince insanlardı. Aldıklarını kasadan geçirirken çok ağır davranıyor olmaları titizliklerindendi besbelli. Bu nesneleri torbalara yerleştirirken özenliydiler, belki de sebzeleri ayrı torbaya kurabiyeleri ve galetaları ayrı torbaya koyuyorlardı. Hiç aceleleri yoktu. Sanırım biz sıra bekleyenleri kendilerinden görmedikleri ve saygıdeğer bulmadıkları için yalnızca aldıklarıyla ilgiliydiler. Geçmişinde soyluluk olmayan bir toplumun birkaç göbekten soylu üyeleri olmalıydılar. Kendileri için bu kadar özenmeleri bunu gösteriyordu. Kral olmak için zamanı gittikçe azalan prens Charles’ın her sabah yiyeceği yumurtayı değişik koşullarda pişirilmiş on yumurta arasından seçiyor olmasını onlar bu durumda hepimizden daha iyi anlarlardı. Evlerinde yeşil salatayı kırk kere sudan geçirdiklerine, bir yerde yemek yemek zorunda kaldıkları zaman yeşil salatayı yer gibi yaptıklarına kalıbımı basarım. Evleri kim bilir ne kadar temizdir. Girdikleri evlerin tozlu ve bakımsız olması onları kim bilir nasıl rahatsız eder. Doğru dürüst seviştiklerini sanmam ama böyle bir durum sözkonusu olduğu zaman kirlenmeme konusunda kim bilir ne kadar dikkatlidirler.
Eskiden olsa sokakta büyümüş bir emeritus serseri olarak ortalığı kırana koyabilirdim. Soyluluğa büyük saygım olmakla birlikte yavaşlığa dayanmam olası değildir. Bununla birlikte benim bağırıp çağırmalarımdan yılmış olan Ali’ye epey zaman önce bir yerde takaza çıkarmamak konusunda söz verdiğim için bu gibi durumlarda dilimi içerde tutup dişlerimi sıkıyorum ve dudaklarımı da birbirine yapıştırıyorum. Kendime öğütler veriyorum, başka şeyler düşün diyorum, nasıl olsa yakında bitecek, sen nice acıya katlanmış ve gık dememiş adamsın. Son zamanlar şöyle bir yöntem de buldum: bu gibi durumlarda bildiğim şiirleri içimden yalan yanlış da olsa okuyorum. Yalan yanlış da olsa deyişim şiir ezberleyememe takıntımdan ötürüdür. Ya da hatta oracıkta ayaküstü bir şiir tasarlamaya çalışıyorum. Amaç şiir yazmak değil kötü koşulları unutmak ve sorunu dallandırıp budaklandırmadan atlatmak. Bu defa da öyle yaptım, baktım ki iş uzayacak, oldu olmadı demeden bir şiir tasarlayıverdim. Şöyle: “Acı çekmekle geçen ömrüme bir bak güzelim / Hadi bir gün Şirinevler’de beraber gezelim / Sevelim boş verelim bir şeye aldırmayalım / Gülelim hep gülelim oynayalım söyleşelim ”.
Aldıklarını torbalara doldurma işini sonunda bitirdiler. İkinci evre kredi kartını ağır ağır çıkarıp işleme koyma evresidir ki pek uzun sürmeyebilir. Derken bir karışıklık oldu, kartın gücü mü yetmedi nedir, başka kartlar çıkarıldı. Bir şiir daha tasarlayacak gücüm yoktu, tümüyle kesildim kaldım. Neyse, kart işi de çözümlendi. Aman ne iyi… Derken kasadaki kızkardeşimiz onlara yaptıkları alışveriş karşılığında küçük paketler içinde bir zamane çocuğunu sevindirmek şöyle dursun onu düpedüz çileden çıkarabilecek birkaç oyuncak verdi. Kadın o küçük paketleri aldı, evirdi çevirdi, üstünü okumaya çalıştı, pek bir şey anlamadı ve sordu: “Canımcım bu nedir?” Kızcağız bizden daha iyi durumda değildi ama hele onun hiç gevşememesi gerekiyordu. Uzun uzun açıklamalarda bulundu. Kadın anlamadım ama neyse gibilerden bir baktı ona. Sonunda torbaları alıp ağır adımlarla uzaklaştılar. Benim şaştığım şu oldu: arkalarında sıkıntıyla sıra bekleyen bizlere bir kere bile dönüp bakmadılar. Öyle ya efendim, hepimiz ayaktakımından olmayabilirdik. Aramızdaki soylulara ya da soylu görünenlere bir gülücük yollayabilirlerdi. Sanırım gülmeyi de bilmiyorlardı. Soyluluk belki de gülmek gibi konuşmak gibi sevişmek gibi işlere uygun değildi.
Yalan yanlış üstünlük gösterilerinden, başkasını adam yerine koymama aptallıklarından, evde balık pişirmemekten tutun yeşil salatayı kırklamaya kadar varan uydurma titizliklerden, bilgiççe duruşlar ve bakışlar altına saklanmış iyileşmez cahilliklerden, ancak budalaların benimseyebileceği görgü kurallarıyla süslenmiş ayılıklardan yılmışım. İçtenlikli olma ayağına çok iyi ölçülüp biçilmiş sinsiliklerden, özverili olma gösterileriyle yumuşatılmaya çalışılmış bencilliklerden yılmışım. Bunlardan uzak durabilmek için ne kadar kendime kapansam gündelik yaşamın koşulları içinde gene de başımı dünyaya uzatmak ve o dünyada boyumun ölçüsünü almak durumunda kalıyorum. Biz alıştık bunlara, sen de alışsana, diyeceksiniz. Alışamıyorum, gerçekten alışamıyorum. Alışabilmek için elimden geleni yapıyorum ama olmuyor. Bunu şımarıklık gibi algılamayın ne olur.

CEVAP VER