Cemil Sena Ongun

PAYLAŞ

Toplumsal kabalaşma döneminin başlarına raslayan o garip zamanlarda İstanbul Erkek Lisesi’nde okurken onu gerçek bir İstanbul efendisi olarak tanıdık. Öğretmenlik yaşamının son yıllarıydı. İstanbul Erkek Lisesi’nin o günüyle bugünü birbirine benzemez. Biz yoksul mahallelerinden gelenler doldururduk sıraları. Kimimiz simit satmaktan gelirdik kimi balık çekmekten. Ben akşam vakti okul bitince muhasebeci katipliği yapmaya Karaköy’e giderdim. Gelişigüzel bir akışın içindeydik, gittikçe çetinleşen yaşam koşullarıyla savaşıyorduk. Kabalık hemen her yere, her düzeye, her kesime yayılıyordu ve daha çok bir haklı olma gerekçesi olarak yaygınlaşıyordu. Çok ince, çok efendi, çok tutarlı öğretmenlerimizin sayısı bugünün koşullarına göre oldukça yüksekti, gene de ne yalan söyleyeyim beşi altıyı geçmezdi. Cemil Sena bey bu özenle yetiştirilmiş ya da kendini yetiştirmiş seçkin insanların başında gelirdi. Çok efendi diye gördüğümüz bir başka öğretmenimiz herhangi bir koşulda bize ters davranabilse de Cemil Sena beyden en yaramazımıza bile herhangi bir tepki gelmezdi. Onun dersinde yaramazlık yapamazdık.

Evet, Cemil Sena bey gerçekten dersinde yaramazlık yapamadığımız birkaç öğretmenimizden biriydi. Bazı öğretmenlerimizden  korkardık da yaramazlıklarımızı ortaya dökmezdik. Cemil Sena beyden hiçbir arkadaşımız korkmamıştır. Onun dersine gönül rahatlığıyla girerdik. Pekiyi nasıl oluyordu da bu hiç korkutmayan ya da hiç korkulmayan insanın dersinde çıt çıkmıyordu? Bunu yanıtlamakta hem zorlanıyorum bugün, hem de zorlanmıyorum. Kendini saydırmanın en güzel havasını yaratmıştı varlığında. Hepimiz bilirdik ki ne yaparsak yapalım bizi azarlamayacak, bizi kınamayacak, bizi küçük düşürmeyecekti. Saygıyı getiren bir üstünlüğü daha vardı, anlattığı konuları çok iyi biliyordu. Her anlattığını, her kuramsal bilgiyi öyle güzel örneklendiriyordu ki şaşıp kalıyorduk. Bilgi vermekle yetinmez, bilgiyi doğrudan yaşama indirirdi. Ara sıra öğüt verdiği de olurdu, bu öğütlerin başında sigara içmeyin öğüdü gelirdi. Kötü alışkanlıkların yıkıcı etkilerini anlattığı bir derste verdiği bir örnek şimdi bile belleğimin baş köşelerinden birinde öylece durur. Bir kötü alışkanlığı bir kötü alışkanlıkla gidermemek gerektiğini anlatıyordu. Bir arkadaşından örnek verdi. Arkadaşı sonunda sigaradan kurtulmuştu ama sigaranın yerine badem şekerini koymuştu. Günde neredeyse yarım kilo badem şekeri yiyordu.

Cemil Sena beyin bir gözü pörtlekti, yan durduğu zaman görmez gibi yapıp bizi görebiliyordu. Daha doğrusu onun kimi hangi koşulda görebileceği belli değildi. Kendisi de açık açık söylerdi. Kopya çekmeyin, çekerseniz ben sizi görürüm, derdi. Kopya çekenleri yakalamaz, kopya çekenleri görünce bağırıp çağırmazdı. Hiçbirimize adımızla seslenmezdi ama belli ki adlarımızı bilirdi. Kopya çeken akılsız iyi bir not alacağı inancıyla sevinç içinde sırıta sırıta teneffüse çıkardı. Ertesi ders sıfır ya da bir aldığını okuyunca çarpılmışa dönerdi. Yavuz hırsız bu durumda üste çıkmaya bakardı: “Hocam, nasıl olur, siz bana bir vermişsiniz, ben soruların üçünü de yaptım…” Başkası olsa tepesi atar ve şöyle diyebilir: “A benim salağım, ben size kaç kere söylemedim mi pörtlek gözümle sizin ne yaptığınızı pek güzel gördüğümü…” Cemil Sena beyin ağzından böyle bir söz çıkmazdı. Kimsenin onurunu kırmak istemezdi de ondan. “Demek ki yapamamışsınız efendim, bu sefer olmamış, çalışın bir dahaki sefere muhakkak kurtarırsınız…” Az öne kitaba baktım, Cemil Sena bey 1981’de  seksen yedi yaşında ölmüş.

Şimdi bize gençler bazen iyi yetişmiş son insanlar olduğumuzu, biz öldükten sonra büyük bir boşluk doğacağını söylerler ki doğrudur. Burada alçakgönüllülük göstermek konuyu saptırmak olur. Biz gerçekten iyi yetişmiştik, lisede Cemil Sena bey gibi, Orhan Rıza bey gibi, Nazım Kemal bey gibi, Hakkı Süha bey gibi, Tahir Nejat bey gibi, Keyise İdalı hanım gibi, Nurettin Topçu bey gibi, Hilmi Soykut bey gibi seçkin  öğretmenlerimiz vardı. Bu kişiler gerçek birer kültür adamıydılar. Görüşlerine yakın olursunuz olmazsınız, o sizin bileceğiniz iştir. Çoğunu toplumsal çerçevede birer çekinik insan olmakla, kimilerini yanlış ya da tutarsız bir anlayışın savunucusu olmakla eleştirebilirisiniz. Ama onların gerçek birer kültür adamı olduğunu, ayrıca herbirinin gerçek birer eğitici olduğunu gözden uzak tutamazsınız. Bugün onlar eğitim alanından hatta dünyadan ayrıldılar. Bizde yaşadıkları için ölmediklerini rahatça söyleyebiliriz. Onlar kurulu düzenle çekişmediler, bu yüzden  bizleri rahat yetiştirebildiler. Yoksa biz de kurulu düzenle çekişmemeli miydik?

CEVAP VER