Cinayet Mangaları yine işbaşında

Hakkâri’de iki işçi Maskeli saldırganlarca katledilmiş. Hükümet yandaşı gazeteler her konuda olduğu gibi bu konuda da yine yapacaklarını yapmışlar: Öldürülen iki işçiyi suçlu ilan etmişler. Bu, kaçıncı cinayet? Bu, kaçıncı yalan ve yalakalık yazıları? Bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Bu, ülkede 17 BİN faili meçhul varsa, herkes oturup düşünmeli! Niye niye diye bağırmalı! Empati yaparak: Öldürmekle neyi çözdüklerini herkes kendine sormalı. Kin ve nefretin, bu ülkeye, neler ektiğini herkes görmeli! Savaş çığırtkanlığına dur demeyi öğrenmeli.

Ne yazık ki bizim siyasal kadrolar Komünizme karşı mücadele içinde militar güç olarak şekillendiği için siyasal ufukları da ona uygun şekillenmiş. Bugün demokrasi diye bağıran kadroların tamamı komünizme karşı mücadele derneklerin aktif militanıdır. Bu militanlar, “Yeniden Milli Mücadele dergisinin” 16 Şubat 1971 tarihli, 55 sayısındaki yazar kadrosu olan şahıslar olarak karşımıza çıktığı gibi (Cemil Çiçek, Taha Akyol, Aykut Edebali, Melih Gökçe, Halil Şıvgın, Atilla yayla, Ali Müfit Gürtuna, Ahmet Taşgetiren, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Hüseyin Gülerce, Burhan Özfatura ve buna benzerlerini sayarak genişlete biliriz) bugün siyasal yaşamda demokrasi havarisi kesilmiş kadrolar olarak karşımızda durmaktalar.

Ülkemizin karanlık tarihi bu kadronun yetiştirdiği kadrolar tarafından hala toplumu hizaya getirme yöntemi belirlenmekte. Darbeleri alkışlayan bu zati muhteremler darbecilerin kucağında büyüyerek o siyasal anlayışlarını günümüze taşımışlar. Bu siyasal anlayışın devamı olan kadrolarda bir yandan cinayetler işlerken, diğer yandan da 42 yıl önce katledilen Mahir çayanla Gazeteci Sultan güneşi cep telefonuyla görüştürme becerisini sergileyerek KCK davasına sanık olarak yerleştirmişler! Bu nasıl oluyor demeyin! Minareyi çalan kılıfına uydurur derler ya buda öyle bir şeydir. Önce örgütü buluyorlar sonrada oraya insanları yerleştirerek suçlamaya başlıyorlar! Bu uygulama dindar ve kindar gençliğin marifeti olarak tarihsel hafızaya geçiyor.

Demek ki Hakkari de işlenen cinayetle Taksimde Gazlanan, coplananlar arasında ortak bir ilişki var. Yada Taksim Direnişinde öldürülenlerle Hakkâri’de öldürülenler arasında ortaklaşma mantığı iktidar odaklı üç KKK üçlemesinde şekillenmiş olan korkudur. Bu üç “K.K.K”nin anlamı: Komünizm, Kızıl başlık, Kürtlük! Yukarda isimlerini verdiğimiz kadro tiplemesinin hassasiyeti korkularının dışa vurumudur. O korkuları da onlara cinayet işletmekte. Onun içinde bu kadroların yeni versiyonları yeni korku örgütleriyle toplumsal dengeleri lehlerine çevirme güdülemesi peşinde koşarken yeni cinayet işlemeye devam etmekteler.

O nedenle bazı gazeteci gözüken şahıslar kalemlerini silah haline getirerek işlenen cinayetlere kılıf uydurma peşinde koşuyorlar. İnsanları yanıltarak kazanacaklarını sanıyorlar. Oysa yarattıkları karanlık batağında yine karanlığın sultanlarını yargılamak zorunda kalıyorlar. 12 Eylül yargılamalarına bakılırsa ne dediğim daha iyi anlaşılır. Bükülmeyen bilekler şimdi bozuk para gibi harcanma aşamasına geldiler. Tarih önünde katliamla suçlanmaktalar…
Tahir Canan 10 Aralık 2013

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.