Darbe tartışmalarına devam…

Darbe tartışmalarına devam…

0
PAYLAŞ

Son yazımı, bazı sorular sorarak ve konuya devam etme vadinde bulunarak bitirmiş idim. Hem bu sözüme sadık kalma, hem de konunun sıcaklığını hâlâ koruyor olması nedeniyle, bu yazıda da bazı noktaları vurgulamak istiyorum.

Bir defa Anayasa Mahkemesi’nin kararı, gerek kararın oluşturuluş biçimi, gerek sonucu itibariyle uzun süre tartışılacaktır. Ancak, işin teknik boyutunu bir tarafa bırakarak kısaca sonucu hatırlayacak olursak, derhal iki önemli garipliği saptayabiliriz. Bunlardan birincisi, onbir üyeden onu AKP’nin, farklı derecelerde olarak, laiklik karşıtı eylemlerde bulunduğu ve bu yönde odak oluşturduğu kanaatine ulaşırken, hür iradesini kullanan Başkan davanın reddedilmesi yönünde oy kullanmıştır(!). Başkan bu tutumunu açıklamak durumundadır, ama şimdiye kadar böyle bir girişimde bulunmadığı gibi, gerekçeli karar da henüz yayınlanmamış olduğundan bu konuda kesin bir şey söylememiz olası değildir. Kararda anlaşılmayan ikinci nokta ise, on üyenin yaptığı laiklik karşıtı saptamanın cezası sadece parti yardımının yarısının kesilmesi şeklinde tezahür etmiştir ki, bunun anlamı tam da Emin Çölaşan’ın ifade ettiği gibi, “bedeli ne ise öder, laiklik karşıtı eylemde bulunuruz” şeklindedir. Kapitalizm işte budur; herşey alınır satılır, yeter ki bedelini ödensin!

AKP halkın büyük çoğunluğunun oyunu almıştır şeklinde düşünce önce aritmetik olarak yanlıştır. Zira % 47 oyun karşısında % 53 oy var demektir. Şu hale göre, AKP önemli büyüklükte oy almıştır, ama büyük çoğunluğu almamıştır. İkincisi, bu denli önemli miktarda oy almış bir parti, tabiatıyla, siyasî olarak önemli icraatlarda bulunabilir ve toplumun gidişatında ciddî değişiklikler yapabilir, bu güce ve hakka sahiptir. Ancak, Anayasa’nın temel ve değiştirilemez hükümleri üzerinde oynamak istediğinde, onu demokratik yollardan yapmak durumundadır. Yâni, önce Anayasa’yı değiştirir, böylece kendi ve seçmen tabanı doğrultusunda oluşturacağı yeni çizgi üzerinde icraatını gerçekleştirebilir. Bunu yapmayıp, temel anayasal ilkeler alanında fillî durum yaratmaya kalkmak için % 47 değil, % 100 oranındaki oy dahî yetmez! AKP’nin böylesi bir yan yola girmesi, demokratik ve dürüst yoldan istediği değişikliği yapamayacağını anlaması ve fiilî zorlama yollarına sapması anlamına gelir ki, işte bu bir sessiz darbedir. Anayasa değişikliği, hatta usullerine uyularak temel maddelerde yapılacak değişiklikler dahî demokratik ve hukuksal olarak görülebilir, ancak, fiilî durum yaratmak, siyasal erki kullanarak toplum üzerinde hakimiyet kurma anlamına gelir. Bu bir siyasal darbedir. Anti-darbecilerin bunu da görmesi gerekir. Bunu göremeyenler, siyasî darbecilerle işbirliği konumuna düşer!

Bugün değinmek istediğim bir başka nokta da, AKP’nin dinciliği, içeride masum halkı kandırarak, hem parti yandaşlarının, hem de dış sömürgecilerin toplumu soymasını meşrulaştırma ve perdeleme aracı olarak fevkalade çirkince kullanmasıdır. Dincilik  uygulamalarıyla sömürgeci kapitalizm yaygınlaştırılıp, meşrulaştırılmaktadır. Halkımız soyulmakta ve küreselleşme denen sömürgeci politikalar uygulama alanı bulmaktadır. Güçlü kamu kuruluşları, halkımızın birikimleri yok pahasına yerli ve yabancı sömürgecilere satılmakta, parti ve tarikat yandaşları bu yağmadan pay almaktadır. Böyle bir yürüyüşün ahlâk ve adaletle bir ilgisi olmadığı gibi, saf kapitalist sistemle de bir alâkası yoktur. Bu tam bir yağma sistemidir.

AKP, bu sistemi yürütebilmek için, tüm olası karşıt güçleri baskı altında tutmaktadır. Halka Hazine parasından kömür dağıtan AKP, varsıl kesimi de bazen maliyenin, bazen de bizzat üst düzey parti yöneticilerinin telkinleri(1) ile sindirmektedir. Tüm medyayı şu veya bu şekilde ele geçirme gayreti içindeki AKP, çok güçlü diğer kamu güçlerini de sindirerek, kendi kulvarında sessizliğe itmektedir. Demokrasinin vazgeçilmez temel organı olan Meclis de tam bir sukûnet ve rahavet içinde, muhalefet cephesinden gelen hemen her öneriyi hiç tereddütsüz ve ilke olarak reddederken, kendi grubundan gelen her teklifi bir gece içinde ve derin incelemeler sonucunda(!) geçirebilmektedir.

Demokrasi inşa edilmez, demokrasi için ortam yaratılır ve böylece kurulmuş güçler dengesi ortamında alınan kararlar görece demokratik olarak kabul edilebilir. Bunun temel unsuru, kuşkusuz, sermaye gücünün toplumda dengeli dağılımıdır. Bu konu sistem ile ilgili olduğundan, burada girmeyeceğim, Ama, yine sistemle ilgili olmakla beraber, bir derece de olsa sistemden ayrıştırılabilen parlementer demokrasi üzerinde kafa yorabiliriz. Parlamenter demokrasinin bir dizi temel unsuru ve koşulu olmakla beraber, parlamentonun tek parti hakimiyeti altında olmaması, olmazsa olmaz koşuldur. Bu nedenle, yaşanılan sıkıntılar karşısında geliştirilen şu soru yanlıştır: “İyi de, alternatif kim, kime oy verelim?” Birincisi, bu soru, faşist arama mantığını yansıttığı için yanlıştır. İkinci olarak da, biz niçin bir lider arıyoruz ki, parlamentonun, toplumun olabildiğince tüm kesimlerini yansıtabilecek şekilde koalisyonlardan oluşması yetetlidir. Toplumu faşistleştiren sistem, toplumun uygun bir parlamenter sistem ve yapılanma yerine bir lider arayışına itmektedir. Zira, topluma hakim güçler gizli darbeden yanadır ve bunun sürgit devamını arzulamaktadır. Ancak, zamanla ortaya çıkan sıkıntıların liderin değişimi ile giderilebileceğini topluma aşılamaktadır. Nasıl olsa, yeni lideri de etkisi altına alacağını bilen güçlüler, lider değişiminden rahatsız olmamakta, tam tersine, bu durumu toplumun değişim olarak algılamasından mutlu olmaktadır. 

Şimdi, darbeye karşı demokratik görüntülü neo-liberallere bir sözüm var. O da şudur: Fizikî şiddetle yapılan görünen darbeye herkes karşıdır. Ama, görünen darbenin esasını oluşturan ve ona zemin hazırlayan sessiz darbeye de karşı olmak gerekir. Zaten, sessiz darbe ya da siyasal zorlama olmaz ise, fiilî darbenin de sosyolojik tabanı oluşamaz. Neo-liberal demokratlar(!) biraz da kafalarını bu konuya yorsalar fena mı olur!

____________
Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK

5 × four =