Davutoğlu’nun düşüşü Erdoğan’ın yükselişi

Ahmet Davutoğlu’nu iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi liderliğinden ayrılmaya zorlayarak başbakanlığını fiilen sona erdiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin ‘ali’ lideri olma hedefine doğru hem büyük bir adım attı; hem de hükümetin başarısız dış ve güvenlik politikalarıyla arasına mesafe koyup, suçu tamamiyle Davutoğlu’nun üzerine yıktı.

Davutoğlu’nun ani düşüşü, Adalet ve Kalkınma Partisi içinde bir güç mücadelesi olarak görülüp küçümsenemez. Partiler-üstü ve tarafsız olması gereken bir cumhurbaşkanının bu müdahalesinin, içte ve dışta uzun erimli ciddi sonuçlar doğurması kaçınılmazdır.

Recep Tayyip Erdoğan, uzun zamandır sistemli olarak ülkenin temel kurumlarını etkisiz hale getirmek için çaba göstermekte. Bu son adımıyla, bir kez daha anayasal yetkilerini aşmış ve sistemi kökünden sarsmış oldu.

Seçimle işbaşına gelmiş başbakana karşı tek adam konumunu herhangi bir direnişle karşılaşmadan pekiştirmeyi başarmış olması da, kendi kuvvet zeminini ne kadar sağlam oluşturduğunun bir diğer göstergesi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, kararını savunmacı ama saygılı, boyun eğen bir dille açıkladı. Kendisinden cumhurbaşkanı aleyhine tek bir söz duyulmayacağını belirtti ve “Onun onuru benim onurumdur, onun ailesi benim ailemdir” diye konuştu.

Parti kurmayları ve medyada hala kendilerine yer verilen gözlemciler, bir saray darbesinden ya da siyasi krizden sözedilemeyeceğini savundular.

Durumun hem parti hem de kamuoyunun büyük kesimi tarafından itirazsız kabul edilmesi, finans çevrelerini de rahatlattı. Dün, yıl içinde dolar karşısında en büyük düşüşünü yaşayan Türk lirası, Davutoğlu’nun duygusal konuşması ardından tekrar yükseldi.

Ahmet Davutoğlu, şimdiden ‘dünün adamı’ olarak görülüyor. Daha resmen görevden ayrılmadan, Davutoğlu devrinin artık kapandığı söyleniyor.

Görev devir teslimi için 22 Mayıs’ta yapılacak olağanüstü parti kongresini beklemek gerekecek. Ama tartışmanın odağına şimdiden, başkanlık sistemine giden yolda Erdoğan’a en sadık, en uyumlu başbakan adayının kim olacağı tartışması oturdu.

Adları geçen en kuvvetli adaylar, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Enerji Bakanı Berat Albayrak, hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Erdoğan’a sadakatlerinden kuşku duyulmayan isimler.

Finans çevreleri ve kamuoyu, Cumhurbaşkanının en son yetki kapış hamlesine hoşgörüyle yaklaşmış olabilir ama dış dünyanın olaya bakışının aynı ölçüde yumuşak olacağını beklemek saflık olur.

En kuvvetli adaylardan Binalı Yıldırım, 2013 yılında patlak veren ve üstü örtülen yolsuzluk skandalında adı geçen isim. Berat Albayrak, cumhurbaşkanının damadı. Türkiye’nin hak ihlalleri ve yargıyla bağlantılı sorunları yüzünden ise, Bekir Bozdağ’ın adı, Türkiye dışında en fazla bilinen bakanların başında geliyor.

Kısık sesle de olsa zaman zaman farklı yaklaşımlar benimseyen Davutoğlu’nun devreden çıkarılmasıyla Türkiye’nin tartışmalı dış politikasında da bazı ayarlar yapılması kaçınılmaz görülüyor.

Ancak bu, Suriye’de Türkiye’nin yeni bir müdahaleci adım atması ihtimaliyle, rahatlatıcı olmaktan ziyade endişe verici bir beklenti.

Davutoğlu tarafından Avrupa Birliği ile yapılan mülteci pazarlığı ve buna bağlı olarak Türkiye vatandaşlarına vize serbestisi sağlaması öngörülen anlaşmanın geleceği ise belirsiz.

Amerika Birleşik Devletleri ile zaten sorunlu olan ilişkilerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu son eylem planıyla daha iyiye doğru gitmesine ise hiç ihtimal vermiyorum.

Davutoğlu’nun gözden düşmesinde, bu hafta Vaşington’a yapması planlanan ancak iptal edilen ziyaret ve Başkan Obama’yla görüşmesi konusu herhangi bir rol oynadı mı sorusu, son günlerde pek çok kişiyi meşgul etti.

Bu soruyu, Vaşington’daki Wilson Merkezi’nin Orta Doğu programı başkanı Henri Barkey’e yönelttim. Henri Barkey, Obama’yla görüşme davetinin, istenmeyerek de olsaö Davutoğlu’nun sonunun gelmesine katkıda bulunmuş olabileceğini, ancak Erdoğan’ın Davutoğlu’nu tehdit olarak görmesinde tek nedenin bu olamayacağını vurguluyor.

“Erdoğan’ın Vaşington’a yaptığı ve kendisine gösterilen konukseverliğin tekrarını zorlaştıran olaylara sahne olan ziyareti ardından, Davutoğlu’na çıkarılan davetiye, Erdoğan’ın Beyaz Saray tarafından pas geçilmesi olarak yorumlanmış olabilir tabii. Erdoğan da Beyaz Saray’dan benzer bir daveti beklemişti ama olmadı. Başkan Obama ile bir yan görüşme yaptı çünkü o sırada Obama’nın Suriye konusunda Erdoğan’dan isteyecekleri ve dile getirmek istediği çok belirgin görüşleri vardı. Erdoğan’ın otoriterleşme eğilimi gözönünde tutulduğunda Beyaz Saray’ın kendisine önceden bir görüşme davetiyesi göndermesi hiç de akıllıca olmazdı. Herhalukarda, gerçekleşmemiş bile olsa, Davutoğlu ziyareti için Beyaz Saray davetiyesinin açıklanması, Erdoğan’a verişlmiş bir işaret olarak algılandı,’ diyor Barkey.

AKP’lilerin, hatta görevden alınan başbakan Davutoğlu’nun bile ‘herşey yolunda, işe devam’ mesajı verdiklerine bakmayın. Türkiye için artık normal sayılan, ülkenin dış dünyadaki saygınlığı açısından ,en hafif deyişle, atılan son tekme.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.