Deliler doluşmuş bakıyor gözlerimden

Yine Beyoğlu, yine çeşit çeşit insan, hayatın akışının, çok renkliliğinin en güzel kanıtı bu  Arnavut kaldırımlı yollar. Koşturmak zorunda olmadığım, başıboş, plansız, acelesiz, anlık kararlarla istediğimi yapabileceğim bir yarım saatim var. Ellerim cebimde, ağır adımlarla, vitrinlere, binalara, insanlara baka baka dolaşıyorum. Köşedeki kitapçıya girip raflar arasında gezinebilirim. Listemdeki kitapların hiçbirini bulamadığım kitapçının arka taraflarında raflara bakarak oyalanıyorum. Elime aldığım bir kitabın içinde karşıma çıkan isim “Dost Körpe”. Uzun zaman önce bir kitabını okuduğum ve gerçek ismi olmadığını öğrendiğim bu kişinin başka kitaplarını soruyorum. Yok. Bu kez karşıma bir çeviri ile çıkıyor. Bakmaya devam ediyorum. Belli bir şey aramıyorum. Ama belli bir şey arar gibiyim. Arkamda bir sandalyeye oturmuş genç bir adam, bir kitabı incelerken kendi kendine mırıldanıyor. Mırıldanmalar söylenme tonuna dönmeye ve ton yükselmeye başladığında tedirgin olmaya başlıyorum. Sorumlu kişi girişteki kasada oturuyor, kitapçının bu bölümünde bizden başka kimse yok. Durumu tuhaf karşılamıyormuş gibi görünerek, neler dediğini anlamaya çalışıyorum. Boğazıma sarılsa ne yaparım gibi senaryolarla kendimi korkutsam da, kaçmayı kendime yediremiyorum. Biraz da korkup kaçmış olmamak için.


 “Ad, soyad, yaş, boy pos, saç rengi, göz rengi…” diye neredeyse bağırmaya başlıyor. Elimdeki kitabı yavaşça rafa geri koyarken, bağırma sesini duyan görevli gelip durumu kontrol ediyor. Çaktırmadan gülümsemeye çalışıyorum, rahatsız olmadığımı belirtmek için. Bir adam, bu kadar normal görünürken, ne yaşayıp da bu hale gelmiş olabilir, onu bu hale getiren nedir, ne olduğunda bu nöbetler gelir, anlamak istiyorum.


 Anormal bir durum yokmuş da işim bitmiş gibi davranmaya çalışarak yavaş yavaş kapıya yöneliyorum.
 “Hiçbir şey beğendiremiyoruz efendinin kölesine veya kölenin de sahibine” diyerek beni işaret ediyor. Gözlerim doluyor.


Bir delinin akıllı bir laf etmesi sinir bozar. Bir delinin dilinden anlamak onunla benzeşmek gibidir. O zaman kim normal kim anormal birbirine girer. Sokağa çıkıp akan yaşama baktığımda, benim dışımda akan yaşam, her zaman olduğu gibi hüzünle dolduruyor içimi.
 Ara Güler’in küçük ve şirin kahvesinde, Ara Cefe’de oturmuş makarnamı bekliyorum. Her zaman güler yüzle çalışan garsonlar etrafta koşturuyor. Her yerde hız var, ama ben gittikçe ağırlaşıyorum. Ben bu satırları yazarken yan masada oturan gruptan biri “Berna hep böyledir.” diyor. Adımı duyunca irkilip kulak kesiliyorum.
Merak ediyorum. “Nasılmış acaba o Berna?” diye içimden gülüyorum.


Deliler doluşmuş bakıyordur gözlerinden….


“Matrix”i anlamak ve hem ona uygun yaşayıp hem kendi dünyanı kurmak zormuş, daha iyi anlıyorum. Morpheus’un da dediği gibi, herkes bu sistemin bir parçasıyken ve kurtarılmaya hazır değilken, kimin deli kimin akıllı olduğunu bilmek, deli dediklerimizin bunu kaldıramadıkları için, yani hazır değilken akılları özgürleştiği için oynamaya devam edemeyip delirdiklerini farkına varmak çok zor.


Bazen de bildiğimiz halde, aklımız yettiği halde gerçek işimize gelmez.


“Yolu bilmek ve o yolda ilerlemek farklı şeylerdir!”
                                                               Matrix

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 + 16 =