Demokrasi korkusu

PAYLAŞ

İlkel insan kendinde bir insanda bulunamayacak ölçülerde güç bulur. Bilinç basitleştikçe insanın kendini güçlü görme duygusu kabarır. Basit bilinç basit bilinçlerin can yoldaşıdır. Bayağılık bayağılığı çeker: bir insan kendini gülünç ederken büyük bir güldürücü olduğuna inanabilir. Basit bilinç her koşulda kullanılmaya açık ya da hazır bilinçtir. Onu kullanabilmek için biraz pohpohlamak yeter. Felsefe bilmeden filozof olduğunu sanan, yazdığı kötü şiirlerin dünyanın eşsiz ürünleri olduğuna inanan, boş kafayla kendinde büyük bir yöneticilik yatkınlığı bulan, şarkı söylemek ayağına bas bas bağırarak onu bunu tedirgin eden birçok insan tanımışızdır. Bu insanlar çok zaman sanıldığı gibi toplumsal yaşamın görünmez bir yerinde sıkışıp kalmış insanlar değillerdir. Bu insanları toplumun her yerinde, en yukarılarında bile bulabilirsiniz. Toplum yaşamı onların garip, gülünç ve çok zaman ahlakdışı serüvenleriyle doludur. Eksik bilinç her zaman ahlak zayıflığına eğilimlidir. İnsanlık en büyük ahlak sorunlarını bilinçlenme açısından yarı yolda kalmış olan bu insanlarla yaşar.

Basit bilinçlerin temel ve hatta sarsılmaz özelliklerinden biri demokrasiye düşman olmalarıdır. Onlara göre demokrasi kendileri gibi güçlü olma şansını şu ya da bu nedenle elde edememiş insanların hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olan düşüdür. Bununla birlikte onlar gerçek anlamda bir demokrasi tutkunu gibi görünmeye özen gösterirler. Çünkü hemen bütün dünyada uygar ya da çağdaş olmanın zorunlu bir koşulu olarak gösterilen demokrasi gerçekte uygulama olanağı olmayan, bu nedenle ikide bir anılması gerekmeyen bir anlayıştır. Birileri demokrasi her koşulda başkasına saygının anlatımıdır dese de ilkel bilinç hiçbir zaman başka insanların saygıdeğer olduğuna inanmaz. Çünkü başkaları onun kadar yeterli değillerdir. Başkası her zaman yönetilmesi hatta güdülmesi gereken varlıktır. İş demokrasiyle ilgili uygulamaya geldiğinde ilkel kafa hemen koşullar öne sürecektir. Sakın ona koşullu demokrasinin demokrasi olmadığını söylemeyin. Böyle bir şey söylerseniz o sizin cahil biri olduğunuzu öne sürer.

Onun her konuda çok ilginç ve çok önemli görüşleri vardır. İnsanlar onun bu görüşlerinden yararlanmak istemiyorlarsa enayiliklerine doymasınlar. O durumda onlara bu görüşleri zorla da olsa benimsetmek doğru olur. Öyle ya, kendini bilmez insanların sağduyuyla karar verebileceklerini ummak boştur. Güçlü kişiler güçsüz kişilerin gidişinden bal gibi sorumludurlar. Bu güçsüz ya da yetersiz kişileri bildikleri gibi davranmaya bırakırsanız olmadık işler yapabilirler. Maazallah, o durumda toplum ne duruma gelir. Yetersiz olan başka insanları yöneten yeterli insan böyle bir işin içine girmiş olmakla hem kendine hem yönettiklerine yararlı olmaktadır. Kendisi üstün bir güce ulaşmış olmanın yararını görmek istemekle yanlış bir iş mi yapmaktadır? Hayır. Üstün insanlar her zaman üstün olmayan insanlardan daha çok hak sahibi olmalıdırlar. Adalet böyle bir şeydir. Yetersiz bilinç her zaman bu telden çalar.

İleri ölçülerde bilinç eksikliği yaşanan durumunda yetersizler doldurur ortalığı. Bunlar köşe başlarını tutarlar. Siyasetin s’sinden habersiz siyaset adamları, bilimin ne olduğunu bilmeyen bilim adamları, en küçük bir estetik kavrayışa ulaşmamış sanat adamları, saçmalayıp dururken felsefe yaptığını sanan felsefe adamları istemeyeceğiniz kadar çoktur. Bu kişiler genelde son derece saldırgan ve acımasızdırlar: önlerine çıkabilecek güçlü kişileri gidermek adına sayısız oyunlar oynarlar. Kötü bir romancı iyi bir romancının beklenmedik bir anda ortalarda görünebileceği korkusuyla yaşar. Alttan alta kötü romancı olduğunun sezgisine varmış olsa da olmasa da bu korkuyu doğal haklarının tehdit altında oluşunun zorunlu duygusallığı olarak değerlendirir. Bereket birileri onu romancı diye yasallaştırmışlar, ona ödül bile vermişlerdir. Bir başka kişi aynı biçimde yasallaşmak istiyorsa belli bir yetersizlikle donanmış olduğunu açık açık gösterebilmeli ve birilerinden onay alabilmelidir.

Bu durumu bir toplumun zayıflığına bağlayıp çıkmak doğru olmaz. Bu durum bugünün uygar dünyasında bütün toplumların sorunudur. Gerçekte tarihten bu yana insanlığın temel sorunuydu bu. Dönüşümden korkan insanlar, yaşam koşullarının durağanlığından çıkarı olan insanlar, olabildiğince edilgin bir dünyadan çokça yararlanmak isteyen insanlar, her şey olduğu gibi kalsın isteyen insanlar yetersizliklerin büyük veriminden çok şey beklerler. Bununla birlikte onların dönüşmezlik düşleri hiçbir zaman gerçekleşmez. Onlar dönüşümleri geciktirmek ve sakatlamak için ellerinden geleni yapsalar da sürekli gelişen insan bilinci eskiyi silip götürürken yeniyi geçerli kılmanın koşullarını yaratır. Engellemeler her zaman ters teper: her engel bir kamçılayıcı güç sağlar. İnsan yaşamının değişmez yasasıdır bu: akışı kimse durduramaz.

CEVAP VER