Depreme nasıl hazırlanılmalı?

Hazırlayan: TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz


17 Ağustos 1999 Depremi’nin yıldönümünde, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olması ve kapıdaki Marmara Depremi dolayısıyla günü birlikçi yaklaşımlar reddedilmeli, köktenci önlemler bütünü devreye sokulmalı, gerekli yasal düzenlemeler hızla yapılmalıdır…

Depremlerin Yıkıcı Sonuçlarına Karşı Sanayi Tesisleri ve Binalardaki Mekanik Tesisat ve Doğal Gaz Tesisatlarına Yönelik Önlemler, Öncelikli Deprem Önlemleri Arasında Yer AlmalıdırTopraklarının % 93’ü aktif deprem kuşağında bulunan Türkiye’de nüfusun % 98’inin deprem riski altında olmasına karşın temel sorunlar sürmektedir. 1999 Marmara depremi sonrasında “güvenli yapılaşma” adına getirilen yapı denetimi düzenlemeleri deprem sonrası sorunları çözememiş hatta yeni bir kargaşa yaratmıştır. 17 Ağustos depremi ardından gündeme gelen 595 sayılı KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptali üzerine aynı anlayışla oluşturulan 4708 sayılı Yasanın sonuçları 2003 Mayıs’ında yaşanan Bingöl depreminde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Odamızın tüm uyarılarına rağmen birinci derece deprem bölgesindeki birçok ilimiz bu yasanın kapsamına alınmamıştır.

Öte yandan 7. Beş yıllık Kalkınma Planından beri kamusal hizmetlerde olduğu gibi afetlerle ilgili yasa ve mevzuatlara ilişkin yaklaşımlarda da özelleştirme ve piyasaya açılmacılık egemen kılınmıştır. 1999 depremi sonrası Dünya Bankası’nın dayattığı zorunlu deprem sigortası da bu temelde gündeme gelmiş ve etkisiz kalmıştır. Sonuçta doğal afetlere karşı bilimsel ve teknolojik gelişmelere dayalı bilimsel-teknik mühendislik önlemlerinin alınmasına yönelik yeterli çalışmalar yapılmamış, Deprem Şurası v.b. girişimlerin hakkı verilmemiş, hatta yakın bir tarihte Ulusal Deprem Konseyi lağvedilmiştir.

Bu alanda karşılaşılan sorunların temel nedeni, yıllardır uygulana gelen siyasi ve ekonomik rant amaçlı, hatalı ve denetimsiz yapılaşma politikalarıdır; çağdaş, planlı, güvenlikli kentleşmeyi yaratacak ve depremlerde yıkımı en aza indirecek düzenlemelerin yapılmamasıdır.

Diğer yandan olası Marmara depremi riskinin giderek arttığı kamuoyunca bilinmektedir. Buna karşın deprem bölgelerindeki okullar, hastaneler ve diğer kamu yapıları bilimsel olarak incelenmemiş, kentsel yaşamda rant güdüsü, toplumsal can ve mal güvenliği gereklerinin önüne geçmiştir.

Deprem bölgesinde yerleşim alanları, bu alanlar içerisinden geçen ve I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan NATO Boru Hatları, Doğal Gaz Boru Hatları, LPG Boru Hatları, yerleşim alanları içerisinde hiçbir standarda bağlı olmaksızın kurulan ve işletilen Akaryakıt İstasyonları, Tüp Gaz Satış Bayileri, v.b. bir arada bulunmaktadır. Tüm bunların taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile bu alt yapı tesislerinin yer aldığı bölgelerin taşıdığı deprem riskleri, kentleri patlamaya hazır birer bomba haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

Marmara Boğazları başta olmak üzere Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri ile Körfezlerindeki sanayi–depolama–liman v.b. tesisleri ve alt yapı tesisleri ile ulaşım hatlarının yer aldığı bölgelerin deprem açısından da risk taşıyor olması ve pek çoğunun fay hatları üzerinde bulunması tehlikenin boyutlarını artırmaktadır. Ancak 17 Ağustos Marmara Depreminin ardından depremin etkisi ile İzmit Körfezinde yaşanmış olan TÜPRAŞ yangını ve 28 Temmuz 2002 tarihinde yaşanan AKÇAGAZ patlaması dahi gerekli önlemlerin alınması için uyarıcı olmamıştır.

Körfezde petrol türevleri ve kimyevi maddelerin depolanması, transferi, üretimi ve işlenmesine yönelik faaliyet gösteren ancak ne kendi aralarında ne de hemen yanlarında yer aldıkları yerleşim alanları ile aralarında hiç bir ayırıcı bant ve güvenlik bölgesi oluşturulmamış olan birçok sanayi tesisinin fay hattı üzerinde yer aldığı bilinmektedir. Bu gerçeğe karşın yer seçim ve yerleşme kararlarını bu şekilde koruma kararında ısrar edilmesi ve pek çok kurumun raporlarına rağmen tasfiye kararı verilmemesinin sorumluluğunun ilgili kuruluşlar ile hükümetlerde olduğu da bilinmelidir.

Odamız ilk etapta yapılması gerekenleri aşağıda kamuoyunun dikkatine sunmaktadır.

• TMMOB’ye bağlı ilgili meslek odalarının görüşleri alınarak hazırlanacak, bilim ve tekniğin gereklerine uygun, yeni bir Yapı Denetim Kanunu ivedilikle TBMM gündemine taşınmalıdır.
• Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetlerinden hareketle, bilim ve tekniğin insanlık yararına sunumu olmazsa olmaz bir koşul olarak görülmeli, sosyal devletin planlı, dengeli kalkınma, bölgesel planlama gibi unutulmuş araçlarının ivedi olarak yaşama geçirilmesi gerekmektedir.
• Depremlere ilişkin üniversiteler, meslek odaları ve uygulamacı kamu kurumlarında artan bilgi ve deneyim birikimine dayanarak, piyasacı/özelleştirmeci anlayışlardan bağımsız bir önlemler bütünü oluşturulmalıdır.
• İnsan yerleşimlerinin güvenli kılınması ve afet zararlarının en aza indirilebilmesi için önleyici önlemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Yalnızca deprem sonrasıyla sınırlı kalan değil, deprem öncesi önlemleri de planlayan bir yaklaşım ön plana geçmelidir.
• Deprem zararlarını azaltma önlemleri, İmar Yasası ve ilgili mevzuatlara yansıtılmalı, kent planlaması ve yapı üretimi bütünlüklü bir şekilde ele alınmalı ve hızla Afet Yönetimi Stratejik Planı oluşturulmalıdır.
• Denetimsiz yapılaşmayı teşvik politikalarından vazgeçilmeli, depremlere karşı toplumsal önlemlerde mahallelerden başlayarak katılımcılığı temel alan örgütlenmelere yönelinmeli, kamusal denetim güçlendirilmeli ve meslek odalarının önerilerine kulak verilmelidir.
• AKÇAGAZ yangınında görüldüğü gibi, bir tesiste çıkacak olası bir yangın veya patlama diğer tesislere de sıçrama tehlikesine açıktır. Bu tür I. ve II. sınıf gayri sıhhi müesseseler kapsamına giren tesislerin birbirlerine güvenlik–yaklaşma mesafelerinin ne olması gerektiği konusunda gerekli çalışmalar yapılarak, standartlar ve koşullar imar mevzuatına aktarılmalıdır.
• Doğa olaylarının ve bazı sanayi tesislerindeki kusurların afetlere dönüşmesine karşı hazırlıklı olmak, olası riskleri önceden görmek ve bunlara karşı can güvenliğini sağlayacak önlemleri almak birincil öncelik olarak benimsenmelidir.
• Valiliklerin koordinasyonuyla okul ve hastaneler başta olmak üzere kamu yapılarının depreme karşı güvenli olup olmadıklarının tespiti için konunun uzmanı mühendisler tarafından kontrolüne yönelik bir çalışma başlatılmalı, bu çalışmada Üniversiteler, TMMOB’ye bağlı ilgili Meslek Odaları ve Belediyelerin yer alması sağlanmalıdır.
• Deprem bölgelerinin önemli bir bölümü için geçerli olan, ancak endüstriyel tesislerin özellikleri nedeniyle olası endüstriyel kazalara karşı önlemler gündeme getirilmelidir.
• Deprem bölgelerinde bulunan LPG Depolama ve Dolum Tesisleri gibi tüm endüstriyel tesislerin risk analizlerinin yapılması sağlanmalıdır. Bu tür tesislerin güvenlik mesafelerinin taşıdıkları risklere göre yeniden belirlenmesi bir zorunluluktur. Bu mesafeler içerisinde yer alan yerleşim alanlarının kamulaştırılma finansmanının tesis sahipleri tarafından sağlanmalı, bu alanlar Bakanlar Kurulu Kararı ile “afet bölgesi”, “yapı yasaklı alan” ilan edilmelidir.
• Deprem bölgelerindeki orta hasarlı onarılmayan binaların yıkım kararları alınmalıdır. Ağır hasarlı ve halen yıkılmamış olan binalar bir an önce yıkılmalıdır. Bu binalarda oturanlar hak sahibi sayılmalıdır. Enkazı kaldırılmayan binaların tasfiyesi sağlanmalıdır.
• Kalıcı konut alanlarındaki sağlık ocağı, okul gibi sosyal teknik donatı alanlarının yapımı tamamlanmalıdır.
• Bu önlemler yanı sıra binalar ve sanayi tesislerindeki mekanik tesisat ve doğal gaz tesisatlarına ilişkin kamuoyunun bilinçlenmesi sağlanmalıdır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here