Devlet adamlığında asallet…

Devlet sülale boyu sömürme ve saltanat yeri değildir. Devlet adamlığında asalet her şeyden önce gelir… Yüce makamlarda devlet adamlığı yapma payesine erişerek, memlekete ve millete dürüstçe hizmet etmenin kutsallığını, maddi anlamda hiçbir değere değişmemiş asil ruhlu, vatansever tüm ülke yöneticilerine selam olsun!


Devlet adamlığında asalet denilen insani üstünlüğün ülke yönetiminde her şeyden önde geldiğini ve önemli olduğunu günümüzde daha iyi anlamaya başladık. Asalet kavramı içersine neler girer?


Dürüstlük, özveri, tokgözlülük, şerefli ve namuslu olmak, hakka hukuka saygılı olmak, Sözünde durmak, mert olmak, gerektiğinde kendi cezasını kendisi vermek!..


Japonya’da kentin suları birkaç gün kesildiği için, kendini suçlu bularak intihar eden su müdürü ve İtalya’da normalden biraz daha fazla alkollü araba kullanırken yakalandığı için istifa eden bakan gibi…


Her zaman söylüyoruz ve yazıyoruz. Namazında niyazında elinden tespihi düşmeyen, orucunu tutan ve haçça gitmiş bir adam görüntüsü ile dürüst adam olunmaz! İbadetini, eğer reklam için yapıyorsan dahi, sadece kendin içindir, daha doğrusu şahsi çıkarınadır!
İnançla yapıyorsan, şayet Allah’a kabul ettirebilirsen, günahlardan kurtulabilmenin çırpınışıdır.


Reklam için yapıyorsan, çevirmekte olduğun karışık işlerin üstünü örtmek ve çevreye kendini “dürüst adam” olarak göstermek içindir.


Kısaca, her durumda yapmış olduğun ya da yapıyor göründüğün ibadetin tümüyle kendi çıkarınadır! Kimseye ya da topluma zerre kadar bir yararı yoktur. Bunu dürüstçe ortaya koyalım!


Dolayısıyla, Devletin yüce makamlarındakilerin de, namazında niyazında, orucunda haççında olmaları, hangi dönemde olursa olsun, ülke yönetiminde halk adına peşin olarak güvenilecek, saygı duyulacak bir şans olarak nitelenemez!


Devlet adamı ibadetini eksik de yapsın ama: Yeter ki, haksızlık yapmasın! Adam kayırmasın! Kamu kaynaklarını kişisel çıkarı ve yakınları için kullanmasın! Milletin malını ona buna peşkeş çekmesin!  kendisini, yakınlarını, sülalesini, çevresini, yandaşlarını devlet eliyle zengin etmesin! Kısaca her yönüyle dürüst olsun! İstenen ve aranan bu!


Yoksa vatandaşa ne, Başbakan’ın Bakanların Milletvekillerinin kılmış olduğu namaz, tuttuğu oruç ve Haç! Vatandaşa bir faydası var mı? Halkın onların ibadetine değil, dürüstlük ve çalışkanlığına ihtiyacı var!


Tarihe dönüyoruz. Son İslam halifesi hala kendisinin gerçek anlamda dini lider olduğunu sanarak, mevkiinden yararlanarak görkem ve maddi avantajlar  peşindedir. Özellikle Başvekil İsmet Paşa’dan harcırah vs gibi konularda maddi istekte bulunmaktadır. Atatürk bunu öğrenir ve İzmir’den İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker:


“Halife ve bütün cihan, kesin olarak bilmelidir ki, mevcut ve korunmuş olan halife ve halife makamının. Hakikatte, ne dinen ne de siyasi olarak hiçbir mana ve varlık nedeni yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcudiyetini, bağımsızlığını tehlikelere maruz bırakamaz. Hilafet makamı, bizce en nihayet tarihi hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyete sahip olamaz. Türkiye Cumhuriyeti devlet adamlarının veya resmi heyetlerin, kendisiyle temasını istemesi dahi cumhuriyet’in bağımsızlığına acık tecavüzdür.


Halifenin hayatının temini ve geçinmesi için Türkiye Cumhurbaşkanı’nın tahsisatından (ödeneğinden) mutlaka aşağı bir tahsisat kafi gelir. Maksat debdebe ve gösteriş değil, insanca hayat ve geçim temininden ibarettir. Hilafetin hazinesi yoktur ve olamaz. Böyle bir hazineyi ecdadından miras yolu ile etmişse, resmen ve açık olarak bilgi verilmesini rica ederim” (Tanıklık Ediyorum Cumhuriyet ve Atatürk Anıları – Teoman Özalp Epsilon Yay. 1. Baskı Şubat 2006)


Atatürk’ün, Halife’nin istekleri konusunda İsmet Paşa’ya çekmiş olduğu telgrafında belirttiği hususlar, kendisinden sonra ülke yönetimine ve devletin yüce makamlarına gelmiş bulunan tüm yöneticilere iletilmiş anlamlı bir mesajdır. “Hilafetin hazinesi yoktur” derken “Hazinenin milletin malı olduğunu” sorumlu devlet adamlarına manidar biçimde anlatıyor. 


Atatürk’ün yakın silah arkadaşlarından ve Cumhuriyet döneminde TBMM Başkanlığı yapmış Kazım Özalp’ ın oğlu Prof. Dr Teoman Özalp’ ın piyasa bu ay çıkan kitabını, Atatürk’ün yüceliğine ve üstün devlet adamlığına bir kez daha  hayran olarak tanık olmanız ve o dönemde yaşanmış olaylara dayalı somut  kimi gerçekleri öğrenmeniz açısından hararetle tavsiye ederiz.


Konumuza dönüyoruz. Hangi dönemde olursa olsun, başa gelen iktidarların ülke yöneticilerinin görevlerinden ayrılırken, çok az istisna dışında aile boyu zenginleşerek siyaset dışı yaşamlarına döndüklerini görüyoruz.


Özverinin, kanaatkarlığın, maddi nimetlere esir olmamanın, maneviyat ve dinin lideri durumunda olması gereken Halifenin bile, başta olmanın nimetlerinden, “ye kürküm ye” misali nasıl yararlanmak istediğinin örneğini yukarıda aktardığımız olayda hazin biçimde gördük.


Devlet sülale boyu sömürme ve saltanat yeri değildir. Devlet adamlığında asalet her şeyden önce gelir… Yüce makamlarda devlet adamlığı yapma payesine erişerek, memlekete ve millete dürüstçe hizmet etmenin kutsallığını, maddi anlamda hiçbir değere değişmemiş asil ruhlu, vatansever tüm ülke yöneticilerine sayıları çok az da olsa selam olsun!


 


E-mail: burhanaozbey@yahoo.com  


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.