Devran dönsün, Sarıkeçililer yürüsün!

YUSUF YAVUZ /  AÇIK GAZETE – “Göç de zaman gibidir, mevsimler gibidir. Hani zamanı durduramayız ya, göç de öyledir, durmaz. Keçiler durmaz, çeker giderler…”

Anadolu’da binlerce yıllık konar-göçer hayvancılık geleneğini sürdüren son topluluk olan Sarıkeçili Yörükleri için yaz yurduna göç etme zamanı yaklaştı. Ancak bu yazı geçirebilecekleri yayla için henüz otlatma izin çıkmaması endişe yarattı. Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran, “Bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Biz uzaya gidecek değiliz. Havalar artık erken ısınıyor. Nisan’ın 10’unda yola düşmek zorunda kalıyoruz. Keçiler vakit gelince durmazlar. Tamamı yaylalara doğru göç etmek zorunda. Eğer kış yurdunda kalırlarsa hayvanlar telef olur, ölürler.  Göç de zaman gibidir, mevsimler gibidir. Hani zamanı durduramayız ya, göç de öyledir, durmaz. Keçiler durmaz, çeker giderler” diye konuştu.

Kış aylarını Mersin sahillerinde, yaz aylarını ise Konya ve Karaman yaylalarında geçiren Sarıkeçililer yılda iki kez keçileri, develeri ve çoban köpekleri ile birlikte kıl çadırlarını da yükleyip Torosları aşıyorlar. Yaklaşık 500 kilometrelik zorlu göç yolu, coğrafyanın, yağmurun, suyun ve otun döngüsüne göre ve doğanın saatine uygun ayarlanıyor. Ancak son yıllarda yaşam alanları gittikçe daralan Sarıkeçililer için bu yıl yaz yurdu izni henüz çıkmadı.

SARIKEÇİLİLER İÇİN YURT YERİ BELİRSİZLİĞİ ENDİŞE YARATTI

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı yerel şefliklerin otlatma planı kapsamında keçilerini otlatacakları alanları belirlediğini ve buna göre göç ettiklerini dile getiren Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran, Ocak ayından bu yana çaba harcadıkları halde önümüzdeki yaz için henüz kendilerine yer gösterilmediğini belirterek, “Yaz yurdunu belirlemek için iki aydan bu yana çaba harcıyoruz. Göç edeceğimiz yerleri önceden orman idaresine bildiriyoruz ve şeflikler aracılığı ile izin alıyoruz. Buna göre de otlatma planları yapılıyor. Fakat Ocak ayından bu yana çaba harcamamıza rağmen yazı geçireceğimiz yurt yeri için belirsizlik sürüyor” dedi.

‘GÖÇ VAKTİ GELİNCE KEÇİLERİN DURMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Kış aylarında Mersin’in Aydıncık ve Gülnar ilçelerinde bulunan Sarıkeçililer yıllardır Nisan ayının ortalarından itibaren yaz yurduna, yaylalara doğru göç ediyor. Ancak iklim krizi en çok doğrudan doğanın içinde yaşamlarını sürdüren konar-göçerleri etkiliyor. İklim değişikliğinin göç zamanının birkaç yıldır Nisan ayının başına doğru çekilmesine neden olduğunu dile getiren Dernek Başkanı Pervin Savran, göç vakti geldiğinde keçilerin kış yurdunda durmasının mümkün olmadığını söylüyor.

‘BİZE HENÜZ BİR OTLATMA PLANI VERİLMEDİ’

Yaz aylarını Konya’nın Bozkır, Seydişehir ve Güneysınır gibi ilçelerindeki yaylalarda geçirdiklerini anlatan Savran, “Bizim geçeceğimiz yerler belli. Mayıs ve Ekim ayları arasında yazı geçirdiğimiz yerler de belli. Geçmişte yaz dönemi için keçi sayımıza göre otlatma planları veriliyor, ada pafta numaralarıyla keçilerimizi otlatabileceğimiz alanlar belirleniyordu. Ama bu yıl iki aydır uğraşmamıza rağmen bize henüz bir otlatma planı verilmedi. Göç zamanı yaklaştı, henüz bir izin yok. Şimdi yurtsuz şekilde geri dönüyoruz” diye konuştu.

MUHTAR, KÖYLÜLERİN YÖRÜKLERİ İSTEMEDİĞİNİ SÖYLEDİ

Bozkır ilçesinde Kaymakamlık yetkilileri ve Ahırlı Orman İşletme Şefliği ile görüşme yaptıklarını belirten Pervin Savran, yaşadıkları sorunu şöyle anlattı: “Çobanlarımızdan biri 15 yıldır yaz aylarını Bozkır ilçesindeki Çiftlik köyü Kayacık Mevkii’nde geçiriyor, burada hayvancılık yapıyor. Geçtiğimiz hafta gelip önümüzdeki yaz için izin almak için yetkililere başvurduk. Orman İşletme Şefi yerinde yokmuş. Bu hafta yeniden geldik, Şef yine yerinde yok. Daha sonra ilçe Kaymakamı ile görüştük, göç hazırlığımızı yaptığımızı bildirdik. Sonra Orman İşletme Şefi geldi ve talebimizi bildirdik. Bize köy Muhtarının dilekçe ile başvurarak Yörükleri istemediğini belirttiğini bildirdi. Ardından muhtar ile görüşmek için gittik, şikâyetinin ne olduğunu sorduk. Muhtar da kendisinin Yörüklerden son derece memnun olduğunu ancak köylülerin istemediğini söyledi.  ‘Orman işletme şefi izin verirse versin’ dedi, bize.”

‘OTLATMA PARASINI DEVLETE ÖDEYELİM, HARAÇ VERMEK İSTEMİYORUZ’

Yaşadıkları belirsizlik yüzünden yıpratıldıklarını söyleyen Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Savran, “Biz yıllardır hayvan başına otlatma bedellerini orman idaresine ödeyelim istiyoruz. Çadırımızda vergi levhamız olsun, ürettiklerimizle bu ülkeye katkımız olsun ama kimseye haraç vermeyelim istiyoruz. Bir aileden 8-10 bin lira civarında para talep ediyor muhtarlar. ‘Köye, camiye yardım, boru alacağız, halı döşeyeceğiz, tel çekeceğiz’ diyerek haraç istiyorlar. Biz ise haraç vermeyelim, kullandığımız arazinin otlatma bedelini devletimize ödeyelim, makbuzu kesilsin istiyoruz” iddialarını dile getirdi.

‘GÖÇE GÖÇE GELECEĞİZ, AYA GİDECEK DEĞİLİZ’

Yörüğün tapulu mülkü yok, biz göçe göçe geleceğiz” diyen Savran, “Kimseyi üzmek istemiyoruz ama bizler aya da gidecek değiliz. Keçilerimizi Orman İşletmesinin bahçesinde de otlatacak değiliz. Bir çözüm bulmak zorundayız. Bizi çözümsüzlüğe itiyorlar. Keçiyi orman arazisine sokmayanlar, ormanlarımızı tıraşlayıp kesiyorlar. Kış yurdunda da yaz yurdunda da inanılmaz orman kesimleri yapılıyor. Dışa bağımlı olmayacakmışız ağaç konusunda. Ben de şunu söylüyorum; o zaman ette sütte dışa bağımlı mı olalım. Ülke ekonomisine biz de katkı veriyoruz. Münavebeli, yani dönüşümlü otlatma yapıyoruz. Bizler ormanı koruyoruz, yangını önlüyoruz” görüşünü dile getirdi.

‘GÖÇ DE ZAMAN VE MEVSİMLER GİBİDİR, DURMAZ’

Yaşadıkları soruna bir çözüm bulunmasını isteyen Dernek Başkanı Pervin Savran, şunları dile getirdi: “Bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Biz uzaya gidecek değiliz. Havalar artık erken ısınıyor. Nisan’ın 10’unda yola düşmek zorunda kalıyoruz. Keçiler vakit gelince durmazlar. Tamamı yaylalara doğru göç etmek zorunda. Eğer kış yurdunda kalırlarsa hayvanlar telef olur, ölürler.  Göç de zaman gibidir, mevsimler gibidir. Hani zamanı durduramayız ya, göç de öyledir, durmaz. Keçiler durmaz, çeker giderler.”

Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Savran

NİSAN AYININ İLK HAFTASI SAHİLDEN YAYLAYA GÖÇ BAŞLAYACAK

Bu yıl yaz göçlerinin Nisan ayının ilk haftasında başlayacağını dile getiren Savran, Mersin sahillerinde kışladıkları bölgeden üç ayrı güzergâhı kullanarak Konya yaylalarına doğru Torosları aşacaklarını belirterek, “Eski usulle göç eden 140 ailemiz var. Ama gideceğimiz yaz yurdumuz henüz netleşmedi. Biz yetkililerden bir lütuf beklemiyoruz. Sadece şunu söylüyoruz: Eğer biz bu doğanın içinde yaşayacaksak, bu canlılara kelepçe takmamalıyız. Eğer bu canlılara (keçilere) kelepçe takmaya kalkarsak belki de onlardan önce biz yok olacağız. Belki bu canlılar kalacak ama biz yok olacağız” dedi.

İKLİM KRİZİ: ‘ÇÖLDE YAŞARCASINA BİR KAVRULMA BİZİ BEKLİYOR’

Türkiye’nin doğa politikalarının da hatalı olduğunu savunan Savran, konuyla ilgili görüşlerini ise şöyle anlattı: “Bize göre hiçbir şey doğaya ve göre canlıların haklarına göre yönetilmiyor. Bir yerde kömür için meşe ağaçları kesiliyor. Bir yerde kaba kesim yapılıyor. Doğal yaşam adeta yok ediliyor. Bir yerde tahribat olduğunda benim kalp atışlarım değişiyor. Bu beni çok rahatsız ediyor. Coğrafya çok değişti. Önümüzde çok büyük sorunlar var. Su sorunu bunlardan biri. Yağışlar çok azaldı. Biz bu yaşananı ‘kuraklık’ olarak değerlendirmiyoruz. Kuraklık kısmını geçtik, artık ‘kavrulma’ aşamasındayız.  Bildiğimiz çölde yaşarcasına bir kavrulma bizi bekliyor. Çünkü mevsimin belirli dönemlerinde yaşadığımız bu aşırı kavurucu sıcaklığı şimdiden fark ediyoruz. Çünkü ağacın dalındaki rüzgâr eskisi gibi kendi doğallığında esmiyor. Rüzgâr rahat değil, rahat esmiyor. Kuşlar bile kendine has o ahenkli cıvıltılarını sürdüremiyor. Bu yaşadığımız yıkımlarla bütün canlı yaşamın enerjisi yok ediliyor. Göçerken günün belirli saatlerinde asfalta çıktığımızda inanılmaz bir sıcaklık, bir alev topuyla karşılaşıyoruz. Bu yıl nevruz gecesinde ayın etrafında beyaz bulutlardan bir halka vardı.

DOĞAYI AKIŞINA BIRAKIN, BU ORMANLAR, DAĞLAR BİZE YETER

Atalarımız böyle olduğunda bunun hayra alamet olmadığına inanırlardı. Geceyle gündüzün eşitlendiği gecede ayın etrafında böyle bulutların oluşması iyiye işaret değildir. Ben eskiden dua ederken, ‘saçı dökülmüşün, beli bükülmüşün, kundaktaki bebeğin yüzü suyu hürmetine’ diye dua ediyordum. Son birkaç senedir, ‘kurdun- kuşun, ağacın- otun, tüm canlıların yüzü suyu hürmetine, bizleri de susuz bırakma Rabbim’ diye dua ediyorum. Mesela Konya Ovasında yağış yok, bizim göçümüz başladığı zaman yağmurlar iniyor. Herkes ‘siz yollara döküldünüz, bizim yağışımız geldi’ diyor. O keçiler için, meleşen oğlaklar için su geldi. Kolay değil, ot yok, su yok. Biz yetkililerden doğayı kendi akışına bırakmalarını istiyoruz. Bu ormanlar, bu dağlar hepimize yeter.

‘ÇİN’DEN GELEN SARIMSAK BENİM GENLERİME UYMUYOR’

Pazar yerine gittiğimde satıcı esnaflar sesleniyorlar, ‘gel şunu verelim, bunu verelim’ diyorlar. Ne geleceğim? Susam yetiştirmiyorsunuz ama kalkıp tahin satıyorsunuz. Şu tahinin içine koyduğunuz susam Afrika’dan geliyor. Pazardan alacak olduğum sarımsak Çin’den geliyor. Oysa biz Anadolu’da yaşıyoruz. Biz bu coğrafyanın genlerini taşıyoruz. Çin’den gelen sarımsak benim genlerime uymuyor. İçimden bir ses, ‘bunu alma, bu yenmez’ diyor bana. Bir okuyup-yazmışlığım yok. Bir bilgim yok ama o görünen nimet bana sesleniyor; ‘sen beni yiyemezsin’ diyor. Bu bana dokunuyor. Ben artık kendimden endişe etmeye başladım. Bana ne oluyor böyle diyorum. Bu nedenle doğayı akışına bıraksınlar. O ağaç kesilmek istemiyor, o sular, o canlılar hapsedilmek istemiyor.”

KATAR İLE SU ANLAŞMASI: ‘GÖKTEN İNEN HER DAMLA BURADAKİ YAPRAKLARIN HAKKI’

Türkiye’nin Katar ile suyun yönetimi konusunda bir anlaşma yaptığını öğrendiğini dile getiren Pervin Savran, “Böyle bir anlaşma yapılmadan önce buradaki canlılara soruldu mu? Bu topraklarda yaşayan ve kadim su hakkı olan göçerlere soruldu mu? Eğer su konusunda bir anlaşma yapılacaksa bunu tüm canlıların su hakkını hesaba katarak yapılması gerekir. Gökten inen her damla yağmur, buradaki yaprakların hakkı. Kolay değil, bu yapraklar geceli gündüzlü bir damla yağmuru bekleşiyor. Bu kuşlar ağızlarını açmış tek bir damla için bekliyor. Bunlara soruldu mu böyle bir anlaşma yapılmadan önce?” ifadelerini kullandı.

SARIKEÇİLİLERİN UNESCO DOSYASI 13 YILDIR BEKLEMEDE

Doğanın içinde yaşamlarını sürdüren Sarıkeçili Yörüklerinin çok büyük bir kısmı Batı ve Orta Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yerleşik yaşama geçmiş. Ancak köklü bir üretim kültürüne sahip olan Sarıkeçililerin Mersin ve Konya arasında konar-göçer yaşamı sürdüren son aileleri zamana direniyor. Bir tür doğa okulu niteliğindeki bu zengin kültürün UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi (SOKÜM) kapsamına alınması ve destekleyici politikalar üretilmesi için 2008 yılında bir çalışma başlatılmıştı. Sarıkeçililer için hazırlanan UNESCO dosyası Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu ancak bu tarihten sonra konuyla ilgili somut bir adım atılmadı.

MESİR MACUNU VE KEŞKEK SOMUT OLMAYAN MİRAS LİSTESİNDE

Türkiye’den 2008’de Meddahlık Geleneği ve Mevlevi Sema Törenleri, 2009’da Âşıklık Geleneği ve Karagöz, 2010’da Yaren ve Sıra Geceleri, 2011’de Geleneksel Tören Keşkeği, 2012’de mesir Macunu Festivali, 2013’te Türk Kahvesi, 2014’te Ebru Sanatı, 2016’da Lavaş ekmeği yapımı, 2017’de Hıdrellez ve Islık dili, 2018’de Dede Korkut Ata Mirası, 2019’da Geleneksel Türk Okçuluğu, 2020’de ise Minyatür sanatı ile Mangala adı verilen geleneksel oyun UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınan kültürel değerler arasında yer alıyor.

SARIKEÇİLİLER DEDE KORKUT’UN KÜLTÜREL TAŞIYICILARI

Ancak Dede Korkut destanlarında anlatılan yaşamın ve kültürün son taşıyıcıları olan Sarıkeçililer’in ‘Mangala’ adını verdikleri geleneksel bir oyunları da var. Ancak her türlü zorluğa rağmen yaşayan bu canlı kültürün halen UNESCO listesine alınması için gerekli adımların atılmaması şaşırtıcı. Sarıkeçililer, kültürleri tamamen yok olmadan bu konuda gerekli adımların atılmasını bekliyor.

Önceki haberCumartesi Anneleri: “Galatasaray’dan vazgeçin demek sevdiklerinizden vazgeçin demek”
Sonraki haberWSJ: O Türkiye’yi yeni bir kargaşaya sürükledi
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + seventeen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.